gelgelelim sıklıkla yaşadığını değil, sadece var olduğunu hissediyor; kendisi günleri geçirmiyor da günler onun üstünden geçiyor. ama bunun için kendini fazla cezalandırmıyor; var olmak bile yeterince zor zaten.
Sayfa 727·Kitabı okudu
Alıntı
“Benim adım İnce Memed,” dedi birden. Tok, meydan okuyan bir sesle. “Beni bilebildin mi?” Ali Safa Beyin elindeki gazete düştü, yatakta yarı doğrulmuş öyle kalakaldı. Yüzü apak oldu, gözlerinin karası bile aka kesti. Dudakları titredi. Ağzını birkaç kez açtı açtı kapadı, sesi çıkmadı. Memed elindeki filintasını ona doğrulttu, üç el ateş etti. Kurşunların yelinden odadaki lamba söndü. Hemen o anda konağın içinde bir kıyamettir koptu. Memed ağır ağır merdivenleri indi, Alinin elindeki atını aldı, atladı doludizgin kasabayı çıktı.
Reklam
"Herkesin tanrısı kendine benzer"
Dinden uzaklaştığında bile insan dine tabi kalır; bütün çabasıyla tanrı benzerleri yaratır, sonra da benimser bunları ateşlilikle: İçindeki kurgu ihtiyacı, mitoloji ihtiyacı, apaçık gerçeğin ve gülünçlüğün üstesinden gelir.
Sayfa 2 - Metis Yayınları·Kitabı okuyor
Dilde gamzen oku var iken gamun gönderme kim Konmağ olmaz dôstum mihmân mihmân üstüne (Sultan Cem) (Dilimde gönlümde senin gamzenin oku zaten saplanmışken, bana bir de gamını (derdini, cefanı) gönderme. Ey dost, bir evde bir misafirin üzerine başka bir misafir konuk edilmez.) Şair, sevgiliye ince bir sitemde bulunur. Sevgilinin tek bir bakışı bile âşığın gönlünü yaralamaya ve onu aşk acısıyla doldurmaya yeterlidir. Bu yüzden: "Gönlüm zaten senin gamzelerinin oku ile dolu. Bir de bana ayrılık derdi, cefa ve gam yükleme." İkinci mısradaki "Misafir üstüne misafir konmaz." sözü ise bir teşbihtir. Gönül bir eve benzetilir. Bu evde zaten gamzenin oku misafir olarak bulunmaktadır; onun üzerine bir de gam misafir edilirse gönül bunu taşıyamaz. Beyitte hem aşkın tatlı yarası (gamze oku) hem de ayrılık ve cefa acısı (gam) bir araya getirilmiş; şair, gönlünün artık yeni bir acıyı kaldıracak hâlinin kalmadığını zarif bir benzetmeyle ifade etmiştir. Bu, klasik divan şiirinin ince hayal ve istiarelerine güzel bir örnektir.
Sayfa 37·Kitabı okuyor
Şiir yazmaya özendin mi hiç o dönemde? Hiç özenmedim. Bu kadar çok okuyup böyle derinden etkilendikten sonra, ben de yazabilir miyim diye düşünmedin mi? Hayır. Tek bir dize bile yazmadım. Şiirden daha yüksek bir anlatı yok bence. Bu, şiire haddinden fazla değer vermek, kutsallık atfetmek değil. Belki özü kavramak. Şiir tuhaf bir sihir. O söyleyişin ruhunu kavradığımız anda dili de anlıyoruz. Genellemek doğru olmaz elbette ama şiir okuyan yazarların daha derinlikli bir dünya kurduklarını düşünüyorum. Bize kendimize has dili kazandıran şiir okurluğudur. Bir de şu var, ben hikaye anlatmayı seviyorum. Şiir anlatmaya imkan veren bir tür değil. Şiir kapatan bir şey. Ben açmak istiyorum, kapatmak değil.
Sayfa 129 - Can Yayınları·Kitabı okuyor
Edebiyat
Genç taşralılar yüz bin insanın arasında kendilerini kaybolmuş sanırlar. Kimseyi tanımıyordu ve hep yürüyordu; yeni yoldan geçenler geçiyordu, hepsi birbirine benzer, kayıtsızlıklarıyla, ona bakmıyorlardı bile. Gürültüleri, kendisinin bir parçası olmadığı bir kalabalığınki gibi onu kuşatıyordu. Onları kitleler halinde, çalkantılarla ve hareketlerle görüyordu; geçerken duyduğu birkaç kahkaha gibi neşeli ve parıldadığını gördüğü birkaç kadın bakışı gibi parlaktılar.
Reklam
Reklam