Sakar; kısa ama etkisi uzun bir roman.
Okuyucuyu rahatsız ederek, düşündürerek, hatta suçluluk hissettirerek amacına ulaşıyor.
Bir çocuğun kaybolan hikâyesinin, yetişkinlerin sessizliğinde nasıl yok olduğunu gösteren güçlü bir eser.Az kelimeyle büyük bir acıyı anlatıyor.
Dosya dili, kısa tanıklıklar, parçalı yapı gerçeğin sertliğini hissettiriyor.
Empati uyandıran ama duygu sömürüsüne düşmeyen bir üslup var.
“Bu nasıl oldu?” değil, “Bu neden önlenmedi?” sorusunu sorduruyor.
1. “Evlenip aynı çatı altında yaşıyorlar diye karı koca olur mu insanlar?”
Bu soru, romandaki ailenin dışarıdan “normal” görünmesine bir gönderme gibidir.
Aynı evde yaşayanlar bile birbirine yabancı olabilir. Bir çocuğu korumayan bir ev, ev değil sadece bir duvarlar bütünüdür.
2. “Aynı ana babadan oldular diye birbirlerine sahiden kardeş mi olur çocuklar?”
Bu alıntı, kitabın temel gerçeğine işaret eder:
Kan bağı her zaman güven bağı değildir.
Sakar’daki aile, biyolojik olarak birliktedir ama duygusal olarak çökmüş bir boşluk içindedir.
3. “Yıllar kalbini dağlasa da içlerindeki o kor söner mi aşıkların?”
Bu cümle, kitaptaki yetişkinlerin kendi kırgınlıklarını, öfkelerini çocuğa yansıtmalarının alegorisi gibidir.
Sönmeyen yaralar, bazen en savunmasız kişiyi yakar.
4. “Her şeyi aşikâr olanların sakladıkları sırlar daha mı çoktur?”
Kitap boyunca aile, kızın yaralarını “düştü”, “sakar”, “takıldı” diye açıklar.