Ey, alçaklığımı bilen, korkaklığımı tanıyan, düşüncesizliğimin korkunç sonuçlarını gören, sabırlı okurum. Ben, tanrılara karşı geldim. Benim için tasarladıkları yazgıyı değiştirmek istedim. Onların yeryüzündeki temsilcisi bir kralın ölümüne neden oldum. Onlar da bana cezaların en korkuncunu verdiler. Beni vicdan azabımın ateşinde yanmaya mahkûm ettiler. Hatti Ülkesinin bin tanrısını, Gökyüzünün Fırtına Tanrısı Teşup ile karısı Güneş Tanrıçası Hepat'ı, oğulları Şarruma ve Ana Tanrıçamız Kupaba... Evet onlar, senin, benim, yeryüzünün, gökyüzünün, Fırat'ın sahibidirler ama onlar iyi değiller. Onlar insanlarla oynamaktan zevk alan, acıma duygusunu yitirmiş, korkunç yaratıklar. Evet kötülük bizdeydi, ama o karanlık duyguyu içimize tanrılar koydu. Bütün bu felaketleri başımıza onlar açtı, krallar onların buyruğuyla savaş ilan etti, insanlar onların buyruğuyla öldürdü, eziyet etti, yağmaladı. Ben bir korkağım, bunu biliyorum, ölümümden sonra tanrıların beni affetmeyeceklerini de biliyorum. Ben onlara karşı geldim ve yenildim. Artık onlardan af dilemeyeceğim. Yazacaklarımı bu tablete aktardıktan sonra gidip kendimi Aşmunikal'ın attığı pencereden kayalıklara da atmayacağım. Benim gibi rezil bir adam için bu, çok kahramanca bir davranış olur. Ben kahraman değilim. Ben ne büyükbabam Mitannuwa gibi sevdiği kadın için her şey göze alabilen bir âşık, ne de babam Araras gibi ülkesini koruyabilmek için ölüme gitmekten çekinmeyen soylu bir devlet adamıyım; ben halkına en büyük kötülüğü yapan bir alçak, Hitit Ülkesi'nin gelmiş geçmiş en sinsi 471 hainiyim. Tanrıların bana layık gördüğü cezayı çekeceğim, dünyanın bu en ağır yükünü, vicdan azabımı sırtımda taşıyarak son ana kadar yaşayacağım. Ama bu tabletleri insanlar okusun istiyorum. Tanrılara karşı gelsinler, diye değil. Kimsenin