Emziren anneler arasında botoks yaptıranlar var" dedi Peter bana. Duygularını bebeklerine iletemiyorlar, hatta bebeklerin duygularını bile alamıyorlar(His ve mimik kaybı). Bu tür bir teması kaybediyorlar. Sosyal medya da dahil olmak üzere diğer birçok alanda, kendimizin yapay, "botokslu" bir versiyonunu çok sık sunuyoruz: Kim olduğumuzun değil, başkaları tarafından nasıl algılanmak istediğimizin bir görüntüsü. Peter, "İnternetin bize getirdiği şey, kitleler için bir tür botoks" diye ekledi. "Yakınlarda gerçek olma becerisini kaybettik, bu da temelde bizi insan yapan ve birbirimize bağlı hissetmemizi sağlayan şeydir."
Bazen sadece mimikleri ile konuşurdu. Gözlerini kısa bir an açıp kapatır, sonra göz kapaklarının aşağıya salıp başını hafif hafif sallardı. Kaşlarını çattıkça, kaş aralarındaki derin çizgisi daha da belirginleşirdi.
Feminizmin özgürleştirici(!) söylemlerini kullanarak daha fazla ruj, daha fazla botoks, daha fazla estetik ameliyat satmak kadar dahiyane bir strateji olabilir mi?
ABD'deki cenaze salonlarında çalışanların bazen cenazelerin hazırlanması konusunda kendilerine özgü fikirleri vardır. Bunlar canlı bedenlere uygulanan tuhaflıklardan pek de farklı değildir. Cildin daha sıkı görünmesini sağlamak için deri altına botoks veya hyaluronik asit enjekte etmek gibi.
Güzel, özgürlük ve uzlaşıyı vadeder. Güzelin karşısında arzu ve zorlama kaybolur. Böylece kişinin dünya ve kendisiyle özgür bir ilişki kurmasına imkan verir. Hegel'in estetik teorisi, günümüzün estetik rejimiyle taban tabana zıttır. Neoliberal kalokrasi kısıtlamalar yaratır. Botoks, bulimia (zayıflamak için kusma hastalığı) ve güzellik ameliyatları bu kalokrasinin terörüdür. Güzel, evvela uyarıcı üretmek ve dikkat meydana getirmek zorundadır. Hegel için devredilemez olan sanatın kendisi bile bugün tamamen sermayenin mantığına tabi olmuştur. Sanatın özgürlüğü, sermayenin özgürlüğüne boyun eğmektedir.