• 104 syf.
    ·1 günde·Beğendi·9/10
    Bu kaçıncı sevmem seni..
    ..dört oldu sanırım ..
    Dörtleri sevmem aslında ..
    her sey üçte bitmeli .. 1..2..3
    üç benim uğurlu sayım..
    bir dünya safsata yazılmış üç üzerine numaralojide..
    çok da umurumda değil...
    merak da etmiyorum artık derinlerdeki anlamları.. ..
    ..yoruldum
    ..oysaki ki en büyük özelliğidir kedinin "merak" ..
    ..ta ki bir gün onu öldürene dek .. 1..2. 3

    Ne diyordum ..
    Ali Lidar .. Evet ..
    ..seni merak ettim ..
    "Veysel gelsin beni alsın Şirintepe parkındayım" dediğinde merak ettim. .

    Çorabının tekini buldun mu acaba mütemadiyen düştüğün dalgınlıklarda merak ettim ..

    "Ne eksikse sen tamamla" yorgunum dediğinde öpüp üstünü örttü mü beklediğin. ..
    ..merak ettim ..

    Annen baban sustu mu "bağırmak tedavülden kalktı mı " mesela. .
    Sana da "Sakin " diyen oldu mu?
    Söylediler mi sorduğunda "neden seni sevmediğini " en son babana sormuştun cevap verdi mi ?
    .. merak ettim

    SEN ....
    Asla başarısız bir proje değilsin ..
    hiç bir yerin yanlışı ya da sokağın çıkmazı değilsin ..
    ben seni sevdim ..
    Apartman gölgelerinde sevdim ..
    "Aranıza karışmaktan vazgectim" dediğinde sevdim ..
    "Çırkinim dediğinde sevdim ..
    Bu şiiri sana yazmadım dediğinde küsmedim..
    Vasıfsız vuruşlarında incinmedim ..
    "Herkes gider " dedim sen _dilinde :)
    Sinir krizi de geçemiyorum ayrıca :) Niye?diye sorup durma:)
    Evet şarkıyı dinlerken ağlamayı beceremedim ama bu şarkıyı hep sevdim ..

    https://youtu.be/9KkAtcPku2k

    Sen sağ ben selamet yağmura dikkat ettim ..merak etme
    Vakitsiz yağıyor yapacak bir şey yok :)
    Ayaklarım üşümüyor söylediğinin teknikle ısıtıyorum onları. .
    Dün San Antonio kilisesine gittim Katedral bulamadım buralarda ..
    bahçeye seni gömmeme izin vermediler ..
    ..üzgünüm
    Acele gidişlerinin ve kayboluşlar ardından sallamaya mendil de yok hiç bir yerde ..
    Yoksa seni ..
    ..yine
    .....severim
    Şu kedi beslemek işine aklım takıldı:)
    Birde yüksek sesle "Kafka" okumak neyimize gerek..
    Hayatın orta yerinde öptüğün o kadını düşündüm biraz ..
    "Merhamet et...
    ... merhamet bir bakışınla mümkün " dediğin o kadındı yüksek ihtimal ..
    Gövdeme iyi bakmak gibi bir fikir soktun aklıma komik oldu :))
    Haklıydın ve bu can yaktı :)

    "Ateşle buz neyse seninle ben oyduk"
    Ayrı ayrı çok güzel ..
    Birlikteyken ölümcül .."
    ....diye tekrarladım. .

    Kuyuya beton döktüm ..
    hatta üstüne bir de Thomas Bernard "Beton " okudum sağlam olsun diye ...

    Ekinoks geldi geçti "bana ne " dedim ..
    Ruhumda kir görmedim o yüzden çabucak geçme dediğin o noktayı "çabucak " geçtim ..

    Dağınık sicimlere dönmüş "içim" i de toplamak gelmedi "içim " den _affet:)
    Üşendim :))
    Tıpkı kahin kargayı vurmaya üşendiğim gibi ..

    Ay tutulması olsaydı izleyecektim _olmadi onun yerine Sebahattin Ali okudum ..
    Anti_emperyalist ..
    Mukavemetsiz ..
    Narkotik. .siirlerle devam ettim ..

    Yani demem o ki
    Ottowa da bir yerlerde canım geyik kanı çekerken .
    ."Ben seni severdim sevmesine de toplum buna hazır değildi " dedim :)) güldüm :)
    Kışa rağmen koştum :)
    Gülümsedim ..
    Denedim ..
    Çok amin ..

    On dakikada deliğinin çağına erdim. .
    Sümbülteber çiçeğinin nasıl bir şeye benzediğini merak etmedim "çiçek sevmem" ..
    Ağaç severim ben "Sedir ağacı "
    bir de "Sakura" ...
    'Bir ağaç bize yeter dedim ikincisini mavi saplı bir baltayla "yok ettim " ..

    Yukarısını "konmaktan vazgeçmiş kuşlar"a bıraktım belki "pes" ettim bilmiyorum "melek " de değilim ..
    Eflatun bir at hiç değilim. .
    Ağustosta doğdum ama ağustos böceği de değilim. .
    o yüźden #sustum

    "Susarız ve ..
    Ne derlerse o
    Bundan sonra ..ne
    ..derlerse
    ..o

    Peki ..demenin kaç kilo duygu barındırdığı öğrendim bolca. .
    Çok acayip değil "çok acaip" in farkına vardım. .

    Bütün bu okuduklarımı"gazete kağıdına " sardım sonra :)) ...
    ruh halimi çekmeceye kaldırdım ...
    Arzın merkezine bir bilet aldım ama yine Nemo ile okyanusa daldım :)
    Sarı rengi hiç sevmedim ..
    Haksızlık bu ! ..diye isyan da etmedim
    Biterken..
    ..dedim sadece
    Giittim...

    Dip Not ..
    "Bu incelemeyi sadece kitabı okuyanlar anlayacaktır "

    Şiir le kalın ..
  • "Bütün yıldızlar sönmüş olabilir mi
    Ondan mı karanlık gece
    Yoksa içimde siirler mırıldanan bir yalnızlığın
    Kör kütük gölgesi mi keyfe keder..

    Bana güneş borçlu sabahlarım var
    Boş limanda beklediğim yine yokluk sadece
    Martılarin göç ettiği bir şehir gibiyim
    Biraz yorgunum
    Biraz kırgın
    Belki biraz da hüzünlü..


    Takılıp kaldığım bir zaman da kalmadı hiç
    Kapanmaz bu yaralar şiirlerden ümitle
    Sırtımda yamalı siyahtan bir hırka
    Isıtmaz bedenimi bilirim
    Küf kokan keşkelerin soğuğundan
    Ve cinnet geçirmiş anıların
    Feryadıdan koparamaz acıyı
    Hiç bir kelam..
    Hiç bir bakış.."

    Elif
  • çünki yorgunum biraz
    uzun bir yoldan gelmişim tabanlarım çatlak
    gövdem kan içinde, yüreğim ağrıyor
    eskitmişim bütün ilklerin sancılı başlangıcını
  • Öperse sakalımı biralanmış bir berber
    Aşkımın civcivleri kanatlanmış 
    merhaba
    şiirlere kılıç çeken gökyüzü
    yerin bu şiirde de bir çocuk ağlamasıdır
    (yerin bu şiirde küçük bir çocuk ağlamasıdır) 
    yani ki sen

    EY
    li bir heple başlayan
    hüzünlerin ve yalnızlığın bekçisi
    bütün şiirlerin babası
    üvey
    babam
    merhaba
    EY
    (artık küçül) 
    -ey-
    acıların güç çeşmesi
    suyun artık beslemiyor çocukları
    ey babam 
    merhaba
    olmasa babamın karısı
    büyütün artık beni

    (ağlamak acıların yontulmuş biçimidir
    hüzünse bir çocuğun gökyüzünü sevmesidir)

    yorgunum bir gülü devşirmekten
    görseniz artık
    yüzüm
    bozulan bir çiçektir
    evde kalmış kızların göğsünde sık bulunan
    beni solduran akşamüstleridir pencerelerde
    çünkü hüznü hüzün besler yalnızca
    merhaba

    diyorum bir acıyı ikiye bölmek
    bir elmayı ikiye bölmek kadar güçtür
    görseniz artık
    yüzüm
    bozulan bir dengedir.
    bir serçeyi gökyüzünde barındırmaktan kıyan
    (bence bütün serçeler yaşlandıkça serçedir) 
    güneş(ki göğün orospusudur) 
    yatar da çirkinliğin baykuş kuşuyla
    unutur bir serçeyi kendisiyle sevişmeyi
    şimdi yaşlanan bir gökyüzüdür hayatı
    aşkı ve sevişmeyi kendisinde arıyan
    merhaba
    diye bir ses nerden
    gelirse küçük bir çocuğun 
    serçeleri çok seven bir çocuğun
    eskiyen yüzüdür güneşe karşı

    (babam benim
    annemi sana emanet ediyorum)
  • ı
    her şey bir acının bilincine varmakla başladı.
    bir taşı kaldırıp atmakla, bir kapıyı açmakla...
    bir el, hep bir şeyler yazdı, biz doğduktan bu yana kağıtlara
    şimdi bütün yaşadıklarım karalama kağıtlarında kaldı.

    bir kalem kendi kendine yazar bu şiiri.
    insanlar işlerine gider, ben acıya giderim.
    bir günde bütün isalarımı çarmıha gerer
    ve her günümü milât bilip, yekinirim.
    güzelliğim, ağlayan bir çocuğun güzelliğidir.
    mutluluğum, örneğin hapisteki bir adamın
    eline bir gül geçtiğindeki mutluluğuna benzer.

    ıı
    herşey beni saran bu dünyada bir yangının çıkmasıyla başladı.
    kaçıracak bir şeylerim olup olmadığını düşündüm.
    kitapların çoğunu okumuştum. ve ellerim
    bütün şiirleri bir çırpıda yakmaya hazırdı.
    yaktım mı onları bilmem, yoksa yakmış gibi mi oldum?
    oldu ne olduysa.

    her şey üstüme örtündüğüm gökyüzünden oluk oluk bir yağmurun boşanmasıyla başladı.
    yağdı ayak izlerimin üstüne. yağdı naftalinleyip
    yüreğime sokuşturduğum anıların üstüne
    unuttum mu onları bilmem, yoksa unutmuş gibi mi oldum?
    oldu ne olduysa.

    ııı
    acı, ağır bir katran gibi yayılınca bedenime
    yüreğime binlerce uçurum eklenir artık
    geriye dönüp de bakmak gelir içimden
    yumruklarımın gökyüzünü dövdüğü, o milâttan önceki devirlere
    bana yarınlardan, bana doğacak güneşlerden sözederler
    ben bugünleri yakıştıramazken kendime.

    ıv
    yüreğimdeki o yolunmuş gül dağınıklığını
    aklıma vurmaya çalışalı çok günler geçti
    anladım ki hayatım artık yeni güller doğuramamakta.
    son sözümü söylemek ister gibi insanlara
    intihara uyanıyorum her uyanışımda.
    yüreğimde hiç bir şey yapamamanın boşluğu ve çok şey yapmanın yorgunluğu var
    günlerce hiç kımıldamadan oturmuş ya da kendimi duvarlara vurmuş gibiyim.
    hayat karşısında yorgunum artık
    ve zindeyim ölümün karşısında.

    çiçek, sadece bir çiçek olarak duruyor önümde
    (doğanın bir kanıtı olarak değil.)
    yağmur, insanı ıslatır anca.
    çocukların da her hareketleri ölüme koşuttu ha bir yıl önce, ha bin yıl sonra
    (kaç yıl var ki kendimi çiçeklerle, yağmurlarla, çocuklarla avuttum.)
    hayat deyince, yeni doğmuş bir bebeğin o ilk çığlığı geliyor aklıma.
    onun yaşayacağı acılar sonra.

    aklım bir çağlayanın en devingen yerine benziyor.
    hiçbir düşünceyi yakalayamıyorum, köpürüp taşan sözcüklerimle.
    beynimi o çağlayanın en dik yerinden fırlatıp atmak mı düşüyor şimdi bana?
    ne aradığımı bilmeden birşeyler arıyorum şurda burda.
    yok artık ne bir duygu, ne de bir istek
    bedenimin her hücresi sağırlıklarla dolu
    hoşçakal diyorum şimdi, gördüğüm her varlığa.

    v
    bütün uykularından uyanan benim bu dünyanın
    bütün ölümlerini ölen, bütün doğumlarını doğan.
    sorularını birer muska gibi takıp da boynuna yollara düşen benim
    benim için bayramlar koydular takvimlere
    benim için sokağa çıkma yasakları, gecelere.
    bir uçurumun önündeyim diyeceğim ama bir dağın doruğunda da olabilirim;
    sonunda ikisi de aynı kapıya çıkıyor bence.
    bir nesneye hep yangın öncesinde dokundum.
    ve bir insanı ölümünden az önce tanıdığım çok olmuştur.

    şimdi karalıyorum takvimdeki bütün rakamların üstünü artık.
    sıfırdan ötesini aklım almıyor.
    milât buysa eğer, kendime bir çarmıh bulmam gerek
    ki her insan bir milâtı yaşar, bir yerinde hayatının
    benim hayatımsa bütün milâtların toplamı oldu
    bütün çarmıhları tüketti benim acılarım
    bütün isalarımı gözyaşlarım boğdu.


    gözlerim kuruyuncaya dek ağlamak istiyorum,
    ve sesim kısılıncaya dek bağırmak.
    bana düşen bir yağmur damlası
    ırmağa dönüşüyor damarlarımda
    yüzümü yalayan yel, fırtınaya, boraya.
    ve artık sırtıma ağır geliyor yaşamak,
    yüzüm gözlerden, sesim kulaklardan
    şiirlerim basılı kağıtlardan silininceye dek kaçıp saklanmak istiyorum.

    ve sonra bir gün çıkmak dünyaya
    elimde bir ekmekle yollarda yürümek,
    çiçekleri sulamak, çocukları sevmek.

    vıı
    bağdaş kurup oturuyorum bir uçurumun derinliklerine.
    elime kalem almadan şiirler yazıyorum.
    ey sokaklarında nöbet tuttuğum kentler
    ey yüreğimde gitgide yaklaşan doğum
    ad veriyorum artık her nesneye kendimce
    bayraksız ülkeler arıyorum artık atlaslarda
    mayınsız, telörgüsüz sınırlarda at koşturuyorum
    dünyalar getiriyorlar bana, birini seç diyorlar
    pazardan üç beş kavun alıp getirircesine
    herkesin dünyasından silah sesleri geliyor
    bütün dünyaları dolaşsam, mezarlıktan başka bir şey göremeyeceğimi biliyorum
    yazıtlarındaki sözler değişikse de ne çıkar
    ölüm her yerde aynı ölüm ve her yerde benim sırtım yanıyor tabutları omuzlamaktan
    oturup ağıtlar yazmak da bir işe yaramıyor.

    bağdaş kurup oturuyorum bir gülün derinliklerine
    kendimi yeniden doğmalara alıştırıyorum.

    vııı
    artık iyice belirginleşen yüz çizgilerimin
    izini sürüyorum, geceyarısı baktığım aynalarda
    bir çocuk, boyuna hayata ilişkin sorular soruyor
    durarak karanlığın doldurduğu uçurumlara bir adım kala.
    geceyi sokağa çıkma yasaklarıyla tanıdın, diyor.
    her akşam kent kararırken yüreğin de karardı
    kimseler bilmedi acını, herkes kendi surlarının ardına
    daha ilk karanlık çökerken sığınıp, saklandı.
    ve ekliyor, yanıtı olmayan sorularda kaldın
    uzun, upuzun bir yolda yürüyen birinin
    dönüp de ardına baktığı o yerdesin şimdi
    diyor ki, geri dön ve ara o yollarda ayak izlerini.
    çünkü bir ağaç köklerinin dolandığınca ağaçtır.
    kıyısız bir deniz görmedim, düşüncelerin dışında
    bir anıdan yola çık istersen, bir sözden, bir gülüşten
    çünkü insan sorularıyla insandır ve onlara bulduğu yanıtlarıyla

    ıx
    bu kez biraz uzun sürdü bu keder
    içime ağır bir taş gibi takılıp kaldı
    acı, takunyalar giyerek yürürdü yüreğimde
    sevincinse tüyden ayakları vardı

    ve sorularım ne çoktu benim
    ellerim her taşın altını kuşkuyla aralardı
    inanmaz olurdum kimi, göğün mavi, yaprağın yeşil olduğuna
    gözlerim her renkte saklı bir karayı arardı.

    bu kez biraz uzun sürdü bu keder
    kollarımı iki yana açıp dansetmek istiyorum
    mutlu olmak istiyorum ey kuşlar, ey çiçekler

    x
    ve her şey akdeniz'in bilincine varmakla başladı. atlasları açıp bakmadım. turistik rehberlerden de sözetmeyeceğim size. bu eğer bir yitik cennetin özlemiyse, akdeniz'in genel görünümüyle bugün artık bir cenneti çağrıştıramayacağı bilinir. her şeyin anamalcı bir düzenin çarkına koşulduğu bir dünyada gözlerimi ellerimle kapatıp bir akdeniz görüntüsü çizmiyorum duvarlara. bugün insan akdeniz'e gidince ırzına geçilmiş bir kadının karşısında duyduğu o kederi duyabiliyor ancak.
    yine de her şey akdeniz'in bilincine varmakla başladı. akdeniz'de ben kendi geçmişim ve geleceğimle birlikte tüm insanlığın geçmişini ve geleceğini buldum. dokunduğum bu taş, üzerinde bir takım anlamadığım dillerden sözleri barındıran bu yazıt benden önce vardı, benden sonra da varolacak. doğayı yitirdik belki, ama bir akdeniz çocuğu 'her şey akar' diye sesleniyor bize hâlâ. insanlığın bütün değerleri kendini koruyor; onca olumsuzluğa, zorbalıklara karşın. dünyanın bir çekirdeği varsa, bu çekirdek akdeniz olmalı. çünkü bu dünyadaki bütün 'ilk'lerin serpilip geliştiği yerdir akdeniz. insanın kendi kendini ve tüm evreni sorguladığı bir bilinçlenmedir. 'soru soruyorum, öyleyse varım' der akdeniz insanı.
    herkesin bir akdeniz'i vardır. giderek, bütün dünya milyonlarca küçük küçük akdeniz'in bir araya gelip toplaştığı yerdir. insanın kendi varlığının bilincine varması böyle başlar. yalnızlığımın bilincine varıyorum; ama bu yalnızlık duygusu beni insanlardan ayırmıyor, tam tersine insanlara açılabilmemin tek koşulu yalnızlığımdır benim. uyumu akdeniz'de buldum. tüm insanlığın kendi köklerine kavuştuğu bu yerde. ve 'milât' diye bir şey varsa bu dünyada, bu sözlerin dudaklarımdan kaydığı an milât olmalı. benim 'milât'ım akdeniz'e dönmektir. bu dönüşün ötesine uzanan bütün yaşayacaklarım artık milâttan sonraki tarihlerle anılacak.


    akdeniz'e dönüyorum, güz kuşlarının
    kanat vuruşlarına adımlarımı ayarlayarak
    akdeniz'e dönüyorum, dumanlı bir kentin
    irin püskürten bacalarını yüreğimden kazıyarak.

    yıllar yılı karanlık, nemli odalarda yaşadım
    her sabah yüreğime yeni bir uçurum eklemenin kederiyle
    bir göçmen kuştum ki ben, güneyi hiç bulamadım
    uçmak istesem yasakların surları dururdu önümde.

    sokaklar bir yara gibi, yüründükçe kanardı
    donup kalırdı sesim, o buzdan yüreklere vurdukça
    her ana ağıt yakmak için dudaklarını aralık tutardı
    aklım, en güzel duyguların kıyılarında durdukça.

    ve işte kendi içimde yürümeyi öğrendim şimdi
    bitmek bilmeyen sokağa çıkma yasaklarında
    anladım ki artık herkes bayraksız bir ülkeydi
    beyinler telörgülerle çevriliydi, yürekler mayınlarla.

    yakılan kitapların dumanları tüterdi bacalardan
    ben yanan her sözcüğe tek tek gözyaşı döktüm
    yeni dünyalar aradım hayatıma, çıkarak atlaslardan
    böyle başladı kendi içimdeki o uzun yürüyüşüm.

    denizsiz bir gemiydim sanki, topraksız bir çiçek
    köklerinden kopmuş bir ağaç dinelirdi önümde
    şiirler yazdım, yazan elim, söyleyen dilim titrek
    her şiir yadsıdı kendini, yaslanarak bir başka şiire

    turuncu bir sokağın aklımı tozutup atması böyle başladı
    sıçrayıp gitti bir çocuk, yalınayak, dikenlerin arasında
    bahçesi günebakanlı bir ev, taşlık, incir ağacı
    el çırpıştırıp, titreyerek akan sular vardı arklarda

    baba, bir dilim portakalla köpük köpük şaraplar içer
    ana, tulumbanın önündeki yalakta çamaşırlar yıkardı
    çocuk, yüzünü bir kitabın sıcacık koynuna gömer
    uzak bir deniz ve kızlar üzerine düşler kurardı.

    her sokağın bittiği yerde bir limonluk başlar
    her limonluğun ardında bir dilim deniz görünürdü
    şafakta rıhtımda bir sürü ceviz kabuğu sandal
    denizin enginlerine yaşlı balıkçıları götürürdü

    geceleri ay bir ekmek gibi büyürdü gökyüzünde
    kavrulmuş susam ve yeni biçilmiş buğday kokardı
    yıldızlar gümüş sürerlerdi denizin tenine
    her yakamozun parladığı yerde bir deniz kızı oynardı.

    böyle bir dünyaydı işte, anlatılır mı bilmem?
    insan her dönüşünde bulur mu eski ayak izlerini?
    yağan yağmurlar mı, yoksa kendi midir onları silen?
    dönmek istiyorum ben, dupduru bir su, el değmemiş bir toprağım şimdi.

    akdeniz'e dönüyorum! akdeniz'e dönüyorum!
    anamın rahmine yeniden, yeniden döner gibi.