YouTube kitap kanalımda Victor Hugo'nun Notre Dame'ın Kamburu ve diğer kitaplarını nasıl daha bilinçli okuyabileceğinizi anlattım: ytbe.one/nYN27KVPeFY
Keşke dünyaya yeni bir kitap puanlama sistemi getirilseydi de bu kitaba 10 üzerinden 10 değil, henüz icat edilmemiş o sayı sistemiyle birlikte sonsuz bir puan verebilseydim...
Bu kitabın benim için bambaşka bir anlamı var. 9 yıl önce bir mimar kimliğiyle Paris'e gidip görebildiğim Notre Dame Katedrali'ni, şimdi içerik üretici kimlinkiyle birlikte Victor Hugo'dan okuyup değerlendiriyorum. Hayat, insanı ne kadar da güzel büyütüyor.
Bugüne kadar Victor Hugo'dan pek fazla kitap okudum diyemem. Hatta eskiden sadece Sefiller (2 Cilt Takım)'i okuyup çok beğenmiştim. Ama kendisinden sadece iki kitap okumuş olmama rağmen Hugo'da fark ettiğim bir yön var. Kitapları nasıl kusursuz olacaksa o hedef uğruna çalışan bir yazar Victor Hugo. Şair kimliğinin de getirdiği tasvir gücüyle birlikte yazdığı her şey onun edebi atmosferinde gezegenleşiyor sanki.
Peki neden bu kitabın farklı bir puanlama sistemi içine dahil olması gerektiğini düşündüm? Çünkü Victor Hugo az ama öz kitap yazmanın tam olarak kelime karşılığı bence. İnsanın içindeki evrensel duyguları nasıl uyandırabileceğini o kadar iyi bilen bir yazar ki, bu sayede kitaplarında sevinci ve hüznü, iyilik ve kötülüğü, güzellik ve çirkinliği, ruh ve maddeyi aynı anda okuyup görebiliyoruz.
Gelelim Notre Dame'ın Kamburu'na... Evet, kitabın isminin bu olduğunu biliyorum. Fakat aslında bu kitap ile anlatılan şey çok büyük oranda Notre Dame Katedrali'dir. Mimarinin insanlar üstündeki hakimiyeti ve insan ilişkilerini kapsamasında sahip olduğu evrensel etkidir. Bireysel gücümüzün Tanrı'nın himayesine bağlı olduğunu anlatmak için Victor Hugo'nun kullandığı ilahi bir araçtır Notre Dame Katedrali.
Bu
YouTube kitap kanalımda Japon edebiyatı ve Cuniçiro Tanizaki hakkında daha detaylı bilgi edinebilirsiniz: ytbe.one/QbT0zmxxnoM
Bir kedi, bir adam ve iki kadının ortasında kalsaydı ve bunun üzerine bir kitap yazılsaydı o kitabın adı ne olurdu? Cuniçiro Tanizaki bu soruyu bizim için Bir Kedi, Bir Adam, İki Kadın diye cevaplıyor.
İncelemeye başlamadan size bir soru sormak istiyorum: Aramızda hiç hayvan sahiplenen bir arkadaşımız var mı? Kedi, köpek, kuş, balık hiç fark etmiyor. Bugüne kadar hayvanlara karşı olan düşüncelerimizi hiç konuşmadık. İsterseniz bu incelemenin yorumlar kısmına onlarla ilgili düşüncelerinizi veya bir hayvanınız varsa/olmuşsa ona karşı hissettiklerinizi yazabilirsiniz.
Japon edebiyatı yolculuğumdaki duraklardan bir diğeri kendi adıma Tanizaki oldu. Eğer hem Japon kültürüne ait tipik ögeleri okumak hem de insanın hayvanlarla olan etkileşimini düşünmek isterseniz bu kitap sizin için başlangıç açısından doğru bir tercih olabilir. Hem hayatımda okuduğum en iyi önsöze de sahip kitap oldu kendisi.
Bugüne kadar hayvanlarla ilgili kitaplar hep dikkatimi çekmiştir. George Orwell'ın Hayvan Çiftliği, Franz Kafka'nın Bir Köpeğin Araştırmaları ve Edgar Allan Poe'nun Kuzgun kitabı bu konuda okuyup sevdiğim kitaplar arasındayken, Bir Kedi, Bir Adam, İki Kadın kitabı da hem içeriğiyle hem de Japon edebiyatının en iyi yazarlarından biri tarafından yazılmış olmasıyla uzun süredir radarıma girmiş olan bir kitaptı.
Eskiden yaşadığım bir mahalle vardı. O mahallede de bu kitaptaki Lili gibi pek çok kedi yaşardı, hâlâ da yaşıyor zaten. Kimseye zararı dokunmayan bu kedilerin üstüne atılan taşları, tekmeleri ve komşularımızın hayvanlara olan bakış açılarını gördükten sonra bu konuda daha fazla düşünmem gerektiğini fark ettim.
İnsan, sadece dünya denen ufacık gezegende bile milyonlarca canlı çeşidi arasında yaşıyor. Ama bütün bu canlılar