Hor görülen, değirsizleştirilen, sevgisiz bir ailenin içinde görünmez olan bir adam, görünmez Raif Efendi... Masum bir sevgi nasıl yaşanır, duyguların ağır yüküyle nasıl hayata tertemiz tutunulur bize bunları öğretecek kadar yaşanmışlığa sahip, içinde ne denli derin yaralar barındırmış, yaraları kabuk bağlamamış Raif Efendi. Sadece kendi içinde konuşmayı yeğler, her şeyi kara defterine yazardı..
Raif Efendinin hayatının dönüm noktası olan hikayesi Berlin de Maria Puderin portresini görmesi ile başlar.. İlk önce portresi ile tanır Maria Puderi Raif Efendi. Her gün hayran kaldığı Kürk Mantolu Modannasını izlemeye gider ve saatlerce portrenin karşısında hayranlıkla izler Kürk Mantolu Modannayı. Portredeki kadın olan Maria Puder yanına gelip oturmasına rağmen Raif Efendi hergün saatlerce portresini izlediği bu kadını tanımaz. Öylesine büyülenmiştir... Ardından başka bir yerde tesadüfen karşılaşan bu ikili hayattan soğumuş olmalarına rağmen yaşamları birleştiği anda birden değişiverirler. Yaşadıkları herşey Berlin sokaklarına bir anı olarak kazınır. Birbirleri sayesinde hayata tekrar ısınır, hayatın bir manası olduğuna tekrardan inanırlar.
Memleketi Ankara'ya dönmek zorunda kalan Raif Efendi, hayatının aşkını bir trenle bilinmezliğe doğru yolcu eder.
" "Şimdi ben gidiyorum. Fakat ne zaman çağırırsan gelirim..." Evvela ne demek istediğini anlamadım. O da bir an durdu ve ilave etti: "Nereye çağırırsan gelirim!" "
"İçimde yarım kalmış bir konuşmanın üzüntüsü vardı ."
Mektuplaşmalar gecikmez, dört gözle birbirlerinden mektup beklerler, sık sık mektuplar gelir ve gider. Bir süre sonra Maria Puderin mektupları kesilir... Maria'yı bir daha göremeyeceğini zanneden Raif Efendi sonunda mutlu olamayacağı bir evlilik yapar. Ömrünün sonuna kadar Maria'yı unutamayan Raif Efendi