La İlahe İllallah dendiğinde dil dört defa damağa vurur. Damakta ince bir husus var. Dil damağa değdiği zaman beynin dört lobu sıra ile devre dışı bırakılıp format atılır. İnsan o an için bunun farkında olmaz. Nasıl bir format? Birinci lamda, önce beyne ve nefse dur emri verilir. Sonra "İlahe" dendiği zaman Cenabı Hakk'ın varlığı kendisine hatırlatılır. "İllallah" dendiği zaman arka arkaya gelen lamlar diğer bütün teveccühlerin meydana gelebilmesi için insana kapı açar.
Sayfa 39 - Ruhi Yayınevi·Kitabı okudu
Din
"Zihnimizin sahip olduğu en büyük beceri belki de acıyla başa çıkmaktır. Klasik yaklaşım bize herkesin ihtiyacı doğrultusunda geçtiği dört kapı olduğunu öğretir. Birinci kapı uykudur.Uyku bize dünyadan ve onu dolduran tüm acıdan kaçabileceğimiz bir sığınak sağlar. Bir insan ağır yaralandığı zaman genellikle kendinden geçer. Aynı şekilde travmatik haberler alan birinin bayıldığı olur. Zihin ilk kapıdan işte böyle geçerek kendini acıdan korur. İkinci kapı unutmaktır. Bazı yaralar kısa zamanda kapanamayacak, hatta belki de asla iyileşemeyecek kadar derindir. Ayrıca bazı anılar o kadar azap vericidir ki onlara alışmak mümkün değildir. 'Zaman tüm yaraları iyileştirir.' sözü yanlıştır. Zaman çoğu yarayı iyileştirir. Geri kalanlar bu kapının ardında saklıdır. Üçüncü kapı deliliktir. Bazen insanın aklı öyle bir darbe alır ki kendini delilikte saklar. Bu ilk bakışta faydalı gözükmese bile öyledir. Gerçekliğin acıdan başka bir şey getirmediği zamanlar vardır ve bu acılardan saklanmak için zihnin gerçekliği geride bırakması gerekebilir. Dördüncü kapı ölümdür. Son sığınak. Öldükten sonra bizi hiçbir şey incitemez. Ya da en azından bize öyle söylenir."
Sayfa 145·Kitabı okudu
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
İrticayı 1999 yılında öngören Prof. Dr. Cahit Tanyol
İmam Hatip Okullarının amacı din adamı yetiştirmektir. Fakat bu okullar fırsatlardan yararlanarak eski medreselerin hortlatılmasına zemin hazırlamıştır. RP'nin yer almış olduğu koalisyon döneminde meslek okullarına üniversiteye girme hakkı tanındı. Refah Partisinin bu kanunu çıkarmaktaki ama­cı İmam Hatip çıkışlıların devletin köşe başlarını tutmasını sağlamaktı. Bütün çabalarına rağmen yanız Harbiye'ye gire­mediler. Biraz mırıldandılar, pabuç pahalı geldi. Öğretim hakkı dediler. Devletin diğer örgütlerine sızmak suretiyel su­başlarına kendi adamlarını yerleştirdiler. Bir de görüldü ki, mülki idare başta olmak üzere, devlet mekanizmasının bütün köşe bucakları imam Hatip kökenlilerle doldurulmuş. Milli Eğitim Bakanlığı, Talim Terbiye Kurulu onların eline geçmiş. **Üniversitelerin her dalında molla kılıklı öğretim üyelerinin sa­yısı çoğalmış, liselerde felsefe ve sosyoloji dersleri itelene­rek kapı önüne atılmış. Onların yerine, bütün sınıflara zorun­lu din dersleri konulmuş. Her üniversitede bir İlahiyat Fakül­tesi, her ilde bir İslam enstitüsü, sayısı yüz binleri bulan kız ve erkek imam Hatip Okulları ve bir o kadar Kur'an kursları, bütçesi ve kadroları alabildiğine şişkin bir Diyanet İşleri Baş­kanlığı, sayılı milyonların çok üstünde cami ve mescit yapma seferberliği... bütün bunlar tabanda bir siyasi sömürü ağının dayanakları. Şu anda Türkiye bir irtica ve din sömürüsüne teslim olmuş durumda. Şu anda Türkiye'de her gün Mene­men olaylarına taş çıkaracak irtica suçları işlenmektedir. Her gün üniversitelerin önü, camilerin çevresi polis kordonu altın­da. Yapılan gösterilerin amacı devleti çürütmek, kanunları iş­lemez hale getirmek. Türban gibi anlamsız bir olayın, ikide bir insan hakları maskesi altında Türkiye Büyük Millet Mecli­si'ni, Anayasa Mahkemesi'ni,
BİRİNCİ PERDE [Maraş yakınlarında bir hanın sofası. Karşıda ve ortada üstü kemer şeklinde, demir parmaklıklı büyük bir pencere. Karşıda ve sol köşeye doğru büyük giriş kapısı. Sağda ve solda içeri taraflara açılan iki kapı. Taş duvarlar. Her tarafta uzun tahta peykeler. Peykelerin üstünde birkaç koyun postu. Sağda bakımsız bir ocak. Sol tarafta sahneye doğru, dört ayaklı çıplak bir tahta masa. Bir iki aralıklı hasır iskemle.]
Hayata Dair
Bakış...
Yağmurlu gecenin içinde denkleri yüklenip arka arkaya sıra­lanan hamalların önünde, meçhul topraklan keşfe çıkmış yor­gun bir sefer heyeti gibi yürüdüler. Birinci katı tuğladan yapılmış, fakat en üst katının petıcere pervazları henüz takılmamış, bir evin taş basamaklı merdivenle­rini çıkıp kapıyı çaldılar. Kapı açılınca Murat: - Beyamca! Biz geldik! diye bağırarak içeriye koşmak istedi. Bir kocakarı, çocuğun kolunu hışımla çekerek sarstı: - Kunduralarını çıkarmadan nereye gidiyorsun terbiyesiz! Burası ahır mı? Beyamcayla babaanne içerde, baba ile annesi kapı eşiğinde donakaldılar. Bu kadar seneden sonra ... Murat'ın çamurlu kunduralarla koşup beyamcasını kucaklamaya da mı hakkı yoktu? Bir şeyler kaybetmişlerdi. Korkunç derecede kıymetli bir şey­ler! .. "Gidip de gelmeme"nin ne olduğu malum değildi ama, "Gelip de bulmama"nın acılığı meydandaydı. Canseza, eşiği geçip geçmemekte bir an tereddüt etti ama, kirli yün çorap kokan, hamallar kahvesinden geliyorlardı. Tren­ler dolusu "bozgun" getirmişlerdi. Halbuki burada, tahtaların temizliğinden daha ehemmiyelli başka bir şey olmadığı belliydi. İlk defa, bir ev sahibi olmak için ölesiye çırpınan kocasını an­lar gibi oldu. Cemal -iki buçuk yaşındaydı- kucağında uyumuştu.
Sayfa 199 - İthaki Yayınları, Canseza·Kitabı okudu
Roman
Değişmeyen İnsan...
Çirkinlik ne kadar kolay! Tablalarda, böcek ölüleri gibi yatan izmaritler. Duvarda, haftalık dergilerin ilâvelerinden kesilip camlatılmış en zevksiz resimler. Birden kapı açılarak içeriye dünyanın en usta marangozları, ressamları, mimarları, dekoratörleri, halıcıları, inşaatçıları girecek. Her şeyi, her şeyi güzelleştirecekler. Her şeyin daha güzelini yapacaklar. Eskileri yakacaklar. Dünyanın en eski mahzenlerindeki en eski şaraplar masaları süsleyecek, müzelerin en seçme kristalleri, seramikleri her köşeyi dolduracak. Merdivenin başında, Philadelphia Senfoni Orkestrasının üyelerinden seçme bir topluluk, başlarında birinci keman, çalmaya başlayacaklar. Peki insan? İnsan ne olacak? Onu kim değiştirecek? Değiştirmek ne kelime?
Sayfa 271
Alıntı