10/10
·188 syf.··
Beğendi
·
2026 54. kitabı
Atlasın Kızları benim için sadece kadın kaşiflerin anlatıldığı bir araştırma kitabı değil, tarihin satır aralarında unutulmuş cesur kadınların izini süren etkileyici bir yolculuk oldu. Yazarın yaklaşık on yıllık araştırmasının ürünü olan bu eser, "Keşif denince neden hep erkekler akla geliyor?" sorusunun peşine düşüyor ve bize bambaşka bir tarih penceresi açıyor. Kitabı okurken en çok şaşırdığım şey, kadınların seyahat etmesinin bile büyük bir mücadele gerektirdiğini görmek oldu. Hayallerinin peşinden gitmek için erkek kılığına giren, isimlerini değiştiren, toplumun dayattığı sınırları aşmaya çalışan kadınların hikâyeleri hayranlık uyandırıcıydı. Özellikle keşif yapabilmek için tüm hayatını erkek kimliğiyle sürdüren Catalina De Erauso, erkek kılığında dünya turuna çıkan botanikçi Jeanne Baret ve keşif tutkusu sayesinde İngiliz Kraliyet Coğrafya Topluluğu'na kabul edilen ilk kadın olan Isabella Bird beni en çok etkileyen isimler arasındaydı. Fanny Bullock Workman'ın Mont Blanc'a tırmanışı, Alexandra David-Néel'in Tibet'e ulaşma mücadelesi ve Eva Lindström Dickson'ın Sahra Çölü'nü tek başına arabayla geçmesi ise kadınların kararlılıklarının ve cesaretlerinin ne kadar büyük olduğunu bir kez daha gösteriyor. Üstelik kitap sadece kaşif kadınlarla sınırlı kalmıyor; korsan kadınlardan, keşifleri destekleyen güçlü kadınlardan ve doğayı korumak için mücadele eden öncü isimlerden de bahsediyor. Bu kitabı okurken sık sık şunu düşündüm: Tarih kitaplarında adlarını çok az duyduğumuz ya da hiç duymadığımız bu kadınlar, aslında dünyanın keşfedilmesinde ve şekillenmesinde önemli roller üstlenmişler. Hatta belki bilmeden tarihin yönünü değiştirmişler. Ne yazık ki çoğu zaman gölgede bırakılmışlar. Atlasın Kızları, o gölgede kalmış hikâyeleri gün yüzüne çıkaran, hem öğretici hem de ilham
Atlasın KızlarıOya Mumcuoğlu · Ceres Yayınları · 20256 okunma
Arthur Schopenhauer
8/10
·632 syf.··
2026 96. kitabı
Okuduğum Schopenhauer biyografisi, filozofun hayatını aktarma konusunda başarılı olsa da yazarın her satıra kendi sığ yorumlarını sokuşturması rahatsız edici. Yazar, anlattığı filozofun derinliğinin farkında değilmiş gibi davranıyor. Özellikle kadınlar konusundaki çıkarımları felsefi ontolojiden koparıp tamamen filozofun ailevi durumuna ve annesiyle olan ilişkisine bağlamış. Oysa Schopenhauer’ın sisteminde her şey determinist bir eksendedir; o dünyayı kişisel bir hınçla 'kötü' ilan etmez, dünyanın doğası gereği (İstenç nedeniyle) acı dolu olduğunu söyler. Keza dinden ve papazlardan felsefeci olmayacağını söylerken de kişisel bir nefretle değil, onların gerçeğe değil dogmaya ihtiyaç duymalarından yola çıkar. Kadınlar konusundaki tavrı da duygusal bir nefret veya basit bir aşağılama değil; doğanın onlara yüklediği işlevi ve rasyonel akla ihtiyaç duymayışlarını sistemine dahil etmesidir. Çoğu okur felsefeyi duygusal ve sığ okuduğu için bu ontolojik bağlılığı kavrayamıyor, biyografi yazarı da bu hataya düşmüş. Filozofun Hegel, Fichte ve Schelling’e yönelik sert saldırılarını yazar 'ad hominem' olarak adlandırmış. Ancak Schopenhauer’ın öfkesi sahte başarılara duyulan kıskançlık değil; felsefeyi para, ün ve devlet memurluğu için kullanan bu isimlerin hakikatten uzaklaşmasına duyulan entelektüel bir tiksintidir. Hegel'in mantık hatalarını 'Kuğunun da iki bacağı var, o halde sen bir kuğusun' basitliğine indirgeyerek çürütmesi, sığ görünse de Hegel felsefesinin kof mantığını vuran harika bir tespittir. Özetle; hayat hikayesi için okunabilecek bir kitap ancak yazarın araya sokuşturduğu cılız ve tutarsız yorumlar felsefi derinliğin yanında çok hafif kalıyor.
Biyografi
SchopenhauerDavid E. Cartwright · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2024108 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
7/10
·336 syf.··
2026 53. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 03 Haziran 2026 18:40
Geçen yılın Booker ödülünü alan, Macar kökenli İngiliz D. Szalay'ın Beden kitabını okuduk. Neden ödül aldığını anlamaya çalışırken biraz devrelerimiz yanmış olabilir. Sonda söyleyeceğimi başta söyleyeyim. Istvan'in hikayesini, sosyal becerisi çok düşük, istismarla yüzleşemeyen bir antikahramanın boşa gitmiş hayatı olarak okudum. Olay örgüsüne gelirsek; Istvan, 15 yaşında, Budapeşte'de (toplu konut bölgesi gibi anlatılan bir yerinde) annesiyle yaşamaktadır. Buraya yeni taşınmışlardır, annesi ile arasındaki duygusal uzaklık, Istvan'ın ( bence asperger ssndromuna yakın) sosyal beceri eksikliği ilk sayfalarda ortaya çıkar. Istvan'in dersleri iyidir, gelecek vaat ermektedir bu noktada. Ancak yolun başında bir şey olur. Annesi karşı dairede oturan kadına yardım etmesini ister. Komşu kadın fiziksel olarak göz alıcı olan Istvan'ı cinsel olarak istismar eder. İstvan buna olumsuz bir tepki vermez, kitabın sonuna kadar da bununla yüzleşmez, aksine yeni tanıştığı bu fiziksel-duygusal durumdan çok hoşlanır ve kadına onu sevdiğini söyler. Çizginin dışına çıktığı an, kadını görmek için kocasıyla tartıştığı sırada adamı itip ölümüne neden olmasıdır. Bir süre ıslahevinde yatar, bedeninin gücü sayesinde orada ezilmemeyi başarır, ardından orduya girer ve yine beden gücü sayesinde orduda başarılı bir asker olarak kabul edilir. Bu sürede annesi Istvan'ı destekler görünmektedir. Onun tüm fiziksel ihtiyaçlarını karşılar, sevdiği yemekleri yapar, ancak aralarında güven duygusunu hiç hissedemeyiz. Istvan duygu taşımayan, az kelimeyle konuşan, başta annesi olmak üzere hayatına giren tüm önemli kişileri onaylayan bir diyalog tarzına sahiptir. Yazar karakterin duygularını anlayabileceğimiz hiç bir gösterge bırakmaz bize. Istvan'ın babası hakkında hiç bahis geçmez, varlığından çok yokluğu
BedenDavid Szalay · İthaki Yayınları · 2026269 okunma
Yazık! ithaki yayınları
Kitap neyin ödülünü almış hayret. Tavsiye etmiyorum. İthaki yayınları sınıfta kaldı. Yayınevi olarak sizden alacağım kitaplara ön yargılı yaklaşacağım artık.
BedenDavid Szalay · İthaki Yayınları · 2026269 okunma
Bize Çıkan Yollar
5/10
·304 syf.··
2026 22. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 08 Haziran 2026 00:00
İlk defa iki yazarın birlikte kaleme aldığı bir roman okudum. Kitap, bir bölüm bir yazarın penceresinden Lily’ye aitken bir bölüm diğer yazarın penceresinden Dash’e ait şekilde ilerliyor. Lily, abisinin ortaya attığı defter fikri ile ipuçları yazdığı kırmızı defterini Strand Yayınevinde bir rafa koyar. Defteri bulan Dash de ipuçlarına karşılık vererek kırmızı defter üzerinden iletişim kurmaya karar verir. Karşılıklı olarak bu şekilde iletişim devam eder. Sonu zaten tahmin edilebilir. İki ağır dile sahip roman arasında belki çıtır çerez diyerek okunabilir. Şahsen eğer ortaokul, lise çağında olsaydım beğenebilirdim ancak belli bir yaşa gelmiş okuyucu açısından kitap basit kalacaktır.
Bize Çıkan YollarDavid Levithan · Pegasus Yayınları · 2017159 okunma
Ben yazayım da nasılsa okunur kitabı #2
4/10
·336 syf.··
2026 18. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 08 Haziran 2026 00:00
İncelememe başlarken sevgili Jack LondonJack London bir yerlerden bunları okuyabiliyorsan bu zamana dek Martin EdenMartin Eden için yaptığım kötü yorumlardan dolayı senden çok özür dilemek istiyorum. 2025 BOOKER ÖDÜLÜ KAZANANI olduğu için çok merak etmiştim ama ödül jürisi/jürileri artık aklımızla alay etmekten hoşlanıyor sanırım bu kanaate vardım. Sırf ödül aldığı için kral çıplak demekten çekinip bir yere yamamaya çalışsın okurlar biz de bu çabalarını izleyip kıs kıs gülelim pisliği yapıyorlar. (Yemin edebilirim ama ispatlayamam). Macaristan'da Istvan diye bir çocuk var 15 yaşında, annesinin 42 yaşındaki arkadaşıyla ilişki yaşamaya başlıyor ve kitap bu minvalde ilerliyor. Zengin kız fakir oğlan hikayesi ama çokca gereksiz cinsellik barındıran versiyonu. Gereksiz cinsellikle kastettiğim şey hikayeye, karakter gelişimine hiçbir katkısı olmayan p*rnografik anlatı. Booker almasa işte Grinin Elli TonuGrinin Elli Tonu 'nunun laciverdi ama booker alınca "karanlık hikaye", "varoluşsal felsefe", vb vb etiketlerle oldurma uğraşı veriliyor. (Hatta 50ton'da bu kitaptan daha fazla duygu vardır.).. Sonrasında da hayatını bir "gold diger" olarak devam ettiriyor ve ne hikmetse hep evli kadınlar bu karaktere aşık oluyorlar bu da şaşırıyor ama kendisi öyle hissetmediğini düşünüyor ama yine de yasak ilişkiyi sürdürüyor. İncelemelerin çoğunda Martin Eden ile özdeşleştirilmiş kitap ama Martin Eden'da iyi kötü geçen bir duygu var okura bu kitapta bir sürü yapay diyaloğa maruz kalıyorsunuz. Ortalara doğru biraz BuddenbrooklarBuddenbrooklar havası aldım kitaptan ama bu kitap hiç bir türlü olmamış. Benim için aşırı hayal kırıklığı oldu.
BedenDavid Szalay · İthaki Yayınları · 2026269 okunma