• “Hep çocuk kadınları konuşur insanlar, oysa bizim toplumumuzda çocuk ruhlu erkek çoktur. Güzeldir, temizdir, sıcaktır, cana yakındır bu tür erkekler. Öfkeleri bile bir çocuğunki gibidir. Hep sitem doludur. “
  • 197 syf.
    Farklı coğrafyalardan,farklı inanışlardan,farklı kültürlerden kadınların yaşam öykülerini,hayatta kalma mücadelelerini,acılarını,çektikleri çileleri,erkek egemenliğine karşı birey olma haklarını sonuna kadar yılmadan savunmalarını,her türlü baskıya karşı direnişlerini anlatan mükemmel bir kitap.

    Hapishanelere atılan,işkence yapılan,giyotine mahkum edilen,bulaşıcı bir hastalıkmış gibi davranılan kadınlar, bütün bunlara rağmen ölüme bile korkusuzca gitmişler ,her türlü engele rağmen mücadele etmeyi sürdürmüşler.

    Kitabı okumaya devam ettikçe kafamda cevabını merak ettiğim bir soru vardı. Bu kadınlar bunları hak edecek ne yaptı? Bazı bölümlerde içim acıdı,yutkunmakta zorlandığım ,erkekliğimden utandığım,bunları insan insana nasıl yapar diye sinirlendiğim anlar oldu. Bir yandan da mücadele eden,direnen kadınları gördükçe gurur duydum. Bazı kadınların azmine,hayatta tutunma gayretine öyle imreniyorum ki hayran olmamak mümkün değil. İçimi acıtan bir başka taraf da yıllar yıllar önce yaşanmış bu dramlara bazı istisnalar dışında hiç şaşırmamış olmam. Zaman akıp gidiyor,kadına bakış açısı hiç değişmiyor. Fazla uzağa gitmeye de gerek yok . Kadını toplumdan soyutlamaya çalışan,hala köle gibi gören,alınıp satılan bir mal gibi davranan ,giydiğine,gezdiğine,hangi saatte nerede olacağına karar verme haddini kendinde bulan,kadını insandan saymayan,her olayın sabit suçlusu olarak kadını gören zihniyete fazla uzak değiliz. Kadınlar yaşadıkları her dönemde hangi dinden,hangi siyasi görüş hakim olursa olsun hep haksızlığa uğramış,şiddete,tecavüze,tacize,aşağılanmaya maruz kalmışlar. Bütün bunlar yaşanırken,birey olduğunun farkında olup yapılanlara direnen,hakkını arayan kadınlar yanında, olan bitene sesini çıkarmayan,kendi hemcinslerini hor gören,doğuştan köle ruhlu,yaşadığı acıları kaderiymiş gibi kabullenen kadınlar da en az erkek egemen toplum kadar suçlu benim gözümde. Haksızlık kime yapılırsa yapılsın karşı çıkmak insanlığın bir gereği olmalı . Erkek egemen toplumun oluşumunda sessiz kalan kadınların da payı yüksek. Sesini çıkarmaya çalışan,hakkını arayan kadınların toplum baskısı ile sesinin kısılması,halinden memnun olan mutlu kölelerin umurunda değil. Bir gün o acıları kendilerinin de yaşayabileceği akıllarının ucundan bile geçmiyor.Bir başkaldırı olacaksa eğer, bunu bütün kadınların bir arada yapmalı. Bırakın erkeklerin bunu desteklemesini,kadın kadını bile anlamıyor. Kadının önce kendi kendine saygı duymayı öğrenmesi,kendisinin bir birey olduğunun farkına varması lazım. Hala bu yüzyılda bunları konuşmak,düşünmek ne kadar acı verici. Kadınları evde oturan,temizlik,yemek,çocuk doğurma dışında başka bir vasfı yokmuş gibi gören anlayışla her alanda her fırsatta mücadele etmek,insani duyguları olan,vicdanı olan,düşünebilme yeteneği olan herkesin borcudur. Bu temeli çürük dayatmayı çoğu toplum din perdesi arkasına gizlenerek yapmış. Din dedin mi akan sular durur çünkü. Her türlü pisliği din maskesi altında yapabilirsiniz. Birçok kadın bu yobaz düşünce yüzünden öldürülmüş,katledilmiş,sünnet edilmiş ! Yanlış duymadınız kadınların klitorislerini kesecek kadar omurgasız ve caniler.

    Kadın-toplum,kadın-erkek,kadın-kadın bu ilişkileri daha farklı kategorilere ayırmak mümkün. Bu ilişkilerinin bozulmasında, yıpranmasında,karmaşık hale gelmesinde en çok din dayatması var. Bunun sebep olduğu bir diğer konuda cehalet. Cahil bir insanı bir şeylere inandırmanın daha kolay olduğunu düşündüklerinden toplumun eğitim seviyesini her fırsatta aşağı çekmeye uğramışlar. İktidarlarının devamı için cahil bir toplum oluşturma fikri yüzyıllar boyunca hiç değişmemiş. Düşünen,sorgulayan insan hiçbir zaman işlerine gelmez. Özellikle düşünen,sorgulayan bir kadın daha tehlikelidir. Çünkü ilk eğitim kadından başlar. Daha bilinçli bir toplumun yetişmesini engellemek için kadını durdurmak işleri kolaylaştırmış. Kız kısmı okumaz. Saçı uzun aklı kısa. Karı gibi gülme. Karı gibi ağlama. Kadını sürekli bir ötekileştirme,birini aşağılarken bile kadını kullanma anlayışı yüzünden ruh hastalarıyla dolu bir toplum oluşmuş. Bu anlayışla yetişen bir neslin kadına bakış açısı nasıl sağlıklı olabilir ki? Kadına bakış açısı nasıl bir ailede yetiştiğiyle de alakalı. Erkek çocuklarına gösterilen özel ilgiyle başlıyor zaten her şey. Bu ayrımcılık hayatın genelini etkiliyor sonra. Namus kavramı bile erkeğe farklı,kadına farklı çalışıyor. Böyle bir düzende var olmaya çalışan,girdiği her işte de başarılı olan,makine olsa tekler ama bütün bu olanlara bana mısın demeyen mucize gibi kadınlar var. İnanılmaz gerçekten. Bu şekilde düşününce gerçekten çok mutlu oluyorum. Fazla uzattığımın farkındayım ama bunları yazmadan edemedim. Eşitsizliğin,ayrımcılığın,haksızlığın böyle bir düzende hala var olabilme mücadelesi veren kadınlar hakkında ne düşündüğümü,neler hissettiğimi yazamadan geçemedim.

    Kitaptan beni çok etkileyen alıntılar paylaşmak istiyorum. Bu alıntılar benim düşündüklerimi,ifade etmeye çalıştıklarımı desteklemek açısından daha iyi olacak. Yoksa kadınlar üzerine daha çok şey yazılır,sonu da gelmez.

    "Hindistan'daki İngiliz adaleti üzerine:
    " Bize yoksul köylünün kendini savunmak için İngiliz adaletine sahip olduğu söyleniyor. Gerçek böyle değil. Hiç kimse kullanamadığı bir şeye sahip değildir."

    Haksızlıklar karşısında herkes kafasını kuma gömerken, Hindistanlılar'a yapılan haksızlığa karşı birçok makaleler yazan hemşire Florence Nightingale.

    Yoksulların sabrı üzerine :
    " Gün gelecek,dilsizler konuşacak,sağırlar işitecek. "

    Bu alıntı çok hoşuma gitmişti. Susmanın,boyun eğmenin karşılığı daha çok baskı daha çok zulüm. Bir gün herkes başkaldıracak . Çünkü başkası acı çekerken umursamayan,sıranın bir gün kendisine de gelebileceği gerçeğiyle yüzleşecek.

    "Düşünen kadınların yumurtalıkları kurur. Kadın fikir üretmek için değil,süt ve gözyaşı üretmek için,hayatı yaşamak için değil,yarı kapalı pencerelerin ardından seyretmek için doğar. Bunları Alfonsina Storni'ye bin kere anlattılar ama o inanmadı. En çok bilinen dizeleri kadını kafese kapatan erkekleri protesto ediyor."

    Benim düşüncelerimi destekleyecek en güzel alıntılardan biri. Alfonsina gibi dayatılanlara boyun eğmeyen,direnen,mücadele eden,kadınlara selam olsun !

    "Concepcion Arenal, 1840'larda Hukuk Fakültesindeki derslere,göğüslerini çift korseyle gizleyip erkek kılığına girerek devam etmişti."
    Bu kısmı okuduğumda gerçekten çok duygulandım..,Arenal'in azmine hayran kaldım,onu bunu yapmak mecburiyetinde bırakan düzene lanet ettim.

    Ve bu paylaştığım iki alıntı bazı şeyleri daha net görmenizi sağlayacaktır.

    "1951 yılında Kahire'de bin beş yüz kadın parlamentoyu işgal etti.
    Saatlerce orada kaldılar,çıkarılmalarının bir yolu yoktu. Parlamentonun bir yalandan ibaret olduğunu,çünkü halkın yarısının seçme ve seçilme hakkından mahrum olduğunu haykırıyorlardı.
    Göğün temsilcileri olan dini liderlerin yanıtıysa gökten bile duyuldu: Oy kullanmak kadını alçaltır ve doğaya aykırıdır ! "

    "Babanın ya da kocanın izni olmadan bir adım bile atamıyorlardı ve birçoğu evden sadece üç vesileyle çıkıyordu : Mekke'ye gitmek için,kendi düğününe gitmek için ve kendi cenazesine gitmek için."

    Kadın kadındır. Kimseye ait bir eşya değildir. Çok uzun bir zaman geçmedi kadına seyahat izni ve araba kullanabilme izni verileli. Yine de yobazlar rahat bırakmadı tabi. Çünkü her şey erkeklere özel.Bütün bunlar yaşanırken bir yerlerde ve hala yaşanırken Mustafa Kemal'in Türkiye'si kadınlar için bir güneş gibi doğan Cumhuriyet'i ilan etti. Kadına hak ettiği değeri verip ve toplumdaki yerini sağlamlaştırdı. Kadın sadece eş ve anne olarak tanımlanmaktan çıktı. Özgür bir birey olarak okudu,doktor,avukat,sanatçı,hakim,pilot,asker istediği her şeyi olabilme imkanına kavuştu.

    Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün ve kurduğu Cumhuriyet'in değerini Türk kadınının daha iyi anlaması lazım. Kadının insan bile sayılmadığı bir düzenden, kadına hak ettiği değeri verip, daha kaliteli eğitim almasını,toplumda bir yerinin olmasını,medeni geçinen birçok ülkeden önce seçme ve seçilme hakkı kazanmasını sağlaması gerçekten bir mucize.
    Ülkeyi karanlıktan aydınlığa taşıyan Ebedi Başkomutanımızı saygı,sevgi ,rahmet ve sonsuz özlemle anıyorum. Ruhu şad olsun . Yaşa Mustafa Kemal Paşa Yaşa !!!

    “Bir toplum, bir millet; erkek ve kadın denilen iki cins insandan meydana gelir. Mümkün müdür ki, bir toplumun yarısı topraklara zincirlerle bağlı kaldıkça, diğer kısmı göklere yükselebilsin!”

    Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK

    Böyle bir lidere sahip olduğumuz için ne kadar gurur duysak az.
    İncelemeyi bu anlamlı sözle sonlandırmak istedim.

    Direnen,boyun eğmeyen,birey olduğunun farkında olan ve Cumhuriyet'in kendine sağladığı kazanımların bilincinde olan kadınlara sevgi ve saygılarımı sunuyorum !

    Bir de buraya bir film bırakıyorum izlemenizi tavsiye ediyorum. Kitabı okurken aklıma direk bu film geldi. Ben çok etkilenmiştim.
    Direnen kadınların mücadelesi...
    https://www.imdb.com/title/tt3077214/

    Kitaplarla ve sevgiyle kalın. Direnenler er ya da geç mutlaka kazanacaktır !
  • "Biraz çocuk gibi galiba!”
    Hep çocuk kadınları konuşur insanlar, oysa bizim toplumumuzda çocuk ruhlu erkek de çoktur. Güzeldir, temizdir, sıcaktır, cana yakındır bu tür erkekler.
  • 372 syf.
    "Bütün bunlar olurken Tanrı neredeydi? #82826480

    Ensest ; #81919172 ,
    bazı kaynaklarda da kısaca "Aile içi yasak ilişki." (TDK), "Yakın akrabalar arasında gönüllü ya da gönülsüz cinsel ilişkidir." (Fiziksel, Psikolojik, Cinsel İstismar) (Vikipedi) olarak açıklanıyor.

    Ensest suçlularını da birer ruh hastası pislik olarak düşünebiliriz ; ancak bu cinsel sapkınlıklarını, sapıklığa varan mide bulandırıcı dışavurumlarını "hastalık" olarak 'hoş' göreceğimiz bir durum değildir! Bunun özrü yoktur! Ben, insanlıktan utandıracak bu vahşete yerinde bir tanımlama bulamıyorum..

    Sadece ülkemizde değil dünyada da yaşanmış olan ve belki de aklımıza bile getirmediğimiz bir konu üzerine, yoğun ve ciddi bir çalışmanın sonucu kitaba çok emek verilmiş.. Yazar Büşra Sanay kitap çalışmaları sonrası uğradığı yıkımı ve eskisi gibi, aynı kalamadığını da dile getiriyor. Nasıl kalabilsin ki? #82752523

    Onlar için bunu konuşmak ne kadar zorsa da yaşadıklarını anlatan kimi mağdurlardan ve akademisyenlerden, cezaevi görevlilerinden, avukatlardan, ÇİM (Çocuk İzlem Merkezi) görevlilerinden, psikologlara kadar bir çok meslek sahibinin de röportajlarla bu konuya dair görüşleri alınmış, yasal mevzuatlara, kanunlara da değinilmiş kitapta.. İnsanı darmadağın eden ve sınırları zorlayan zor bir içerik, elini taşın altına koyup buna cesaret edebildiği için yazar Büşra Sanay 'a "helal olsun"..

    "Baba" demeye bin şahit ister birinden, kendi öz kızına yaptığı tecavüz sonrası mahkemede verdiği beyan : "Hâkim bey, bahçenize diktiğiniz ağacın ilk meyvesini başkasına verir misiniz?" (S.31) #82625647

    "Benimle olmasaydı, zaten biriyle yaşayacaktı bunu."
    (Bu kadar rahat ve patolojik.) (S.284)
    "Ben yabancı değilim, babasıyım, ne var?"

    Peki ya Avusturya'da yaşanan yüzyılın davasını duydunuz mu? Ülkemizde de konuşulan o ensest olayını hatırlıyor musunuz?
    Elizabeth'in bir mektup bırakarak evden kaçtığı sanılırken, 18 yaşından 42 yaşına kadar tam 24 yıl boyunca (bu kadar sürede annesinin bile farkında ve haberinin olmadığı) evinin bodrumuna kapatılarak öz babası tarafından tecavüze uğradığını, bu zaman zarfında yedi çocuk doğurduğunu ve ortaya çıktığında babasının ömür boyu hapis cezası aldığını?
    "Geliyordu, tecavüz ediyordu ve gidiyordu." (S.98)

    "Güldünya olayını hatırlayalım.. 14 yaşındayken bir akrabasının tecavüzüne uğruyor, sonra aile ferman çıkarıyor ve Güldünya erkek kardeşi tarafından İstanbul'da bir hastane odasında öldürülüyor, bebeği başkasına veriliyor." (S.133)

    "Oysa istismarcıyla karşı karşıya gelmekten korkup kalp krizi geçirerek ölen bir kız çocuğunu gördük ve üstelik bu kişi kısa bir süre sonra oy birliğiyle tahliye edildi." (S.135)

    "Antalya Kepez'de 47 yaşındaki dört çocuk babası Ekrem E., zihinsel engelli kızı 21 yaşındaki H. E.'ye altı yıl boyunca tecavüz etti." (S.164)

    "Erkeklerden nefret ediyordum. Çünkü bir zaman sonra erkeklerin hepsinin bunları yapabileceğini düşünüyorsun. Hepsi benim için potansiyel sapıktı.." (Ensest mağduru), (S.41) #82832009

    "Türkiye'nin en büyük sorunu erkeklik" (S.121)
    #85128004

    Düşünebiliyor musunuz?
    Bir baba, abi, amca, dayı, dede; kendi öz evladına, kardeşine, yeğenine, torununa bu kötülüğü nasıl yapabilir? İnsanı, insanlığından utandıran bu sapık ruhlu mahluklar dışarıda kendilerini asla belli etmeyip gizlerken, hayattan soğutacak bu mide bulandırıcı tacizleri, tecavüzleri karşısında kitabın sonuna dek çok zor okuyabildim. #82754637 Soğuk kanlı olmak ve kötü hissetmemek bir kere mümkün olmadı, çelik gibi sinirler lâzım, zirâ kitabın içeriği anlayacağınız üzere epey ağır, öyle ya "İnsan eti çok ağırmış" meğer..

    #82742951

    "Baba, abi, amca, dayı, dede ..." olarak anılan bu kişilerin, kendi kanından canından olan (kitapta geçen, çoğunlukla kız) çocuklarına yaşattıkları bu tacizler, travmalar mağdurların kimini intihara sürükleyerek hayattan koparmış ve kiminin de ruhunda onulmaz yaralar açarak psikolojik sorunlar içinde yaşamak zorunda bırakmış, anaçlığını kaybetmiş hatta insanlıktan çıkmış bazı "Anne" ler tarafından da suçlu bulunarak sahip çıkılmamış bile onlara.. Telafisi maalesef mümkün olmayan bu durumlar için tam anlamıyla manevi, psikolojik destek görmeliler ve yeniden aramıza normal yaşamlarına dönebilmeliler, fakat bu konuda da hepsi şanslı değil..

    Yargı mı? Adalet yerini bulmuş mu? Hayır, zirâ adaletin adı var ama kendi yok.. Cezaların caydırıcı olmadığı ve uygulanabilirliğinin görülmediği de söz konusu, hatta bunda (erken boşalma sebebiyle tecavüz gerçekleşmediği gibi saçma gerekçelerle) indirime bile gidildiği.. Tam olarak tecelli etse, belki hak yerini bulurdu. Hâl böyleyken, insanlar yargıya/adalete olan inancını ve güvenini kaybediyor. Neden? Çünkü suçlular hak ettikleri cezayı almıyorlar.. Bu cezaların arasında sadece hapis de değil, adına hadım/iğdiş/kastrasyon (bireyin testislerin kullanımını kaybettiği cerrahi, kimyasal veya herhangi başka bir eylem) her ne derseniz bu gibi yaptırımlar da getirilebilmeli, ki bir daha tekrarı yaşanmasın ve suçlu o utançla da vicdan azabı içinde kalsın. Bu tip bir şeyin hapis yanında en büyük cezalardan biri olabileceğini düşünüyorum..

    "Amerika'da bu suçtan mahkum olup çıkan kişinin oturduğu ev biliniyor, hangi sokakta olduğu ve hangi suçu işlediği de yazıyor sistemde. Keşke Türkiye'de de olsa diyorum. Daha enteresanı var. Amerika'da bir ev tuttuğunuzda 5 km yarıçapındaki her evi dolaşıp imza karşılığı istismarcı olduğunuzu, bu konuda ceza aldığınızı tebliğ etmek zorundasınız." (S.127) #85137804

    Çoğu zaman, gerek mağdurun ailesi gerekse yakınları tarafından "kol kırılır yen içinde kalır" denilerek "aman huzurumuz bozulmasın" diye olanların üstü ört bas ediliyor ve mağdur susturulmaya çalışılıyor. #82761300

    Bu çocuklar veya gençler, kendilerine yaşatılan bu vahşeti, üzerlerindeki baskılar ve tehditler yüzünden bir türlü seslerini çıkarıp duyuramıyorlar. Basına yansıyanlar bunların sadece çok azı. Kaldı ki (ünlülerin özel hayatlarına girip selülitlerine kadar zoomlayan, bunları bize çekirdek çitlemeleri havasında komşular arası dedikodu malzemesi gibi veren) medyanın bu hassas haberleri insanlara nasıl sunduğu da önemli..

    Ve neden genellikle çocuklar? Çünkü ne olup bittiğini bilmiyorlar, bu yaklaşımları anlayamıyorlar, cinsellik ve taciz/tecavüz hakkında hâliyle hiçbir bilgileri ve fikirleri yok, zannediyorlar ki o aile/akraba bireyi kendilerini öyle seviyor yani bunu bir sevgi belirtisi sanabiliyorlar ilk başlarda, en yakınlarından gelen bu tacizler karşısında kimi zaman tehdit ve şantajla baskılanabiliyorlar, hoş konuşsalar da kimseyi uğradıkları bu duruma inandıramıyorlar ya çoğu zaman? ve kendisinin/annesinin öleceği korkusuyla, aile dağılır yuvasız kalınır korkusuyla seslerini çıkaramıyorlar bir yandan da, bu yönde tacize/tecavüze uğradıkları en yakınları tarafından tehdit ediliyorlar..

    Fakat o çocuğun/gencin dünyasında öyle travmalara sebep olunuyor ki; ruhsal/davranış bozuklukları ile reaksiyon gösterebiliyorlar maruz kaldıkları şeyler sonrasında. Ne gibi belirtiler? Konuşmayıp içine kapanma, yersiz ağlamalar, ebeveynlerinden uzaklaşma, kendisine yapılan yaklaşımların merakı ile en güvendiği kimselere veya okul arkadaşlarına bu konularda sohbet etme ve soru sorma, en kötüsü ile intihara/kendine zarar vermeye dönük eğilimler gibi..

    Çocuk, genç veya yetişkin; evvela onları bilgilendirip öğreterek, bu tür durumlarda ne yapmaları gerektiği belirtilmeli, özellikle çocuklar eğitilmeliler.
    #84893517
    #85049977
    #82843203

    Aile/akraba arasında birinin tacize/tecavüze/enseste maruz kaldığı fark edildiğinde veya mağdur bunu bir şekilde dile getirdiğinde ne yapılmalı peki? (Ki buna tanık olunduğunda da 'bildirmekle yükümlü olunduğu' için, gizlenir ve üzeri örtülürse ayrıca suçlu duruma düşebilirsiniz.) 18 yaş altı/çocuk mağdurlar ile emniyetin "Çocuk Şube" birimleri ilgileniyor ve birçok yerde Sağlık Bakanlığına bağlı "Çocuk İzlem Merkezi" kurulmuş durumda. Emniyet, Savcılık ve Adli Tıp da devreye giriyor bu noktada. Bu ÇİM'ler duruma hassasiyetle yaklaşarak, tahribata/travmaya sebebiyet vermeden bu sürecin en hafif şekilde yürümesine atlatılmasına, psikolojik destek vermeye kadar yardımcı oluyorlar..

    #82631556 Anlamalıyız ki doğusu, batısı, kuzeyi, güneyi de yok bunun. Doğu'da, Güneydoğu'da daha çok oluyor ve büyükşehirlerde olmuyor zannetmeyin, dünyanın birçok yerinde de yaşanmış maalesef.. Ensest mağduru olduğunu belirten, konu hakkındaki anket katılımcılarının bulundukları bölge verilerinde İstanbul, Ankara, Antalya ilk üç olarak yer alıyor kitapta..

    Ya karşı apartmandaki komşuda böyle bir şey yaşandıysa? Ya yan sokaktaki evlerden, ailelerden birinde olduysa? Ya akrabalardan birilerinin arasında varsa? Vicdanınız biraz olsun rahatsız, huzursuz oldu mu? #84872207 Öyleyse duyarsız da kalamazsınız, kalmamalısınız! "Evlerden ırak!" artık kimsenin böyle bir şeye uğramamasını, bundan sonra yaşanmamasını dilediğimiz bu duruma karşın etrafınıza kulak verin, gözlemci olun, dikkat kesilin, çocuklarımızı koruyabilin.. Ve mutlaka kitabı okuyun..

    (Sanırım ben daha fazla devam edemeyeceğim, düşündükçe çok yoğun hisler içine giriyorum ve kitabın sonunda sinirlerim yıpranmış olarak, kafamı toparlayıp sözlerimi bir araya getirebilmek için çok boşluklar vererek yazabildim bu kadarını..)

    Bazı videolar da bırakıyorum izlemeniz için; bu konuda bilinçlenilmesine, farkındalığın artmasına katkısı olacağına inandığım ve olayın vahametine dikkat çekmek istediğim, gerek yazarın açıklamaları ile kitaba ve gerek mağdurların kendi ağızlarından yaşadıklarına dair..

    Büşra Sanay (TEDx konuşması) :
    https://youtu.be/yK7PsjTRfwY
    Büşra Sanay (Kitap Röportajı) :
    https://youtu.be/_3Dd6jOIgf0

    Mağdurların dile getirdikleri :
    https://youtu.be/PLwWLrVnfZc
    https://youtu.be/Pjo4C62JQic
    https://youtu.be/4TbwWZaWEjs
    https://youtu.be/jJkBqh987QM

    Son söz olarak ; #81913183
  • "Hep çocuk kadınları konuşur insanlar, oysa bizim toplumumuzda çocuk ruhlu erkek de çoktur. Güzeldir, temizdir, sıcaktır, cana yakındır bu tür erkekler. Öfkeleri bile bir çocuğunki gibidir. Hep sitem doludur. Özellikle kadınlardan istekleri, beklentileri hiç bitmez. Bu hayatın içinde yaşayan yetişkinlerin hemen hepsi onların ağabeyi, babasıdır."
  • İnsan Olun Biraz
    İnsan Olun Biraz On İki Yaşındaydım, Bisikletime Atladım ve Okulun Yolunu Tuttum'u inceledi.
    @Vndtt·10 Eyl 13:10·Kitabı okumadı
    28 Mayıs 1996 yılında 12 yaşındaki Sabine,kitabının isminde de söylediği gibi bisikletine atlar ve okulun yolunu tutar. Sabine, huysuz bir çocuktur, dikbaşlıdır ve ailesinin -özellikle de annesinin- ona diğer kardeşlerinden daha az değer verdiğini düşünür. Beyninde bu fikirler sağa sola koştururken kirli perdeleri ve pencereleri kapatan çıkartmalarıyla, iğrenç bir kamyonet yanında durur. İçinden kafasını uzatan “iğrenç” adam Sabine içeri çeker ve bu adice kaçırma eylemi 80 günlük bir esaretin, erkek egemen toplumlarda -burası Avrupa da olsa- kadınlara reva görülen haksızlıkların, siyasi ve hukuki skandalların başlangıcı ve göstergesi olur Sabine’in hikayesi, üzerinde düşünülmesi gereken bir hikayedir. Hele Türkiye’de tecavüz eden adam “Evlenirim” derse, suçunun silinmesini öngören yasa tasarısının tartışıldığı şu dönemlerde. Efendim, ağır konuşmak niyetinde değilim, hatta düşününce ne gerek var güllere, yüzüklere, romantik evlenme tekliflerine, çikolatalara, sinemalara, şiirlere… Beğendiğiniz bir kadını, tenhada sıkıştırın – ama yaşı en az 14 olsun- yapmanız gerekeni yapıp, “evleneceğim” deyin, bitti gitti. Allah bir yastıkta kocatsın. Böyle hasta ruhlu beyinler tarafından önerilen bu “hakkaniyetli” formül ne kadar da mantıklı, değil mi? Bu bahsettiğim sadece işin bir yanı, dallanıp budaklanabilecek bir konu bu elbette. Bir hayat kadınına tecavüz etmek suç mudur? Bir kocanın karısına tecavüz etmesi suç mudur? Toplu tecavüz indirimi ne demektir? Bu soruları sormaya devam eden insanların beyinlerinin yerinde cinsel organ şeklinde tahta parçaları olduğunu hepimiz kabul ederiz sanırım.


    Benim çemkirmelerimden sonra gelelim Sabine’in hikayesine. Sabine 80 gün bir evde hapis tutulur. Marc Dutroux isimli sapık ruhlu caninin ona yaptığı -kendi deyimiyle- “saçmalıklara” katlanır, her günü kurtarılmış bir gün sayar. Aslında Marc Dutroux küçük kızı, onu kurtardığına inandırmıştır. Daha sonraları, mahkemede bir “çete” iddiası ortaya atar Dutroux, yüksek kademeden insanların da içinde bulunduğu bu çetenin, sadece bir parçası olduğunu söyler ama buna inanan çok sayıda insana rağmen kendini kurtarmayı başaramaz. Sabine, küçük bir odada yalnız başına kalır ve akli dengesini yitirmemeye çalışır ve bunda da başarılı olur. Sabine dava bittikten sonra bu kitabını yazma cesaretini gösterir ve kendi kendine uyguladığı terapi sayesinde umut dolu bir geleceğe sahip olacağına inanmaktadır.


    Sabine elbette yalnız değildir, tıpkı Dutroux’nun yalnız olmadığı gibi. Dutroux’nun karısı -üç çocuk sahibidir- bu sapık adama yardımcı olacak kadar sapık ruhlu bir kadındır ve ömür boyu hapis cezasına çarptırılan Dutroux’dan daha hafif bir ceza olan 30 yıla mahkum olur. Dutroux daha önce de tecavüzden hapis yatmış ve iyi halden salınmıştır. İyi hal denilen şey sanırım, içeride hiçbir kadına tecavüz etmemiş olmasıdır. Ve çıkar çıkmaz da yakalanmamaya yemin ederek ve bu kez küçük kızları seçerek manyakça eylemlerine başlar. Yaşları 8 ila 19 arasında değişen 6 kızdır kurbanı, bunlardan biri Sabine diğeri ise Sabine’le birlikte kurtarılan Laetita. Bu iki kızın dışında kalan diğer kızların bedenleri toprak altında bulunur, ikisi Dutroux’nun eşi yemek vermediği için açlıktan ölmüştür. Mahkeme esnasında Laetita ve Sabine’den özür dilemek isteyen kadına iki kız çok net cevaplar vermişlerdir.

    Bu kitabı mutlaka okuyun. Kadın bedeni bir mülk değildir, erkeklerin keyif nesnesi değildir. Kadın, erkeklerin açlıklarını doyurmaya yarayan bir oyuncak değildir. İkinci plan da bırakılacak kinici sınıf insan değildir. Böyle düşünülmesinde erkeklerin suçu elbette büyüktür ama kadınlar da kendilerine saygı duymayı ve duyulmasını talep etmeyi öğrenmelidir.