Bu dediğim mesele tam iki yüz yirmi altı yıl öncenin bir meselesi... Gürcü Nebioğlu namında bir eşkıya, başına derya gibi asker biriktirip Osmanh'nın İstanbul şehrini talana gidiyor. Üsküdar denizinin kıyısına çadır kuruyor. Yiğit başlarının içinde Haydaroğlu, Katırcıoğlu gibi celaliler var. Lakin hepsinden yüreklisi Çomar Bölükbaşı denilen besmelesiz ... Bu herifi tarih kitapları gayet yaman yazıyor ağalar, gayet yaman ki okuyanın dudağı yarılır. İşte bunlar İstanbul'un Üsküdar sahrasında Bulgurlu mevkiinde bir cenk açıyorlar ki eh, felek de beğeniyor. Tarihin kavlince Osmanlı'yı bozmalarına, az bir şey kalmış... Sonunda o zamanın padişahı: "Aman bre kurtlarım ... Bre aman! Elden gittik yahu!" diye feryat ederek kılıca sarılıyor da bu belayı, güç ile defediyor. Hasılı eşkıya bozuluyor. O zamanın kanununca bozulan eşkıya, bozulur bozulmaz fermanlı olurdu. Bunların hepsi fermanlı olup Anadolu'ya dağılıyorlar. Fenmanlı, yani millet yakaladığı yerde tepeleyecek... Malı senin, kellesi padişahın... İşte bu fermanlılar, her boğazda, her geçitte vuruşarak can kurtarmaya bakıyorlar. Namussuz Çomar Bölükbaşı, nasılsa kendini Kabe'ye atıyor, Peygamber'in örtüsüne yapışıyor.
- Neden Kadı Efendi?
- Yapışıyor ki fermanlıktan kurtula... O zamanın hükmünce Kabe örtüsüne yapışana bir şey yok...
Ben uzun zamandan beri bu paşaların durumlarını bildiğimden, bi-rer birer anlatmayı uygun gördüm.
Ketenci Ömer Paşazâde Baki Paşa: Temiz, büyüklüğü sever, ih-tişamlı, kalbi ayna gibi parlak, açık meşrebli bir adamdır. Bazı hal ve tavırları olurdu ki bu haller, zincire bağlanmış melâmilerde bi-le görülmezdi. Hatta Günye gazasından geldikten sonra bütün bey-lerbeyleri ve sancak beyleri ile sofrada yemek yerken, bu Bâki Pa-şa ile Seydi Ahmed Paşa konuşma sırasında birbirlerine kızıp yaka yakaya geldiler. Bana: «Kalk Evliyâ, bizi selâvatla. Aç karna güre-şelim ki, sonra iyi yemek yiyelim dediler. Ben de selâvatladım. Güreş tuttular. Baki Paşa kuvvetli olduğundan, Seydi Paşayı zor duruma soktu. Seydi Paşayı yenmek üzere iken, iki hata yaptı, Sey-di Paşa da gayrete gelip, bütün kuvvetini toplayarak dağ parçası gibi olan Baki Paşayı sofra içine öyle vurdu ki, sofradaki kıymetli eşyalar ve yemeklerin hepsi dağıldı.
Mecliste bulunanların hepsi şaşkına dönüp çadırlarına gitmek üzere iken, çadır sahibi Defterdarzâde Mehmed Paşa efendimiz: «Tez başka yemek!» diyerek yeniden sofra düzdürdü. Bu iki vezire de libası fahireler ihsan olundu. Bâki Paşa: «Ben yenildim. Karnım doydu diyerek çadırına çekildi. Bağış sahibi efendimiz, mükem-mel bir sofra donatarak çeşnigirbaşıya teslim etti ve Bâki Paşanın çadırına gönderdi. Diğer bir sofra daha donatıp, onu da Seydi Pa-şaya gönderdi. «Bunları takımlariyle Seydi ve Baki Paşa kardeş-lerime hediye ettim diye çeşnigirbaşıya tenbih etti. Sonra çuha-dar Pehlivan Ağa ile Seydi Paşaya, Silâhtar Filibeli Mehmed Ağa ile Bâkî Paşaya birer samur kürk gönderip: «Sakın bir şey verir-lerse almayın, başınızı keserim!» diye tenbih etti. Bütün hazır bu-lunan, bu cömertliğe hayran oldular. Bâki Paşa göbekli idi. Silâhşor ve iyi binici idi. Fakat kendisini
"Valla, memleketin hali ne olacak, bilemiyorum. Hiç bilemiyorum."
(...)
"Sen durup durup aynı soruyu tekrar soruyorsun. Senin gibilerini daha önce de gördüm. Aslında hiçbir şey de sorduğun yok. Bir şarkı tutturmuşsun işte. Ah nereye varacak, vah nereye varacak! Bilmek istediğinden değil. Millet yola düşmüş, bir yerlere gidip duruyor. Her tarafta ölüp ölüp devriliyorlar. Belki sen de geberirsin yakında. Ama yine de bir şey öğrenecek değilsin. Senin gibilerini çok gördüm ben. Kendini uyutmak için bir ninnidir tutturmuşsun. Nereye varacakmış... "
1904 yılında Comar ve Buvat isimli araştırmacılar morfin bağımlılığının tedavisinde eroin kullanımından söz ederken ilk kez “heroinizm” kavramını kullanarak bağımlılığa dikkat çektiler. 1905 yılından itibaren New York ve Philadelphia’daki hastanelerdeki eroinden kaynaklanan bağımlılık vakaları dikkat çekecek kadar arttı ve saygın tıp dergilerinin iyimser havası temkinli bir
hale dönüştü. Amerikan Tıp Birliği’ne bağlı Eczacılık ve Kimya Komisyonu 1906 yıllığında “Yeni ve Resmi Olmayan İlaçlar” başlığı altında yer verdiği eroin için “Kolaylıkla alışkanlık yapmakta
ve son derece olumsuz etkiler doğurabilmektedir” notunu düştü.
Artık eroinin yan etkilerinden, bağımlılık potansiyelinderi sıklıkla söz ediliyordu. Yaygın eroin bağımlılığının ortaya çıkardığı yüzlerce klinik, doktor ve binlerce hastadan oluşan “bağımlılık tedavisi sektörü” devasa boyutlara varmıştı ve tıp dünyası ilk günlerdeki iyimserliğinden uzaklaşıp, eroine karşı cephe alıyordu. Bayer bu olumsuz hava ve artan tepkiler karşısında 1913 yılında “mucize ilacın” üretimine son verdi. Ancak eroin üretimi dünyanın dört bir yanında başka isimler altında devam etti.