• ''Büyük adam olabilmek için okumak, öğrenmek lazımdır.''
    Ali Rıza Efendi'den oğlu Mustafa Kemal'e.
  • 103 syf.
    Bol bol görsellerle desteklenmiş; tarihimize derin izler bırakanlardan sadece 7 tanesinin anlatıldığı bir kitap. Okuma süreniz 15 dk. O kadar çabuk okunuyor . Açıkçası ben çok farklı düşünmüştüm.
    Kitaptan Alıntılar
    Yapımında aranızdan sadece bir kişi çalıştı, mermerime, heykellerime sadece bir kişinin eli değdi aranızdan... O da bir kadın
    Biz bu coğrafyada kiracı değil, toprak sahibiyiz.
    Hasan Ali Yücel, büyük bir cesaretle, yılmadan, zorlukların üstüne giden dedesinden miras aldığı yelkenleri, yıllar sonra bilginin rüzgarına açacaktır...
    Bu topraklar, hakkı olmadığı için bir tek ağrı kesiciyi bile oğluna vermeyen, o güzel, cesur, kararlı insanlar tarafından vatan yapılmıştır!
    Arkadaşı ile birlikte okula giderken, Meclis' e yürüyen Atatürk' ü her sabah selamlayan çocuk, yıllar sonra bir tiyatro sanatçısı olarak sahneden, ülkesinin çocuklarını selamlayacak- tır...
    Ve aradan geçen 3 yıldan sonra Gazi Mustafa Kemal Paşa, bir halkın kaderini değiştiren emrini verir: " Ordular! İlk hedefiniz Akdeniz' dir... İleri..."
    Hepimizin bildiği bu tarihi söz, " Ordular" diye başlamaz!
    Gazi' nin o tarihi sözünün başı şöyledir: " Türkiye Büyük Millet Meclisi Orduları...."
    1922 yılında basılan Çalıkuşu, edebiyatımızda konusu Anadolu'da geçen ilk romandır. Cepheye giden Türk subaylarının yanlarında taşıdığı silah ve cephanenin arasında Çalıkuşu romanı da vardır... Atatürk ölüm kalım savaşı anlamına gelen Büyük Taarruz' un hazırlıkları sırasında, cephede iki gün Çalıkuşu' nu okumuştur.
    Şimdi o savaş bitti, yeni savaşımız başlıyor... O da kültür ve sanat savaşımızdır. Cephane taşıdığımız sandıklara kitaplarımı köy, cephanenin yerini artık kitaplar alsın.

    Keyifli okumalar dilerim.
  • 480 syf.
    ·5 günde·Beğendi·10/10
    İncelemeden önce şunu belirtmek isterim ki yaklaşık dört buçuk senedir kitap incelemeleri yapıyorum elimden geldiğince ve fark ettiğim kadarıyla bu dört buçuk sene içerisinde yazdığım ilk incelemelere bakılacak olursa ciddi bir değişim söz konusu. Hatta bazen eski yazdıklarıma bakıp kendimle alay ettiğim de olmuştur. Kendi kendimi yadırgamam da aslında küçük de olsa bir bakış açısı kazandığımın göstergesidir. Bunu belirtmek istememdeki sebep aslında sizlerin de inceleme yapmanız hususunda bir nebze de olsa cesaretlendirmek. İnsan kitap okurken gelişir yazarken de bu gelişimi kalıcı hale getirir. Bizler evet kitap okuyoruz fakat yüzlerce kitap okuyan insanların kitaplar hakkındaki düşüncelerinden, hayata karşı bakış açısı kazanmalarından, entelektüel edinimlerinden bizleri mahrum etmeleri açıkçası ciddi bir kayıptır. Hem kendi gelişimleri açısından hem de yazı dili ile kendilerini ifade etmeleri yazarlar ile aralarında özdeşim ya da empati kurmalarına neden olacak ki bu da ileride belkide aramızdan daha fazla yazar, şair, eleştirmen çıkması demektir. (Siteden bu zamana kadar 3 yazar çıktı benim bildiğim kadarıyla. 2 tanesi yazarlıklarını 1K'da inceleme yapmalarına borçlu olduklarını biliyorum)

    Gelelim incelememize...

    Öncelikle tarih kitaplarını yorumlamak, incelemek ciddi bir kazanım gerektirir. Maalesef ki bu kazanıma bir akademisyen kadar yüzde yüz sahip değilim. Dolayısıyla İlber Hoca' nın da belirttiği gibi "Tarihi ele alıyorsanız nesnel bakış açısına sahip olamazsınız" dan yola çıkarak kitaba olan yaklaşımım nesnel olamamakla birlikte Atatürk hayranı biri olarak da fazlaca öznel olabilir veya yetersiz kalabilir.

    İlber Ortaylı' nın kullandığı üslup ve akıcılık:

    İnstagram' da bir caps görmüştüm. İlber Hoca' nın konuşmalarında "biliyorsunuz" diye bitirdiği hiç bir şeyi bilmiyorum, diye. Çok gülmüştüm. Tabi ki hoca TV programlarında çok ağır bir dil kullanır. Söylediklerini bir akademisyen ya da tarih tutkusu olan bir lisans öğrencisi çok net anlayabilir. Çünkü konular biraz da giriş gelişme ve sonuç şeklinde değildir. Konuyu üniversitede 1. sınıflara ders anlatır gibi anlatması programın yayın standartlarına da uymazdı zaten. Fakat hocanın halka arz ettiği kitapları akıcıdır. Bunun altını kırmızı kalemle çiziyorum. Bir kaç kişiden mesaj aldım bununla ilgili. Anladığım kadarıyla İlber Hocanın kitaplarını okumaktan daha doğrusu anlayamamaktan çekiniyorlar. Zaten kendi kitaplarından bahsederken de "filan kitap size uymaz, bu daha çok akademik camiaya hitap eder" diye uyarır.

    Yer yer eski Türkçe'yi kullanır fakat kitabın bütünlüğüne bakılacak olursa bu istisnanın kaideyi bozmadığını göreceksiniz. Her gece İlber Ortaylı ve Celal hocamızın videoları ile uyuyan biri olarak söylüyorum ki kendilerine has konuşmalarını, üsluplarını, göndermelerini, sinirlenmelerini kitabı okurken de hissedeceksiniz. Bu açıdan yer yer kahkaha atmanız da kaçınılmazdır. :)

    Kitap sekiz bölümden oluşuyor.

    1. İmparatorluğu dirilten nesil (başlık çok anlamlıdır. Burda Türkiye Cumhuriyeti' nin Osmanlı' nın devamı olduğuna, bunu kabul etmeyen güruha gönderme yapıyor)
    2. Her zaman asker olmak istemişti
    3. Birinci Dünya Savaşı yılları
    4. Milli Mücadele' nin Önderi
    5. Cumhuriyet 'e Giden Yol
    6. İnkılaplar Dönemi
    7. Reis- i Cumhur
    8. Büyük Adam Atatürk

    Burda belirtilen bölümlerin bütünlük açısından kendi içerisinde kronolojik bir düzeni olmakla birlikte başlıkların hangi kıstasa göre belirlendiği muammadır. Pek beğenmediğimi belirtmek isterim.

    Hoca, Atatürk' le ilgili nadir olan fotoğrafları da kitabın içerisine dağıtmış. Fotoğraf olayı kesinlikle çok yerli yerinde kullanılmış.

    Gazi Mustafa Kemal Atatürk, evvela imparatorluğu dirilten nesil olan 1880'liler kuşağı, Balkan coğrafyası ve Mustafa Kemal' in aile kökeni ile başlıyor.

    Akabinde Atatürk’ün askeri eğitimi, Manastır yılları, Milliyetçilikler Dönemi, İttihat ve Terakki, II. Abdülhamid, Enver Faşa, Ziya Gökalp, Trablusgarb, Balkan Savaşları ve Sofya yıllarıyla devam ediyor.

    Ordumuzun İtilaf devletleriyle sekiz cephede mücadele ettiği Birinci Dünya Savaşı, kutlu zaferlerimiz Çanakkale ve Kutü' l Amâre, Mondros, son padişah Vahideddin, bir milletin ve ülkenin ölüm fermanı olan Sevr...

    Tüm detaylarıyla Milli Mücadele Dönemi, 23 Nisan 1920 ve sonrasında muhalefete rağmen verilen Kurtuluş Savaşı, İnönü Muharebeleri, Lozan Konferansı, Büyük Taarruz ve Cumhuriyet' e giden yol...

    Saltanat ve hilafet tartışmaları, Lozan, On İki Ada, mübadele, Osmanlı'dan kalan borçlar, Musul ve yakın tarihin en önemli meselesi olan inkılaplar...

    Son olarak kişisel özellikleriyle, dünyada, anılarda, hafızalarda kalan izleriyle Reis-i Cumhur Atatürk...

    Hoca, tüm bunları irdelerken "dünya tarihinde hiç bir devletin tarihini Türkler olmadan yazamazsınız" diyerek Türkçülüğe güzellemeler yaparken, ki bu tarihi bir gerçektir, aynı zamanda da hatalarımızı da dile getirmekten kaçınmaz kitabında. Sadece Atatürk hakkında değil yol arkadaşları hakkında da belki de hiç bir yerde duymadığınız şeyleri okuyacaksınız. Bir nevi tarihin tozlu sayfalarına yolculuğa çıkacaksınız. Örneğin Atatürk' ün eşi Latife Hanım ' dan neden ayrıldığı bilgisi uzun zamandan beri hep aklımı kurcalamıştır. Kişisel bir uyum problemi mi yoksa First Lady' nin konumunu taşıyamaması mı dilemmasında kaybolup gitmiştim. Diğer bir örnek: Atatürk Milli Mücadele Dönemi' nde Kürtlere özerklik sözü vermiş miydi? gibi birçok köşe bilgiyi vermiş ve tarihi dedikodulara da yer yer açıklık getirmiş. Kitabın bazı bölümlerinde bu tarz soru işaretlerinizi giderecek türden çok fazla bilgi var.

    Kitabın içeriğine ilişkin spoiler vermek istemedim. Zira yazının tam da burasında fark ettim ki içeriğe de girersem oldukça uzun bir inceleme olacak. Zaten kitaba genel bir bakış yapmış olduk. Siz okurlara kitabı okumak ya da es geçmek kararına ziyadesiyle yardımcı olacağını düşünüyorum. Ama yine de belki de haddimi de aşarak okumanızı rica ediyorum. Her ne inançta ya da ideolojide olursak olalım karşı tezi de okumanın bizlere sentez yaratmada yardımcı olacağını düşünüyorum. Zenginliğimiz farklılığımızdan gelir. Herkesin aynı olduğu bir dünya emin olun çekilmez olurdu. Yalnız, bu zenginliğe ulaşmada bizlere rehber olacak bir şey varsa o da saygıdır.

    Herkese selamlar, yazıda imlai hata olduysa affoluna :)

    ~~Keyifli okumalar, kitapla kalın ~~
  • ''Büyük adam olabilmek için okumak, öğrenmek lazımdır.''

    Ali Rıza Efendi'den oğlu Mustafa Kemal'e...
  • Üç kaburga kemiği kırık, geceleri çok az uyuyarak bu savaşı yirmi iki gün boyunca yönetmiş olan Mustafa Kemal'e Türkiye Büyük Millet Meclisi 19 Eylül 1921 tarihinde "mareşal" rütbesi ve "gazi" unvanı verir.