Aşk, şiddetli bir muhabbettir. Fâni mahbublara müteveccih olduğu vakit ya o aşk, kendi sahibini daimî bir azap ve elemde bırakır veyahut o mecazî mahbub, o şiddetli muhabbetin fiyatına değmediği için bâki bir mahbubu arattırır; aşk-ı mecazî, aşk-ı hakikiye inkılab eder.
Ama eğer insan ruhu evrensel ruhun, yani evren Tanrı'sının bir uzamıysa, nasıl ödül ya da ceza hak edebilir. Uzantısı olduğu varlığa daimi zincirliyken nasıl özgür olabilir?
Artık tüm meselelere karşı aynı daimi yargıyı sergilemeye kendimi mecbur hissetmiyordum, bunun yerine duruma göre ve ânın gerektirdiği şekilde başkalarına bir dereceye kadar umursamazca davranıyordum.
Fakat onu öldüren, herkesten çok kendisinin kötülüğüydü. Kendine saygı duyamamak kadar ona acı çektiren hal yoktu. Kendinden korktuğu, ruhunun karanlığından bir tiksinti duyduğu zamanlar, “Ah, ne iğrenç bir muammayım!” diyerek kendindeki bu iki ruhu, bu bazen hep mavi ve saf, fakat çoğu zaman böyle kana bulanmış, murdar ruhları düşünür, daimi bir ses olmak üzere içinden kendine “Canavar!” diye hitap eden bir vicdan bulurdu. Etrafında hep çirkinlikler, hayvanlıklar görmesi, bunları kendinde bulmak kadar onu öldürmüyordu. Kendi o kadar yüceliklere tutkun olduğu halde bu kötülüklerden arınmazsa başkaları ne olur, diye düşünerek kendinden kaçmak ister; masumiyet hayvanlıkla zincirlenmiş gibi onda daima boğuşurlar.