Gene biliyoruz ki, adını -"savaş", "düşük yoğunluklu çatışma", "terörle mücadele", vb. ne koyarsak koyalım, 15 yıldır politikacılar, askerler, insan hakları kuruluşları, Amerika Birleşik Devletleri, Avrupa Birliği, gazeteciler, yazarlar, uzmanlar, karşı ya da yana bu "durum"la ilgili olanlar konuşuyor. Askerlik hizmetini yapmak üzere kurada Şırnak, Diyarbakır, Hakkari, Siirt, Mardin, vb. çekenler ise sadece hizmetlerini yaparlarken "emir komuta zinciri içinde" konuşuyor..
Sayfa 13 - Metis Yayınları·Kitabı okuyor
Anı
En temel durumu ele alarak söylersek; anne çocuğun sevgi nesnesiyken, çocuk da annenin sevgi nesnesidir. Bu, yapısal ve duygusal bir ilişkinin kesinliği ve apaçıklığının yanı sıra yapısal ve duygusal bir çatışma ihtimaline de işaret eder. Örneğin, sevgi karşılıklı olmadığında (anne çocuğu sevmediğinde, sevgi yeterli görünmediğinde ya da bir koşula bağlıymış gibi göründüğünde vb.) bir keder ve ümitsizlik hali ortaya çıkar.
Sayfa 93 - İletişim Yayınları·Kitabı okuyor
Psikoloji
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Rasûlüllah’la İlgili Yazılı Eğitim - Okuma Yazma Konusu
Nebi (s.a.v.) bu toplum içinde okuma yazma bilmeyen bir bireydi. "Vefatına yakın, çok hafıf düzeyde yazabilecek kadar bir şeyler öğrendi mi?" sorusu ulema arasında tartışılmıştır. Hiç öğrenmedi, diyen ve bunu delillendiren kalabalık ulema grubuna rağmen, "Hayır, ölmeden kısa süre önce bunu öğrenmişti." diyen azınlık bir alim grubu da vardır. Bu tartışma, konumuzla fazla ilintili olmadığı için detaylandırmayacağız. Bizim için çıkış noktası önemlidir. Zira başlangıçta böyle bir öğretiyi ortaya koyacak birikime sahip olup olmadığını anlamaya çalışıyoruz. Ben, nübüvvetin başlangıcında okuma yazma bildiğini iddia eden birine hiç rastlamadım. Buna delil olacak bir tarihî veriye de henüz denk gelmedim. Ayrıca Kur'anda, Nebi (s.a.v.) hakkında defalarca "ümmi" kelimesi kullanılmıştır. "Ümmi Peygamber" şeklinde, "ümm" Arap dilinde, anne demektir. "Annesinden doğduğu gibi olan" manasıyla, eğitim almamış kişi anlamında kullanılır. Mesela Türkçede, "anadan üryan" tabirinde, anneye nispet edilerek çırılçıplak oluşu ifade etmesi de buna benzemektedir. Kişinin kıyafet yönünden annesinden doğduğu ilk hâli gibi olduğu ifade edilmiş olur. Ümmi kelimesinin Araplar arasında kullanımı hiç eğitim almamış ve annesinden doğduğu hâli ile olan kişi anlamındadır. Yani eğitim yönünden "annesinden doğduğu gibi, ilk hâliyle" anlamındadır. Ayrıca okuma yazma bilmeyen kimse için de kullanılır. Aslında bu kelime, onun okuma yazma bilmemesine delil olacağı gibi -daha önemlisi- bir eğitim almamış olacağına dair güçlü bir delil olur. Çünkü ümmi kelimesinin Arap dilindeki karşılığında "eğitim almamış kimse" ve hatta "dini kitap (Tevrat, Incil vb.) eğitimi almamış kimse" anlamındaki kullanımı çok belirgindir. Armstrong: "Bazı Batılı araştırmacılar, ümmi kelimesinin okuma yazması olmayan, anlamında
Sayfa 377 - İnsan Yayınları·Kitabı okuyor
Alıntı
Genco Erkal / 4. Yarımca Sanat Festivali
Ve hemen sonra gecenin olayı başladı. Osman Arolat, programının yeni bölümünü sunacakken gerilerden bir ses "Ezan okunuyor, susun..." diye bağırdı. Anlaşılan bir parolaydı bu. Bir şaşkınlık oldu. Şenliğin başından bu yana, çeşitli ihbarlara rağmen bir olay çıkmamıştı. Arolat'ın, Genco Erkal'ın Nâzım Hikmet'in şiirlerini okuyacağını söylemesiyle protestolar başladı gerilerden... "Yuuh... Moskova'ya... Milli Ruh..." vb.... Tiyatroyu dolduran dört bin kişi ayağa fırladı. Olay çıkaran küçük topluluğu bir kaşık suda boğabilirlerdi. Genco, Nâzım'ın ilk şiirini karşılıklı sloganlar ve gürültüler arasında okudu. Yarımca yetkililerinin aldıkları tedbirlerle çatışma önlenmeye çalışılıyordu. Bir an bir sessizlik oldu. Ve tam o anda inanılmaz bir olay yer aldı: Tiyatromuzun büyük oyuncusu Genco Erkal, Nâzım'ın ve inançlarının gücüyle, halkın gücüyle büyüyen işaret parmağını, o karanlık köşeye doğru uzattı ve... "Akrep gibisin kardeşim..." dizesiyle başlayan şiiri okudu. Nâzım bu şiiri bütünüyle MHP-MSP militanları için yazmıştı hiç kuşkusuz. Ama öylesine denk düştü ki, bütün sesler, protestolar kesildi. O küçük topluluk şiirin gücüyle ezildi ve kayboldu. Şiir bittiğinde bütün halk kitlesi, ayakta alkışlıyordu.
Sayfa 169 - 8 Ağustos 1975·Kitabı okuyor
Alıntı
Ben sana tipi ha geldi, ha geliyor demedim mi? Bakma Emmi'nin bu perişan haline emmin de at gördü, meydan gördü... Emme kendi hanesinde değil... Kuvvay-ı Milliyede, harpte. Süvariydi emmin... İyi ata biner, iyi silah kullanırdı. Bir al atı vardı beylik... Yavrusu gibi bakardı. Büyük Taarruzda o atınan bindirdi Yunan'a... İzmir'e dek o atınan kovaladı Yunan'ı... Terhiste nasıl öptüm yavrumu, nasıl kucakladım al'ımı... Bak gözümün önüne geldi cümle olanlar... Sonra döndük köye. Ağam ölmüş, dam uçmuş. Bir gözü ağrılıklı ana, bir karı, bir yedi sekizinde çocukla kaldım ortalarda... Aha, şu ahır sekisinde kışladık bir yıl... Derdin ne, ağrın ne, diye soran olmadı. Çok çekti Hıdır Emmin kadersiz kısrak. Bir dünya yüzü görmedi. İstedim bir atım olsun. Olmadı. Kırk yıldır ucu ucuna denk getiremedim. Oğul, uşak çoğaldı. Bir karnımızınan başa çıkamadık. At almak nerde? Zabın öküzlere kul köle olduk. Eşşek koştuk dövene... Şu öküze bak şu öküze! Şu deriye, şu kemiğe can gelecek de Hıdır bahar hergine çıkacak... Ee, Allahtan umut kesilmez. Baharı bulsun da gerisi kolay. Bıldır çektiğimizi bu yıl da çekeriz, olur biter. Tanrı ahiretimizi kara yazmasın... ... ETİMOLOJİK NOTLAR: * EMMİ: "Emmi" kelimesi, Türkçe halk dilinde "amca" anlamında kullanılan bir sözcüktür. En güçlü görüş, kelimenin Arapça ʿamm kökünden (Farsça veya doğrudan Arapça yolla) Türkçeye geçtiği yönündedir. Anadolu ağızlarındaki vokal değişimleri (ammi > emmi > emi), kelimenin Türkçe fonetik yapısına uyum sağlama sürecini göstermektedir. Kelime, standart yazı dilinde "amca" biçiminde yerini almış, ancak halk ağzında ve bazı yörelerde "emmi" olarak yaşamaya devam etmiştir. * BEYLİK: "Beylik", Türkçenin en eski katmanlarından gelen "bey/beg" köküne Türkçe yapım eki "-lik" getirilerek oluşturulmuş tamamen Türkçe
Sayfa 87 - Ötüken Yayınevi·Kitabı okudu
Edebiyat
Marks'a göre, yaşadığı dönemde (19. yüzyıl) sınıflar arasındaki çatışma tez aşama sındadır. Antitez proletarya diktatörlüğüdür, sentez ise komünist toplum düzeni olacaktır. Hemen görülebileceği gibi, tarihin akışının bu yönde olacağı bir tahmin olmanın ötesinde, bir yasa olarak formüle edilmiştir. Söz konusu olan tarihin ve sosyal gelişmenin yasasının keşfedilmesidir. "Marksizm" terimi de, bu öğretiyi benimseyenler tarafından tarihin ve toplumun genel gelişme yasalarının bilimi olarak tanımlanır. Magee'ye göre: "Marks insan toplumlarının gelişiminin kendisinin keşfettiği bilimsel yasalarla yönetildiğine inanıyordu. Bilim anlayışı, ister istemez Einstein öncesinin bilim anlayışıydı. Zamanının başka bütün bilgili kişileri gibi, Marks da Newton'un maddenin uzamdaki devinimlerini yöneten Doğa Yasalarını keşfettiğini, dolayısıyla herhangi bir fizik sistemi hakkında, ilgili veriler elde olunca, onun bütün gelecek evrelerinin önceden kestirilebileceğini sanmaktaydı. Böylelikle, gündoğumunun, günba-tımının, ay ve güneş tutulmalarının, gelgitlerin vb. zamanını öndeyileyebiliyorduk... Marks kendi keşiflerini,işte tam buna koşut görmüş görmüş ve Newton'cu terimler kullanarak da koşutluğu vurgulamıştır.Das kapital'de kendisinin 'kapitalist üretimin Doğa Yasaları'nı keşfettiğini söyler...