Sil baştan başlayalım mı?
Puan vermedi·48 syf.··
2026 42. kitabı
·
17 günde okudu
·
Okunma: 19 Haziran 2026 18:42
youtu.be/yjGigzkkXMM?si=... Sil baştan sevmek gerek bazen, Her şeyi, unutmak... Ve Haziran sayısı... "Bu sayı bu hayatı öyle de böyle de sevenlere... Sil baştan yapabilenlere, şarkılara, eskilere, gidenlere, dönenlere..." Yerden yere vurduğum mayısın bir sonrası: #303789894 Bazen diyorum fazla mı hassasız, umurunda değil kimsenin kötüye giden ne varsa. Neyi dert edinsek yalnız bulduk kendimizi. Neyi dert edinsek dert edinmişliğimizle kaldık. Sen kendi resmini kendin de yapamazsın, Bir açılıp bir kapanır kapılar yüreğinde, diyen Nazım Hikmet Ran'ın dizeleriyle başlıyor bu ayki sayı. Akabinde, kuşların şarkısını söylüyor Aylin Balboa, "İnsan üzülmekten hasta olabilen aciz bir canlıydı." Hiçbir şeyim yok, diyor Nermin Yıldırım, sahi, ne kadar hiçbir şeyimiz yok değil mi? Damardan giriyor Gökhan Dağıstanlı, "Suçlusu da yok suçu da yok bu hikâyenin. Bana hiç uğramayan bir hayale kanmışım." Saplantılı bir aşkın anatomisinden bahsediyor Beyhan Budak: Limerence, sıcağı sıcağına kitabını bitirmişken... #306430650 Ve şiir gibi Bedia Ceylan Güzelce, "Dünyanın bütün kapılarını yükleyip ruhun gemisine, seni bir de öyle sevmek vardı." İnsan bazen olması gerekeni değil, kendisini mahvedecek şeyi seviyor. Gitme iki gözüm, "Mauro Emanuel İcardi Rivero" youtube.com/shorts/kpxnhBAW... "Yüz kere Eyşan, bin kere Eyşan diyen Ömer gibi, yüz kere Icardi, bin kere Icardi." Toksik bir ilişkinin dışavurumu gibiydi Hilal Serbes'in yazısı. "Can Kırıkları" çıktım "Hangi Şebnem Şarkısısın" anketinde. Hiç kimseye huzur yok, derken Murat Menteş, Ferdi Tayfur düştü aklıma, "Huzurum kalmadı, şu fani dünyada." Günün Hikâyesi'ni anlatıyordu Cem Davran, zihnimin arka fonunda Ferdi Baba
Dergi
Kafa Dergisi - Sayı 141 (Haziran 2026)Kafa Dergisi · Kafa Grup Yayıncılık · 202632 okunma
Hayatımın en mutlu ânıymış, bilmiyordum.
9/10
·48 syf.··
2026 15. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 09 Mart 2026 12:46
Neden toplum olarak “bir anda popüler olan” şeylere yöneliyoruz? Neden bundan 18 yıl önce yazılan Masumiyet Müzesi, 18 yıldır hiç olmadığı kadar okunuyor ve bütün satıcıların çok satanlar listesinde? Neden akışım Masumiyet Müzesi ile dolu ve neden bu derginin kapağında Masumiyet Müzesi var! Bir şeyleri keşfetmemiz için dillere düşmesi mi gerek? Az bulunan incelikleri keşfetmek için mücadele vermek daha keyifli değil mi? Aynı şeyi Kral Kaybederse ile de yaşamıştık, kimsenin yüzüne bakmadığı kitap bir anda farklı kapaklarda vitrinlerde poz veriyordu. Hiç olmadığı kadar popülerdi üniversite yıllarımda Kürk Mantolu Madonna, sırf o yüzden okumak için beklediğimi biliyorum yıllarca. İsterdim ki bir diziyle değil, kitap eleştirileriyle, edebi bir yolculukla keşfedelim okuyacağımız eserleri. O kıvılcım bizden gelsin! İşte o zaman, gün gelir de dizisi/filmi çıkarsa önceden keşfetmenin verdiği haz paha biçilemez olur! #241583839 “Artık günümüzde Kadınlar Günü çoğunlukla burjuvalar arası bir hediye alışverişi, orta sınıf için bir ‘piyasa canlandırıcı’, işçi kadınlar içinse sadece takvimde sıradan bir gün.” Dündü değil mi? Bitti! Hediyelerle kutlandı, sosyal medyaya story dediğimiz şeylerden atıldı, o gün bile gerçekleşen kadına şiddet olayları ve kadın cinayetleri sümenaltı edildi. Peki ya bugün ve geriye kalan günler? İsterdim ki o güne yönelik duyarlılık etkinlikleri gerçekleştirilsin, konferanslar verilsin, bir gün olsun kitle iletişim araçlarında psikologlar, sosyologlar sahne alsın! Dün alınan çiçekler bugün soldu, dün var olan kadınlar bugün öldü, tıpkı önceki günlerde ve ondan önceki günlerde ölenler gibi. “Çünkü her sevgide biraz da cinayet bulunur,” diyor Edip Cansever, sevmeyin kadınları ve çocukları böyle sevecekseniz eğer. “Artık en büyük korkumuz
Dergi
Kafa Dergisi - Sayı 138 (Mart 2026)Kafa Dergisi · Kafa Grup Yayıncılık · 2026141 okunma
Reklam
tesadüflere inanır mısınız?
9/10
·48 syf.··
2026 8. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 21 Şubat 2026 15:10
Sarılalım mı? "Sarılanlar birlikte iyileşirler," diyor Mahir Ünsal Eriş, "Zamanınız varken sevdiklerinize sarılın. Çünkü boşluk kucaklanmıyor." Yılların eskitemediği bir dostla, -ki dostluğun zaten yıllanmışı makbul- ilk günkü heyecanla konuşuyoruz. "Uzun zamandır okumuyoruz, ne okuyalım," dedik. Hamnet, dedi. Sonra bu dergiyi aldım elime, bir de ne göreyim, "Hamnet: Bir Sessiz Ağıt." "Hiçi hiçle cevaplamanın bir yolunu bulamazsın, değil mi?" Daha bu rastlantıyı atlatamadan bir de filmi çıktı karşıma, "Siz bu satırları okurken Oscar adayları kesinleşmiş olacak." O anın heyecanıyla hemen Oscar adayı filmleri arattım, vogue.com.tr/gundem/2026-osc... ve işte orada da Hamnet! Tesadüf mü diyeyim tevafuk mu? Nasıl okumam artık seni! "Eğer zile basarsan ve kimse açmazsa kapıyı, ölmüş olabilirim." Bir uygulama varmış "I'm Okay" diye. "Her gün bildirim geliyor, uygulamaya girip o kocaman yeşil düğmeye basıyorsun, ve uygulamaya iyiyim diyorsun. Eğer iki gün üst üste basmazsan seçtiğin birine otomatik e-posta gidiyor, bu kişi artık hayatta olmayabilir, diye." Okurken aklıma ilk şu geldi, "Ya bedenimiz diri, ruhumuz ölüyken basacak mıyız düğmeye?" Ölü bedenimizden ziyade ölü ruhumuzun ihtiyacı yok mu desteğe? youtube.com/shorts/w9BPew-3... Tarık Tufan misali, "Yaşarken bile yanında refakat edilmesi güç bir adam oldum. Ölürken kim refakat edebilir?" Kimi sevsem sensin, hayret! diyen Attila İlhan'ı andırırcasına, kimi sevdiysem bu sayıda denk geldi! Hele eskilerden biri, en eskilerden. "Tesadüf seni önüme çıkarmasaydı, gene aynı şekilde, fakat her şeyden habersiz yaşayıp gidecektim. Sen bana dünyada başka türlü bir hayatın da mevcut olduğunu, benim de bir ruhum bulunduğunu öğrettin," diyen Canım
Kafa Dergisi - Sayı 137 (Şubat 2026)Kafa Dergisi · Kafa Grup Yayıncılık · 2026207 okunma
9/10
·312 syf.··
Beğendi
·
2025 34. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 28 Eylül 2025 14:26
Tarihin örneğini yazmadığı kurtlar boğuşmasına girip yenik düştük. Kurtlukta düşeni yemek kanundur. Kemal Tahir'in Kurt Kanunu romanı İzmir Suikasti olayına dahil olan İttihatçıları ele alıyor. İttihatçıların kendi içindeki hesaplaşmaları, suikast planları, kaçış planları, İstiklal Mahkemesinde yargılanmaları, dostlukları, ihanetleri... Kara Kemal ve Abdülkerim başta olmak üzere, Laz İsmail, Ziya Hurşit, Kazım Karabekir, Ali Fuat Cebesoy pek çok tanıdık karaktere yer verilmiş. Kara Kemal'in şu söylemi İttihatçıları özetliyor adete: "Biz İttihatçılar için en büyük felaket ne oldu, bilir misin? İmparatorluk yıkıldıktan sonra yeni bir ideal bulamamak... Bizim amacımız imparatorluğu kurtarmaktı. Her ne yaptıksa bu amaca varmak için yaptık." Giritli Şevki tarafından suikast haberi ihbar ediliyor ve suikastçiler yakalanıyor. Kara Kemal ve Abdülkerim bu haberi duyar duymaz kaçmaya çalışıyorlar. İstiklal Mahkemesi kuruluyor ve yargılama başlıyor. Kara Kemal ve Abdülkerim'i saklayan, kaçmasına yardım edenlerin de cezalandırılacağı açıklanıyor. Kara Kemal soluğu cemiyetteki arkadaşı aynı zamanda çocukluk arkadaşı olan Emin'in evinde alıyor. Kemal Tahir kalemini sevdiğim yazarlardan. Esir Şehrin İnsanları Üçlemesi, Yorgun Savaşçı, Devlet Ana eserlerinin yanına Kurt Kanunu kitabını da severek eklemiş oldum. Kitaptan sonra 1992 yapımı filminin olduğunu da öğrendim ve peşine filmi de izledim. Filmde kitap metnine sadık kalınmış. Kadrosunda da pek çok önemli isim var: Berhan Şimşek, Yılmaz Zafer, Mehmet Akan, Aydemir Akbaş, Cem Davran, Rasim Öztekin, Bennu Gerede... Çürüdük hepimiz... Çürüdüğümüzün farkına varmadan çürüdük! Ama görüyorum ki dünya gerçekten yuvarlakmış. Fırıldak gibi de dönüyormuş...
Edebiyat
Kurt KanunuKemal Tahir · İthaki Yayınları · 20166,5bin okunma
Puan vermedi
Facebook’un hayatımıza girmesiyle birlikte “copy-paste” kültürü de hayatımıza dahil oldu. İnsanlar kendi sözlerini üretmek yerine, başkalarının cümlelerini kopyalayıp yapıştırarak kimlik inşa etmeye çalıştılar. Bir süre sonra bu alışkanlık, yalnızca fikirlerde değil, hayat tarzlarında da kendini göstermeye başladı. Herkes birbirini tekrar eder hale geldi; üstelik mesleklerinin yanında “ek iş” olarak yaşam koçluğuna soyunanlar da cabasıydı. Sanal ortamda psikologlar adeta mesaiye kalıyor, kendilerine ait cümlelerle değil, klişe motivasyon sözleriyle insanlara gaz veriyorlardı; “Ben yapabildiysem sen de yaparsın” ya da “Ben bile yaptıysam sen hayli hayli yaparsın.” Oysa farkında değillerdi ki bu sözler, aslında muhataplarına iltifat değil, hakaret niteliği taşıyordu. Hazıra konmuş bir insanın, binbir engelle boğuşan birine “senin inanılmaz bir gücün var” demesi, arenadaki köleye aristokratın tribünden seslenmesine benziyordu. Seyirci konforuyla yapılan bu “gazlama”lar, motivasyon değil alay barındırıyordu. Bir anda tüm ülke, deneyim aktardığını zanneden ama aslında tecrübesizliğini bulaştıran insanlarla doldu. Bu kısır döngüyü kıran isimlerden biri Doğan Cüceloğlu oldu. Ardından Beyhan Budak, bu kazanımı sürdürdü. Onun farkı, insanlara bir mola yeri sunmaktan ziyade, onlara yol arkadaşlığı yapmasıydı. Budak’ın kıymeti, psikolojiye sadece ticari bir pazar gözüyle bakmamasında yatıyor. Cem Yılmaz’ın dediği gibi; “Para için iş yapmıyor; bir iş yapıyor, para ediyor.” Hatta işin ucu paraya dokunuyor mu, o bile meçhul. Budak, dayatmadan dönüştürmeye çalışan bir tavır sergiliyor. Onu, fizik kurallarına aykırı tavsiyelerle psikolojiyi bir tür edebiyat malzemesine dönüştüren influencer-psikologlardan ayıran da bu. Sonuç olarak Budak’ın kitabını bir “kendinizin kullanım
Kendine İyi Davran Güzel İnsanBeyhan Budak · Destek Yayınları · 201912,9bin okunma
Hayatınızın dolabında “yer açma” vakti gelmedi mi?!
9/10
·40 syf.··
2025 90. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 14 Ağustos 2025 18:25
Hayatında tutmak zorunda hissettiklerin, alışkanlıktan tuttukların, başkalarının sana yakıştırdığı ama senin kendine yakıştırmadıkların, yanındayken umurunda olmayan ancak hayatından çıkarmaya da kıyamadıkların, eskisi gibi olur diye düşündüğün ama hep bir eksiklik hissi olan insanları hayatından çıkarma vakti gelmedi mi? Yoksa nasıl yer açılacak “Kim ne derse desin kendine yakıştırdıklarına, yanında kendin gibi hissettiklerine?” Ne anlatımdı ama Selin Şensoy, bir de “şarkı” armağan etmiş size: Kendime yeni bir ben lazım: youtube.com/watch?v=k_iv0iZ... Dinleyelim mi? Türkan Şoray gibi bir kadın daha doğmayacak. Kimse aşkı Sezen Aksu gibi anlatmayacak. Ve ben; Bazı insanları asla affetmeyeceğim. Kimin sözü bilmiyorum, hangi ruh haliyle yazdığını da bilmiyorum. Ama yıllar geçtikçe daha çok inanıyorum. Ya siz, Sever misiniz Türkan Şoray’ı? Ne kadar tanıyoruz mesela… Dünyaya duyarlılığına hayran olduğum kadın… En son orman yangınlarına değinmiş, Kıbrıs Türklerinin Barış ve Özgürlük Bayramını kutlamış, şehitlerimiz için yüreği yanmış. Bir de söyleşi kitabı çıkmış, Türkan ve Hayat, nasıl okumam! Biliyor muydunuz? Babasından yaralı olduğunu, En sevdiği mevsimi: İlkbahar, yaşama uyanmaktır o pembe beyaz bahar dalları, Ait olduğu şehir, İstanbul: Benim için bir şiir, bitmemiş bir roman, Martı olup uçmak istediğini, Kimselere dillendirmediği Cüneyt Arkın aşkını, Selvi Boylum Al Yazmalım ile yakıştırdığımız Kadir İnanır’a çokça yabancı hissettiğini, adeta, Murathan Mungan misali, “İyi ol, sağ ol, uzak ol,” dediğini, İçinde mavi olan her şeyi sevdiğini… Sevgi de yetmiyormuş, çok eskiden rastlaşacaktık. #244593325 Sesiyle veda etmeyelim mi?
Dergi
Kafa Dergisi - Sayı 131 (Ağustos 2025)Kafa Dergisi · Kafa Grup Yayınları · 2025119 okunma
Reklam
Reklam