• Osman Gazi'nin son seferine, ahiret yolculuğuna çıkmadan önce oğlu Orhan Gazi'ye yaptığı vasiyetler:

    Akıbet-i kar budur herkese
    Bad-ı fena pir ve civana ese

    Azm-i beka eyler isem ben bu dem
    Devlet-i ikbal ile ol muhterem!

    Çünkü, senin gibi halef koymuşam,
    Rihlet edersem bu cihandan ne gam.

    Lik vasiyet ederim guş kıl!
    Gayrı gam-ı deni feramuş kıl!

    Dilerim ey sahib-i ikbal ü cah!
    İtmeyesin canib-i zulme nigah!

    Adl ile bu alemi abad kıl!
    Resm-i cihad ile beni şad kıl!

    Rah-ı cihad içre edip fütuhat,
    Memleket-i Rum'da kıl adl ü dad.

    Eyle ulemaya riayet temam.
    Ta ki bula, emr-i şeriat nizam

    Her nerede işidesin ehl-i ilim,
    Göster ona rağbet ü ikbal ü hilm!

    Asker ve mal ile gurur eyleme!
    Şer'i şerif ehlini dur eyleme!

    Şer'dir mayesi şahi ve besi
    Şera muhalif işe etme heves!

    Matlabımız din-i Huda'dır bizim.
    Mesleğimiz rah-ı Huda'dır bizim.

    Yoksa kuru mihnet ve kavga değil,
    Şah-ı cihan olmaya dava değil!

    Nusret-i din oldu çü maksat bana,
    Maksadıma kast yaraşır sana.

    Aleme inamını tam ide gör.
    Memleket emrini temam ide gör!

    Hıfz-ı reayaya çalış ruz ü şeb!
    Ta ki karin ola sana lutf-i Rab!

    Vasiyetnamenin özü şöyledir:

    "Genç olsun, yaşlı olsun herkes için nihai son, ölüm şerbetini içmektir. Ben de beka (sonsuzluk) alemine sefer ederken senin ikbal güneşinin parlamasını dilerim. Senin gibi bir halefim olduğu için bu dünyadan ayrılışıma üzülmem. Şimdi, dünyanın üzüntü ve sıkıntılarını unutarak sana yapacağım nasihatlere kulak ver.

    Ey devlet ve ikbal sahibi oğlum! Zalim olma! Alemi adaletle şenlendir ve Allah için cihadı terk etmeyerek beni şad et! Fetih hareketine devam ederek Rum memleketlerine de adalet götür. Ulemaya riayet eyle ki, din işleri nizam bulsun! Nerede bir ilim ehli duyarsan ona rağbet, ikbal ve yumuşaklık göster! Askerine ve malına gurur getirip, alimlerden uzaklaşma. Padişahlığın aslı ve esası İslamiyet'tir. Bu sebeple Allahu Teala'nın emirlerine muhalif bir iş eylemeyesin! Bizim mesleğimiz Allah yoludur ve maksadımız Allah'ın dinini yaymaktır. Yoksa kuru kavga ve cihangirlik davası değildir. Bu alemde benim maksadım, gayem hep dinin zaferi oldu. Sana da bunlar yaraşır. Daima herkese ihsanda bulun! Memleket işlerini noksansız gör! Rabbinin lütuf ve yardımının sana yakın olmasın istersen gece gündüz halkı korumaya çalış. Hepinizi Allahu Teala'ya emanet ediyorum!"
  • “şimdilik yabani otları elimle okşuyorum, senin boynun yerine…”
  • .
    İnmiş perde,
    Kimseler bilmez...
    Akıl ermez,kelam yetmez;
    Gölgeler ki,
    Dirhem sır vermez...
    Sen anlamadın,ben anlatamadım;
    Sevdadır bu,
    Ebed'de bitmez;
    Dinle...
    .
    .
    .
    .
    Seni ,dedim...
    Hep uzaktan seyrettim,
    Hep ara'lıktan..!
    Palan'dan,
    Bu koca dağdan...
    De heyy !
    Vazgeçtim bu yazdan;
    Umudum, dedim
    Yalnızca kara kış'tan...

    Zirveni, dedim...
    Hep o baş eğmeyişini seyrettim,
    Dağ eteğinde
    O nazlı duruşunu...
    Bir elimde Güneş varken,
    Pîr elimi
    B/aşk'a alemlere tutsak ettim;
    Düşler mahallinde
    Halimi burkarken,
    Her siret'ime e'yer ettim...

    Ben, dedim...
    Hep mihnet'imi seyrettim;
    Sağımda,ah ki amansız felek !
    Barışı kuşanmadan;
    Sükût'u ikrar verip,
    Sözsüz sûret'ime bir yer ettim...
    Solumda,sancıyan iki yürek !
    O mekansız mabedi
    Terk-i diyâr ettim...

    Kul, dedim...
    Hep kaybettiğini arayan;
    Ölü vakitleri hani,
    Kendimden arda kalan
    O kul'u seyrettim...
    Ah ki ben;
    Sığ sularda bulduklarımı,
    Amansız deryada ziyan ettim...
    Batıp gidenlerde aradım da;
    Hicret'i,
    Kendime zarur-i farz ettim...

    Dua ,dedim...
    Hep sönen ışığa sığınan;
    Nazargâh'ımda el açan,
    O yakarışı seyrettim...
    Bir lahzâ bela arayıp,
    Hak'tan gelene secde ettim...
    Ben zamanın gerisinde,
    Gönlüm fukarâ
    Gözlerim âmâ;
    Hem ki,düş'te alem-î talan ettim...

    Aşk ,dedim...
    Hep çıkmaz sokakları bilmeyen;
    Düz yol sevdalarında
    Ayak sürüyen,
    Yürek şaklabanlarını seyrettim...
    Sessizliğin lehçesinde,
    Hem, Aşk ilminde;
    Sabr-ı mihenk taşı ettim...
    Dünyalık nefsine uydum da,
    Vahh ki yazık !
    Ben,diri'me veda ettim...

    Hak ,dedim...
    Hep aynı son'un telaşında;
    Hiç'likle mayaladım toprağımı...
    Şah'lık ki,
    Dün'den arda kalan Araf'a;
    Aşıklık hep benden tarafa !
    Hakkınca aradım da,
    Hep Hâk'a biât ettim...
    Ne umutlar ne ah'lar,
    Susuzdum ben;
    Gözlerinde Kevser'i seyrettim...

    Kan /sızı'm, dedim...
    Hep bir tas suya verdim de,
    Bulduklarımı;
    Hiç tereddüt etmedim...
    Bir kefen hatrına serdim de,
    Ruhumdan soyduklarımı;
    Can ipimde yalınayak zikr'ettim...
    Durdum ,dinledim;
    Bil ki,zinhar ürkütmedim...
    Ağu'sunu
    Od'unu
    Su'yunu
    Üç yudumda içen; O er kişiyi seyrettim...

    Sarhoştum, dedim...
    Hep bir muhâl'di sana ulaşmak,
    Muhâl'di sana kavuşmak...
    Makul'dü arz-u hâl,
    Hem Kul'dum; hüsnâ-yı ahvâl...
    Vuslat'a rıza ettim;
    Her şey yerli yerince,
    Ben yol aldım kendimce...
    Er(i)mek kolay değildi,
    Bîçare'ce er'olmayı seyrettim...

    Firkat, dedim...
    Hep gözlerimi yokluyorken hissiyat,
    Ve Aşk
    Bize bu kadar yakışıyorken;
    Neden bu âcz ?
    Neden böylesine bî'çareyim..?
    Sadr'ından koptu baht-ı yâr,
    Ah ki;ruha firkat'i ezberletmeyecektim..!
    Gelmedi elden heyhât;
    Ben'den
    Ve
    Sen'den
    Sessizce aralandım da,
    Kıyam'da bizi seyrettim...

    Cefâ ,dedim...
    Hep arşınlarken keşkeler sokağını ,
    Haddimi aştım ya;
    Ölmüyor Şeytan...
    Eman ver dedim,emân !
    Nedâmet ipini kopardım da cefâdan,
    Bir lokmalık elma'ilen
    Bin gün/ âh'a ;el ettim...
    Cennet'in bahçesinde
    Tek bir "sır" üfledi de içime,
    El'ân sustum;
    Ol'ki gururlu dilbaz'ı seyrettim...

    Vefâ ,dedim...
    Hep aynıydı cismin,
    Ve o an,sine'me düştü ismin...
    İkindi serinliğinin son beklentisi,
    Ey Sevgili'den de Sevgili !
    Duy beni...
    Şimdi yek duâ'm,
    Gecenin rahlesi'nde
    Süruruna râm olmak;
    Gel ki,
    Vaktin şahitliğini beşer'e sunmak;
    Gün ki,
    Göğermiş sadakatin dem'ine;
    Haydi, ver elini elime..!
    Yum gözlerini !
    Yum ki,
    Şâd olasın ey Yar !
    Bin lütuf bu;
    Bilesin, nasıl da ikram...
    Sunulan ki ;
    Göresin, kalb-i şükran...
    .
    .
    .
    .
    Aşk dedim, Aşk..!
    Hep gafil'iyim ömrümün;
    Söylesene Sevdiğim,
    Beni biliyor musun ?
    Aşk bana d / okundu...
    Ve söyletti ki;
    " Beni seviyor musun..? "
    Aşk-ı Dergâh'ta,
    Yalnız senin adın okundu...

    // Yusef Masadow //
  • 239 syf.
    YAZ SICAĞINDA "BULANTI" MI? BAŞINA GÜNEŞ GEÇMİŞ OLSA GEREK... (SPOILER İÇEREBİLİR)

    Bu tip ruh hallerinde yazılmış kitapları okumayı pek sevmem, hele hele yazın hiç sevmem. Ama kışın olsa öyle mi? Al bu kitabı, geç pencerenin dibine, hava da müsait zaten, okudukça göm kendini depresyona. Artık çıkar mısın o depresyondan, ikametini oraya mı aldırırsın bilinmez. Neyse... Bu sayede de yazlık ve kışlık kıyafetler misali, kitapların da yazlık-kışlık olarak ayrılması ve de kışlık kitapların, böylesi bunaltan sıcakların olduğu dönemlerde dolaplara tıkıştırılması fikrini iyiden iyiye gözden geçirmeye karar verdim. Eyleme geçer miyim? Hava sıcak, bir ara düşünürüz...

    Karakterimiz Antoine Roquentin. Kendisini bomboş hissediyor. Ha bir de "bulantı"sı var pardon. Boş mideyle bulantıdan da anca safra çıkar haliyle, canına yazık be abim. Birbiri ardına okuduğumdan mıdır bilinmez, Roquentin'in sıkıntısını gördükçe, aklıma Momo kitabındaki şu alıntı geldi: "Önceleri pek farkına varılmaz. Günün birinde insanın canı artık hiçbir şey yapmak istemez. Hiçbir şeyle ilgilenmez, kurur gider. Ve bu isteksizlik geçici değildir. Hatta giderek artar. Günden güne, haftadan haftaya daha kötü olur. Kendinden hoşlanmaz, içi bomboştur, dünyayla bağdaşamaz. Sonraları bu hisler de kalmaz, hiçbir şey hissetmez olur. Bütün dünyaya yabancılaşmıştır, kimse onu ilgilendirmez olmuştur. Ne kızgınlık duyar, ne hayranlık. Ne sevinmesini bilir, ne üzülmesini. Gülmeyi de, ağlamayı da unutmuştur. Böyle bir insanın içi kaskatı kesilir. Artık hiçbir şeyi, hiç kimseyi sevemez. Bu durumda, artık hastanın iyileşmesine olanak yoktur. Dönüş kalmamıştır. Bomboş, kül rengi bir yüzle, nefretle çevresine bakar, tıpkı duman adamlar gibi. Onlardan biri olup çıkmıştır. Hastalığın adına gelince, buna öldüren can sıkıntısı denir." Karakterimiz de bu hastalığa yakalanmıştı bence: Öldüren can sıkıntısı. Zaten bana kalırsa, Rollebon'un hayatını yazmaya niyetlenmesi de, öldüren can sıkıntısı halinin, ölmeden önceki son can çekişmelerinden birinde ortaya çıkmıştı. Nihayetinde de sonuç vermedi zaten, hastayı kaybettik. Peşinen söylemek gerekirse, karakterin bu durumu beni pek de sarmadı. Fakat kitabın da hakkını yememek, içeriğindeki harika tespitleri görmezden gelmemek adına, kitabı iki açıdan değerlendirmek istedim. Olay örgüsü ve kahramanın başından geçenler açısından bakacak olursak, pek de sürükleyici ve de ilgi çekici olmayan bir hikaye okudum. Fakat kahramanımızın olaylar ve de durumlar hakkında yaptığı tespitler ve yer yer yaptığı tasvirler bakımından kitap tatmin edici düzeydeydi. (Amma çok "ve" ve "de" kullandım yahu.)

    Kitap hakkında yakınmaya hakkım olmadığı halde yakınacağım bir diğer husus ise, Fransa tarihinden, hatta yerel tarihinden şahsiyetler ve onların hikayeleriyle bezeli kısımların sıkıcılığıydı. Halihazırda akıcılığı olmayan bir kitapta böylesi detaylara boğulmak, insanı iyice koparıyor kitaptan. Hele de o, Bouville sergi gezisi bölümünde izleme hızını x2 yapan seyirciye bağladım desem yeridir. Bu arada Oda Yayınları baskısından okudum bu kitabı, çok fazla yazım hatası var. Bazı alıntılarımda özellikle hataları düzeltmedim. Eğer imkanınız varsa bu yayından okumamanızı tavsiye ederim.

    "Rollebon'la ilgili kitabımı yazmıyorum artık; bu iş bitti, bu kitabı yazamam artık. Eee, şimdi yaşantım ne olacak?"
    Yukarıda da bahsettik, Rollebon'un hayatını yazmaya girişme işi, tamamen boşluktan çıkmak adına çaresiz bir debelenme haliydi ve boşluktan çıkamayacağını anladığında, çaresizce bu cümleyi kurdu Roquentin. Bulantı da böyle gelir bana kalırsa. Boşlukta kalır insan. Saçma sapan şeylerde arar hayatın anlamını. Meşgale edinir kendine, olmadık şeyleri. Var olmak için, var olmayandan dahi medet umar hale gelir. Veya varlığını duymamak için... Roquentin de böyle demişti zaten: "Bay de Rollebon ortağımdı benim: Var olmak için bana ihtiyacı vardı, ve varlığımı duymamak için, benim de ona ihtiyacım vardı." Rollebon için var olan Roquentin. Ve nihayet, ondan kendi varlığını kurtardığında yapması gereken de açıktı: Var olmak istiyorsan, harekete geç. Kitap Kurdu da buna benzer bir cümle kuruyor zaten. Kitap boyunca yaptığı en akıllıca hareket olsa gerek.

    "Kulak kesiliyorum: Şu an bütün dileğim başkalarının dertlerini dinleyip onlara acımak, sanırım bir değişiklik olacak bu benim için." Kendi sıkıntısının belirsizliğinden utanç duyması, Roquentin'i başka birinin sıkıntısını dinlemeye itiyor yalnız bu da tehlikeli bir durum. Kendini sıkıntısı olmayan biri kabul edip sürekli başkalarının derdini dinleyenler, bir süre sonra sıkıntıya düşseler dahi sıkıntıları, dinledikleri insanlar tarafından pek de kaale alınmaz. Kimseye ücretsiz terapi yapmaya kalkmayın. İşi profesyonellere bırakın, onlar da ekmek yesin, sonuçta yıllarca dirsek çürütmüşler bu işin mektebinde.

    Kitap Kurdu ile Roquentin'in sohbetinde, Kitap Kurdu'nun insanlara inancını şuna bağlamak istedim: İnanç bağlamında soyut bir varlığa inanmaktan ziyade somut, görüntüsünü, sesini, soluğunu hissedebileceği bir şey aradı ve bunu da insanlarda buldu. Ayrıca aynı zorluklardan geçerken keşfettiği insan sevgisi, bu bağlamda gayet normal göründü gözüme. Sürekli insanlarla, özellikle de kendisiyle aynı fikirde veya kendisinin onlarla aynı duyguları paylaşabileceğine inandığı insanlarla birlikte olma çabası, çocukluğunda kendisini anlamayan bir aileye sahip olmasına karşı tepki niteliğinde olabilir. Varoluşunu bu şekilde ispat ediyor.

    "Yaşarken yalnızdım, ölünce daha da yalnız kalacaktım." Bu da tam Sartre'lık bir söz. Yine de hayranları, onu haklı çıkarmamak adına ellerinden geleni yapmışlar, hala da sevenleri onu okuyarak yad etmeye devam ediyorlar. Bir nebze huzur bulmuş olmalı ruhu... https://www.youtube.com/watch?v=Fe91KVvGG2I

    Ve Anny... Roquentin'in "bulantı"sının mimarı kesinlikle. Bütün o karmaşık felsefenin, paradoksun, zıtlıkların, varoluşun ve hiçliğin başrolünde o var. Kendini, gittiği yere ait hissetmeye çabalayan, bunun için de odalarını hep kendi eşyalarıyla dolduran, "an"ların seçkin olması gerekliliğinden dem vuran kadın, uğradığı değişimi Roquentin'e ispat etmeye çalışıyor. Elbette ki onun aynı kaldığına inanarak. Aslında amacı, ardında bıraktığı enkazın ne durumda olduğuna, yol üstündeyken bir göz atmaktan başka bir şey değil. Ve bana kalırsa da enkazından gayet memnun. Yine de kendisinin değişimi ve umarsızlığı, bir yere veya birine bağlı hissetmeyişi, mimarı olduğu enkaz karşısında içini kıvançla dolduruyor.

    30 yaşındaki Roquentin'i 30'undayken okumak, tesadüf oldu benim için. Lakin benim yılda 14.400 Frank gelirim yok. Bu adam elindekinin kıymetini cidden bilmiyor. Tamam, para her şeyin ilacı değil diyebilirsiniz lakin şu durumda, içinde bulunduğu sıkıcı hayatı düzene sokmak ve yeni bir başlangıç yapmak adına çıkış bileti gibi bir şey. Ve nihayetinde o da bu bileti kullanıyor. Ayrılık öncesi yabancılaşma halini tasviri ise... Öyle işte...

    Son bölümde, sevdiği şarkının yazılış evresini hayal edişi güzeldi. Ve varoluşun, kendi deyimiyle "o günahın" en güzel şekilde nasıl gerçekleşebileceğini idrak etmişti Roquentin: Müzikle. Çünkü sesler, enerjisi azalsa da kaybolmaz.
  • Hammâmiyye Der-Sitâyiş-i Vezîr-i a‘zam Dâmâd İbrâhîm Pâşâ

    Sepîde-dem ki olup dîde hâbdan bîdâr
    Hurûşa başladı nâ-gâh serde derd-i humâr

    Hezâr za‘f ile hammâma doğru azm etdim
    Kemer güsiste perâkende gûşe-i destâr

    Varup o hâl ile hammâma üft ü hîz ederek
    Edince gûşe-i halvetde câygâh-ı karâr

    Ne gördüm âh amân el-aman bir âfet-i cân
    Gelüp yanımda güneş gibi oldu şu‘le-nisâr

    Saçı fütâdesinin hâbı gibi pejmürde
    Nigâhı âşıkının hâtırı gibi efgâr

    Vücûdu ham gümüşden beyâz gülden nerm
    Boyu henüz yetişmiş nihâlden hem-vâr

    Kamer hamîresi yâhud güneş mürebbâsı
    Bilûr şâhı yâhud nahl-i lü'lü-i şehvâr

    O kadd ü had o tenâsüb o gabgab ol pistân
    O yâl ü bâl o temâyül o şîve-i reftâr

    Tamâm reng ü bahâ mû-be-mû kirişme vü nâz
    Tamâm hüsn ü ser-â-pây şu‘le-i dîdâr

    Velîk hissolunur ki o nâz-perverdin
    Derûnu içre bir endîşe vü bir âteş var

    Ben ise derd ile kıldım figan ki âh aceb
    Nedir eden dilin ol nâz-perverin bîzâr

    Dedi o dem dil-i dîvâne her çi bâd-âbâd
    Bu hâletin ederim andan aslın istifsâr

    Cevâb-ı lutf verirse eger zihî devlet
    Zihî sa'âdet eger kim ederse de âzâr

    Heman hitâb edüp ey âftâb-ı nâz dedim
    Ki ey fedâ o siyeh zülfe nâfe-i Tâtâr

    Gümüşden âyîneler gibi saf iken sînen
    Sezâ mıdır ki ola böyle pây-mâl-ı gubâr

    Cihânı etmiş iken hayretin zebun ya seni
    Kim etdi böyle ser-endâz-ı hayret ü efkâr

    Nedir aceb sebeb-i hayretin nedir derdin
    Kemâl-i lutfun ile kıl kemînene ihbâr

    İşitdi çünki sözüm ol gül-i hadîka-i nâz
    Derûn-ı sîneden âh eyleyüp çü bülbül-i zâr

    Dedi ki âh su'âl etme derd-i pinhânım
    Dil-i figârıma zahm urma sen de diger-bâr

    Dilimle uğradığım kayda ben bu âlemde
    Ne bülbül uğradı ne tûti-i şeker-güftâr

    Karârın aldı dilin bir garîb dağdağa kim
    İlâcı güç gamı müşkil tegâfüli düşvâr

    Bu şeb bir âfetin ibrâmı ile meclisde
    Çekilmiş idi bir iki piyâle-i ser-şâr

    Tamâm neş'eler etdikde mihr gibi tulû‘
    Miyân-ı meclise nakl oldu sohbet-i eş‘âr

    Nedîm nâmına bir şa‘ir-i cihan var imiş
    Kemend-i zülfüme düşsün ilahi ol ayyâr

    Bir iki beytin onun keyfe ma't-tafak nâ-gâh
    Bir ehl-i dil okuyup etdi bir dahı tekrâr

    Şu rütbe etdi eser bana ol edâ-yı selîs
    Ki tab‘-ı şûhum olup çâk-sâz-ı ceyb-i karâr

    Yemin edüp kılıcım kabzasına nezr etdim
    Bulup Nedîmi iki bûse eyleyim îsâr

    Bu kerre şimdi belâ bunda hânesin bilmem
    Ki azm edüp olam îfâ-yı nezre hâhişkâr

    Tutalım arayarak bulmuşum onu ammâ
    Kabûl kılmayup eylerse nezrim istihkâr

    Hicâb mâni‘ olursa ya nâz ederse yahud
    Ederse zühd satup sûret-i riyâ ızhâr

    Nice çıkam acabâ uhdesinden ol nezrin
    Kalır mı âh benim gerdenimde yohsa bu bâr

    Kaçan ki bu sözü gûş etdi dil kalup bî-hûş
    Kemâl-i hayret ile hem-çü sûret-i dîvâr

    Dedim ki ey gül-i nev-hîz-i nâz ü işve sana
    Fedâ Nedîm gibi bendeler hezâr hezâr

    Ne gûne sihr idi âyâ o beyt-i pür-te'sîr
    Ki bir senin gibi ser-keş perîyi etdi şikâr

    Dedi ki bir iki beytü'l-kasîde kim olmuş
    Onunla hazret-i sadr-ı güzîne midhatkâr

    Cenâb-ı hazret-i düstûr-ı âsman-mesned
    Ki mihr-i zâtına bir gerd bâliş-i zer-târ

    Semiyy-i cedd-i resûl-ı Hudâ ki lutfundan
    Cihanda âteş-i endûh u gam olur gülzâr

    Yegâne sıhr-ı güzîn-i halîfetü'l-islâm
    Vezîr-i a‘zam u ekrem müşîr-i pâk-tebâr

    Alîl-i mihnete cûd u sehâsı habb-ı zeheb
    Marîz-i ye'se atâyâsı şerbet-i dînâr

    Dokunsa çeşmi eger jeng-beste mir'âta
    Yeşil çemen gibi neşv ü nemâ bulur jengâr

    Harîta resmi gibi huşg u teng-sûretdir
    Kef-i kerîmine nisbetle kulzüm-i zehhâr

    Serâb lem‘ası veş nef den mu‘arrâdır
    Nihâd-i pâkine nisbetle feyz-i ebr-i bahâr

    Edeydi âteş-i kahrı bıhârı isti‘lâ
    Fetîl ü revgan olurdu cezîrelerle bıhâr

    Harem-serâyına Kâfûr-ı zer-kemer hâdim
    Derinde Cengiz ü Kaplan nâme-ber tâtâr

    Zihî o kuvvet-i bâzû ki Hind-i garbîden
    Zemîne etse eger nîzesin halîde çü mâr

    Çıkup o demde ser-i nîze Hind-i şarkîden
    Ederdi sadme-i yelmânı pây-ı râyı figâr

    Cihan-penâh hidîvâ keremverâ sadrâ
    Eyâ vezîr-i felek-bârgâh-ı mihr-âsâr

    Sen ol hidîv-i cihansın kim ahd-i lutfunda
    Nigehbanlık eder âşiyân-ı bülbüle mâr

    Sen ol yegâne-i devr-i zamânesin ki senin
    Nazîrin olmadı meşhûd-ı dîde-i devvâr

    Cihânı lutf u mürüvvetle kâm-rân etdin
    Cihânda kim alasın ber-sebîl-i istimrâr

    Bu hüsn-i hulkı ki etmiş Hudâ sana ihsân
    Bu baht-ı tâli‘i k'etmiş felek sana îsâr

    Mübeşşer ol ki senin izz ü devlet ü câhın
    Olur ziyâde bülend ü medîd leyl ü nehâr

    Budur delîl bu da‘vâya kim senin ancak
    Budur murâd-ı şerîfin ki cümle ehl-i diyâr

    Olup zamân-ı şerifinde emn ü râhatda
    Cihanda olmaya bir ferde zulm ile âzâr

    Fe-lâ-cerem bu cihan içre çün mücerrebdir
    Ki böyle şefkat ü rahmi olan sudûr-ı kibâr

    Olup o mesned-i vâlâda çok zaman mümted
    Eder makâm-ı refî‘inde devlet ile karâr

    Bu bahs-i pâki debistân-ı fazl u dânişde
    Bu sûret ile ki takrîr eder ulü'l-ebsâr

    K'olur zamân-ı kalîl içre muzmahil elbet
    Delâlet etdiği çün şerre necm-i gîsû-dâr

    Delîli olduğı'çün hayr-ı âleme sâ‘î
    Cihanda dâ'im olur âftâb-ı feyz-âsâr

    Ale'l-husûs ki bu bende-i kerem-dîden
    Bu çâkerin bu kemînen bu abd-ı zâr u nizâr

    O denlü lutf u kerem gördü hezretinden kim
    O lutfu görmedi ebr-i bahârdan gülzâr

    Nedîm kendi kulun kendi müstmendindir
    Unutma zerreni ey âftâb-ı feyz-âsâr

    Himâyet et ki senin bir yanar çerâğındır
    Ta‘arruz eylemesin rûzgâr-ı bed-kirdâr

    Ol âftâb-ı mekârimsin âsafâ sen kim
    Umûm-ı feyzin ile sîrdir kibâr u sıgâr

    Cihanda sen gibi müşfik efendisi var iken
    Yazık değil mi kala böyle bî-kes ü bî-kâr

    Mukayyed olmaya bir kâr ile bu âlemde
    Ede derûnunu sevdâ-yı hâm ile âzâr

    Bu sözde lîk efendim kalem yalan söyler
    Ben eyleyeyim onun bâri kizbini izhâr

    Derin güşâde iken cümle ehl-i irfâna
    Kalır mı bî-kes o pâkize-tab‘-ı sihr-âsâr

    Egerçi hidmeti yok lîk ona yeter bu şeref
    Ki ede hidmet-i rıkkıyetinde ömrü güzâr

    Hemân efendisini eylesin Hudâ dâ'im
    Kerem eder komaz elbette bendesin bî-kâr

    Hemîşe tâ ki ola kârgâh-ı âlemde
    Bu heft âmire münkâd bu tabâyi‘-i çâr

    Mutî‘-i emrin olup çâr gûşe heft iklîm
    Ola müsahhar-ı kilkin bu kubbe-i devvâr

    İnâyet-i ezelî feyz-bahş u feyz-resân
    Sipihr bende-i ferman sitâre hidmetkâr


    - Nedim -
  • İnmiş perde,
    Kimseler bilmez...
    Akıl ermez,kelam yetmez;
    Gölgeler ki,
    Dirhem sır vermez...
    Sen anlamadın,ben anlatamadım;
    Sevdadır bu,
    Ebed'de bitmez;
    Dinle...


    Seni ,dedim...
    Hep uzaktan seyrettim,
    Hep ara'lıktan..!
    Palan'dan,
    Bu koca dağdan...
    De heyy !
    Vazgeçtim bu yazdan;
    Umudum, dedim
    Yalnızca kara kış'tan...

    Zirveni, dedim...
    Hep o baş eğmeyişini seyrettim,
    Dağ eteğinde
    O nazlı duruşunu...
    Bir elimde Güneş varken,
    Pîr elimi
    B/aşk'a alemlere tutsak ettim;
    Düşler mahallinde
    Halimi burkarken,
    Her siret'ime e'yer ettim...

    Ben, dedim...
    Hep mihnet'imi seyrettim;
    Sağımda,ah ki amansız felek !
    Barışı kuşanmadan;
    Sükût'u ikrar verip,
    Sözsüz sûret'ime bir yer ettim...
    Solumda,sancıyan iki yürek !
    O mekansız mabedi
    Terk-i diyâr ettim...

    Kul, dedim...
    Hep kaybettiğini arayan;
    Ölü vakitleri hani,
    Kendimden arda kalan
    O kul'u seyrettim...
    Ah ki ben;
    Sığ sularda bulduklarımı,
    Amansız deryada ziyan ettim...
    Batıp gidenlerde aradım da;
    Hicret'i,
    Kendime zarur-i farz ettim...

    Dua ,dedim...
    Hep sönen ışığa sığınan;
    Nazargâh'ımda el açan,
    O yakarışı seyrettim...
    Bir lahzâ bela arayıp,
    Hak'tan gelene secde ettim...
    Ben zamanın gerisinde,
    Gönlüm fukarâ
    Gözlerim âmâ;
    Hem ki,düş'te alem-î talan ettim...

    Aşk ,dedim...
    Hep çıkmaz sokakları bilmeyen;
    Düz yol sevdalarında
    Ayak sürüyen,
    Yürek şaklabanlarını seyrettim...
    Sessizliğin lehçesinde,
    Hem, Aşk ilminde;
    Sabr-ı mihenk taşı ettim...
    Dünyalık nefsine uydum da,
    Vahh ki yazık !
    Ben,diri'me veda ettim...

    Hak ,dedim...
    Hep aynı son'un telaşında;
    Hiç'likle mayaladım toprağımı...
    Şah'lık ki,
    Dün'den arda kalan Araf'a;
    Aşıklık hep benden tarafa !
    Hakkınca aradım da,
    Hep Hâk'a biât ettim...
    Ne umutlar ne ah'lar,
    Susuzdum ben;
    Gözlerinde Kevser'i seyrettim...

    Kan /sızı'm, dedim...
    Hep bir tas suya verdim de,
    Bulduklarımı;
    Hiç tereddüt etmedim...
    Bir kefen hatrına serdim de,
    Ruhumdan soyduklarımı;
    Can ipimde yalınayak zikr'ettim...
    Durdum ,dinledim;
    Bil ki,zinhar ürkütmedim...
    Ağu'sunu
    Od'unu
    Su'yunu
    Üç yudumda içen; O er kişiyi seyrettim...

    Sarhoştum, dedim...
    Hep bir muhâl'di sana ulaşmak,
    Muhâl'di sana kavuşmak...
    Makul'dü arz-u hâl,
    Hem Kul'dum; hüsnâ-yı ahvâl...
    Vuslat'a rıza ettim;
    Her şey yerli yerince,
    Ben yol aldım kendimce...
    Er(i)mek kolay değildi,
    Bîçare'ce er'olmayı seyrettim...

    Firkat, dedim...
    Hep gözlerimi yokluyorken hissiyat,
    Ve Aşk
    Bize bu kadar yakışıyorken;
    Neden bu âcz ?
    Neden böylesine bî'çareyim..?
    Sadr'ından koptu baht-ı yâr,
    Ah ki;ruha firkat'i ezberletmeyecektim..!
    Gelmedi elden heyhât;
    Ben'den
    Ve
    Sen'den
    Sessizce aralandım da,
    Kıyam'da bizi seyrettim...

    Cefâ ,dedim...
    Hep arşınlarken keşkeler sokağını ,
    Haddimi aştım ya;
    Ölmüyor Şeytan...
    Eman ver dedim,emân !
    Nedâmet ipini kopardım da cefâdan,
    Bir lokmalık elma'ilen
    Bin gün/ âh'a ;el ettim...
    Cennet'in bahçesinde
    Tek bir "sır" üfledi de içime,
    El'ân sustum;
    Ol'ki gururlu dilbaz'ı seyrettim...

    Vefâ ,dedim...
    Hep aynıydı cismin,
    Ve o an,sine'me düştü ismin...
    İkindi serinliğinin son beklentisi,
    Ey Sevgili'den de Sevgili !
    Duy beni...
    Şimdi yek duâ'm,
    Gecenin rahlesi'nde
    Süruruna râm olmak;
    Gel ki,
    Vaktin şahitliğini beşer'e sunmak;
    Gün ki,
    Göğermiş sadakatin dem'ine;
    Haydi, ver elini elime..!
    Yum gözlerini !
    Yum ki,
    Şâd olasın ey Yar !
    Bin lütuf bu;
    Bilesin, nasıl da ikram...
    Sunulan ki ;
    Göresin, kalb-i şükran...



    Aşk dedim, Aşk..!
    Hep gafil'iyim ömrümün;
    Söylesene Sevdiğim,
    Beni biliyor musun ?
    Aşk bana d / okundu...
    Ve söyletti ki;
    " Beni seviyor musun..? "
    Aşk-ı Dergâh'ta,
    Yalnız senin adın okundu...

    // Yusef Masadow //
  • Noktalama İşaretleri

    Nokta ( . )

    1. Cümlenin sonuna konur: Türk Dil Kurumu, 1932 yılında kurul­muştur.

    Saatler geçtikçe yollara daha mahzun bir ıssızlık çöküyordu. (Reşat Nuri Güntekin)

    2. Bazı kısaltmaların sonuna konur: Alb. (albay), Dr. (doktor), Yrd. Doç. (yardımcı doçent), Prof. (profesör), Cad. (cadde), Sok. (sokak), s. (sayfa), sf. (sıfat), vb. (ve başkası, ve benzeri, ve benzerleri, ve bunun gibi), Alm. (Almanca), Ar. (Arapça), İng. (İngilizce) vb.

    3. Sayılardan sonra sıra bildirmek için konur: 3. (üçüncü), 15. (on beşinci); II. Mehmet, XIV. Louis, XV. yüzyıl; 2. Cadde, 20. Sokak, 4. Levent vb.

    4. Arka arkaya sıralandıkları için virgülle veya çizgiyle ayrılan rakamlardan yalnızca sonuncu rakamdan sonra nokta konur: 3, 4 ve 7. maddeler; XII – XIV. yüzyıllar arasında vb.

    5. Bir yazının maddelerini gösteren rakam veya harflerden sonra konur:

    I. 1. A. a.

    II. 2. B. b.

    6. Tarihlerin yazılışında gün, ay ve yılı gösteren sayıları birbirinden ayırmak için konur: 29.5.1453, 29.X.1923 vb.

    UYARI: Tarihlerde ay adları yazıyla da yazılabilir. Bu durumda ay adların­dan önce ve sonra nokta kullanılmaz: 29 Mayıs 1453, 29 Ekim 1923 vb.

    7. Saat ve dakika gösteren sayıları birbirinden ayırmak için konur: Tren 09.15’te kalktı. Toplantı 13.00’te başladı.

    Tören 17.30’da, hükûmet daireleri kapandıktan yarım saat sonra başlayacaktır. (Tarık Buğra)

    8. Kitap, dergi vb.nin künyelerinin sonuna konur:

    Agâh Sırrı Levend, Türk Dilinde Gelişme ve Sadeleşme Evreleri, TDK Yayınları, Ankara, 1960.

    9. Dört ve dörtten çok rakamlı sayılar sondan sayılmak üzere üçlü gruplara ayrılarak yazılır ve araya nokta konur: 1.000, 326.197, 49.750.812 vb.

    10. Genel Ağ adreslerinde kullanılır: http://tdk.org.tr

    11. Matematikte çarpma işareti yerine kullanılır: 4.5=20, 12.6=72 vb.



    Virgül ( , )

    1. Birbiri ardınca sıralanan eş görevli kelime ve kelime gruplarının arasına konur:

    Fırtınadan, soğuktan, karanlıktan ve biraz da korkudan sonra bu sı­cak, aydınlık ve sevimli odanın havasında erir gibi oldum. (Halide Edip Adıvar)

    Sessiz dereler, solgun ağaçlar, sarı güller

    Dillenmiş ağızlarda tutuk dilli gönüller (Faruk Nafiz Çamlıbel)

    Zindana atılan mahkûmlar gibi titreşerek, haykırarak geri geri kaçmaya uğraşıyorduk. (Hüseyin Rahmi Gürpınar)

    Köyde kim çaresiz kalırsa, kimin işi bozulursa İstanbul yolunu tutar. (Ömer Seyfettin)

    2. Sıralı cümleleri birbirinden ayırmak için konur:

    Umduk, bekledik, düşündük. (Yakup Kadri Karaosmanoğlu)

    3. Uzun cümlelerde yüklemden uzak düşmüş olan özneyi belirtmek için konur:

    Saniye Hanımefendi, merdivenlerde oğlunun ayak seslerini duyar duymaz, hasretlisini karşılamaya atılan bir genç kadın gibi koltuğundan fırlamış ve ona kapıyı kendi eliyle açmaya gelmişti. (Yakup Kadri Karaosmanoğlu)

    4. Cümle içinde ara sözleri veya ara cümleleri ayırmak için ara sözlerin veya ara cümlelerin başına ve sonuna konur:

    Zemin bu kadar koyu bir kırmızıya dönüşünce, bir an için de olsa, belirginliğini yitiriverdi sivilceleri. (Elif Şafak)

    Şimdi, efendiler, müsaade buyurursanız, size bir sual sorayım. (Atatürk)

    5. Anlama güç kazandırmak için tekrarlanan kelimeler arasına ko­nur:

    Akşam, yine akşam, yine akşam,

    Göllerde bu dem bir kamış olsam! (Ahmet Haşim)

    6. Tırnak içinde olmayan alıntı cümlelerinden sonra konur:

    Adana’ya yarın gideceğim, dedi.

    Aç karnına sigara içmekle hiç de iyi etmiyorsun, dedi. (Necati Cumalı)

    7. Konuşma çizgisinden sonraki alıntı cümlesinin bitimine konur:

    – Bu akşam Datça’ya gidiyor musunuz, diye sordu.

    8. Edebî eserlerde konuşma bölümünden önceki ifadenin sonuna konur:

    Bahçe kapısını açtı. Sermet Bey’e,

    – Bu anahtar köşkü de açar, dedi. (Ömer Seyfettin)

    9. Kendisinden sonraki cümleye bağlı olarak ret, kabul ve teşvik bil­diren hayır, yok, evet, peki, pekâlâ, tamam, olur, hayhay, başüstüne, öyle, haydi, elbette gibi kelimelerden sonra konur: Peki, gideriz. Olur, ben de size katılırım. Hayhay, memnun oluruz. Haydi, geç kalıyoruz.

    Evet, kırk seneden beri Türkçe merhale merhale Türkleşiyor. (Yahya Kemal Beyatlı)

    10. Bir kelimenin kendisinden sonra gelen kelime veya kelime grup­larıyla yapı ve anlam bakımından bağlantısı olmadığını göstermek ve anlam karışıklığını önlemek için kullanılır:

    Bu, tek gözlü, genç fakat ihtiyar görünen bir adamcağızdır. (Halit Ziya Uşaklıgil)

    Bu gece, eğlenceleri içlerine sinmedi. (Reşat Nuri Güntekin)

    11. Hitap için kullanılan kelimelerden sonra konur:

    Efendiler, bilirsiniz ki hayat demek, mücadele, müsademe demektir. (Atatürk)

    Sayın Başkan,

    Sevgili Kardeşim,

    Değerli Arkadaşım,

    12. Sayıların yazılışında kesirleri ayırmak için kullanılır: 38,6 (otuz sekiz tam, onda altı), 0,45 (sıfır tam, yüzde kırk beş)

    13. Metin içinde art arda gelen zarf-fiil eki almış kelimelerden sonra konur:

    Ancak yemekte bir karara varıp, arkadaşına dikkatli dikkatli bakarak konuştu.

    UYARI: Metin içinde zarf-fiil eki almış kelimelerden sonra virgül konmaz:

    Cumaları bahçede buluştukça kıza kendisinin adi bir mektep talebesi olmadığını anlatmaya çalışıyordu. (Halide Edip Adıvar)

    Şimdiye dek, ben kendimi bildim bileli kimse Değirmenoluk köyünden kaçıp da başka köyde çobanlık, yanaşmalık etmedi. (Yaşar Kemal)

    Meydanlığa varmadan bir iki defa İsmail kendisini gördü mü diye kahveye baktı. (Necati Cumalı)

    14. Özne olarak kullanıldıklarında bu, şu, o zamirlerinden sonra konur:

    Bu, benim gibi yazarlar için hiç kolay olmaz.

    O, eski defterleri çoktan kapatmış, Osmanlıya kucağını açmıştı. (Tarık Buğra)

    15. Kitap, dergi vb.nin künyelerinde yazar, eser, basımevi vb. maddelerden sonra konur:

    Falih Rıfkı ATAY, Tuna Kıyıları, Remzi Kitabevi, İstanbul, 1938.

    Yazarın soyadı önce yazılmışsa soyadından sonra da virgül konur:

    ERGİN, Muharrem, Dede Korkut Kitabı, Ankara, 1958.

    UYARI: Metin içinde ve, veya, yahut, ya ... ya bağlaçlarından önce de sonra da virgül konmaz:

    Nihat sabaha kadar uyuyamadı ve şafak sökerken Faik’e bol teşek­kürlerle dolu bir kâğıt bırakarak iki gün evvelki cephe dönüşü kıyafeti ile sokağa fırladı. (Peyami Safa)

    Ya şevk içinde harap ol ya aşk içinde gönül

    Ya lale açmalıdır göğsümüzde yahut gül! (Yahya Kemal Beyatlı)

    UYARI: Tekrarlı bağlaçlardan önce ve sonra virgül konmaz:

    Hem gider hem ağlar.

    Ya bu deveyi gütmeli ya bu diyardan gitmeli. (Atasözü)

    Gerek nesirde gerek nazımda yeni bir söyleyişe ulaşılmıştır.

    Siz ister inanın ister inanmayın, bir gün bile durmam.

    Ne kız verir ne dünürü küstürür.

    Bu kurallar bugün de yarın da geçerli olacaktır.

    UYARI: Cümlede pekiştirme ve bağlama görevinde kullanılan da / de bağlacından sonra virgül konmaz:

    İmlamız lisanımız düzelince, lisanımız da kafamız düzelince düzele­cek çünkü o da ancak onlar kadar bozuktur, fazla değil! (Yahya Kemal Beyatlı)

    UYARI: Metin içinde -ınca / -ince anlamıyla zarf-fiil görevinde kulla­nılan mı / mi ekinden sonra virgül konmaz:

    Ben aç yattım mı kötü kötü rüyalar görürüm nedense. (Orhan Kemal)

    Öyle zekiler vardır, konuştular mı ağızlarından bal akıyor sanırsın. (Attila İlhan)

    UYARI: Şart ekinden sonra virgül konmaz:

    Tenha köşelerde ağız ağıza konuşurken yanlarına biri gelecek olursa hemen susuyorlardı. (Reşat Nuri Güntekin)

    Gör gözlerinle de aklın yatarsa anlatıver millete. (Tarık Buğra)

    Noktalı Virgül ( ; )

    1. Cümle içinde virgüllerle ayrılmış tür veya takımları birbirinden ayırmak için konur: Erkek çocuklara Doğan, Tuğrul, Aslan, Orhan; kız çocuklara ise İnci, Çiçek, Gönül, Yonca adları verilir.

    Türkiye, İngiltere, Azerbaycan; Ankara, Londra, Bakü.

    2. Ögeleri arasında virgül bulunan sıralı cümleleri birbirinden ayır­mak için konur: Sevinçten, heyecandan içim içime sığmıyor; bağırmak, kahkahalar atmak, ağlamak istiyorum.

    At ölür, meydan kalır; yiğit ölür, şan kalır. (Atasözü)

    3. İkiden fazla eş değer ögeler arasında virgül bulunan cümlelerde özneden sonra noktalı virgül konabilir:

    Yeni usul şiirimiz; zevksiz, köksüz, acemice görünüyordu. (Yahya Kemal Beyatlı)

    İki Nokta (: )

    1.Kendisiyle ilgili örnek verilecek cümlenin sonuna konur:

    Millî Edebiyat akımının temsilcilerinden bir kısmını sıralayalım: Ömer Seyfettin, Halide Edip Adıvar, Ziya Gökalp, Mehmet Emin Yurdakul, Ali Canip Yöntem.

    2. Kendisiyle ilgili açıklama verilecek cümlenin sonuna konur:

    Bu kararın istinat ettiği en kuvvetli muhakeme ve mantık şu idi: Esas, Türk milletinin haysiyetli ve şerefli bir millet olarak yaşamasıdır. (Atatürk)

    Kendimi takdim edeyim: Meclis kâtiplerindenim. (Falih Rıfkı Atay)

    3. Ses bilgisinde uzun ünlüyü göstermek için kullanılır: a:ile, ka:til, usu:le, i:cat.

    4. Karşılıklı konuşmalarda, konuşan kişiyi belirten sözlerden sonra konur:

    Bilge Kağan: Türklerim, işitin!

    Üstten gök çökmedikçe,

    alttan yer delinmedikçe

    ülkenizi, törenizi kim bozabilir sizin?

    Koro: Göğe erer başımız

    başınla senin!

    Bilge Kağan: Ulusum birleşip yücelsin diye

    gece uyumadım, gündüz oturmadım.

    Türklerim Bilge Kağan der bana.

    Ben her şeyi onlar için bildim.

    Nöbetteyim! (A. Turan Oflazoğlu)

    5. Edebî eserlerde konuşma bölümünden önceki ifadenin sonuna konur:

    – Buğdayla arpadan başka ne biter bu topraklarda?

    Ziraatçı sayar:

    – Yulaf, pancar, zerzevat, tütün... (Falih Rıfkı Atay)

    6. Genel Ağ adreslerinde kullanılır: http://tdk.org.tr

    7. Matematikte bölme işareti olarak kullanılır: 56:8=7, 100:2=50 vb.

    Üç Nokta ( ... )

    1. Anlatım olarak tamamlanmamış cümlelerin sonuna konur:

    Ne çare ki çirkinliği hemencecik ve herkes tarafından görülüveri­yordu da bu yanı... (Tarık Buğra)

    2. Kaba sayıldığı için veya bir başka sebepten dolayı açık yazılmak is­tenmeyen kelime ve bölümlerin yerine konur: Kılavuzu karga olanın burnu b...tan çıkmaz.

    Arabacı B...’a yaklaştığını söylüyor, ikide bir fırsat bularak arabanın içine doğru başını çeviriyordu. (Ahmet Hamdi Tanpınar)

    3. Alıntılarda başta, ortada ve sonda alınmayan kelime veya bölümle­rin yerine konur:

    ... derken şehrin öte başından boğuk boğuk sesler gelmeye başladı... (Tarık Buğra)

    4. Sözün bir yerde kesilerek geri kalan bölümün okuyucunun hayal dünyasına bırakıldığını göstermek veya ifadeye güç katmak için konur:

    Sana uğurlar olsun... Ayrılıyor yolumuz! (Faruk Nafiz Çamlıbel)

    Binaenaleyh, biz her vasıtadan, yalnız ve ancak, bir noktainazardan istifade ederiz. O noktainazar şudur: Türk milletini, medeni cihanda layık olduğu mevkiye isat etmek ve Türk cumhuriyetini sarsılmaz temelleri üzerinde, her gün, daha ziyade takviye etmek... (Atatürk)

    5. Ünlem ve seslenmelerde anlatımı pekiştirmek için konur:

    Gölgeler yaklaştılar. Bir adım kalınca onu kıyafetinden tanıdılar:

    — Koca Ali... Koca Ali, be!.. (Ömer Seyfettin)

    UYARI: Ünlem ve soru işaretinden sonra üç nokta yerine iki nokta konulması yeterlidir:

    Gök ekini biçer gibi!.. Başaklar daha dolmadan. (Tarık Buğra)

    Nasıl da akşam oldu?.. Nasıl da yavrucaklar sustu?.. Nasıl da serçecikler yuvalarına sığındı?.. (Necip Fazıl Kısakürek)

    6. Karşılıklı konuşmalarda, yeterli olmayan, eksik bırakılan cevap­larda kullanılır:

    — Yabancı yok!

    — Kimsin?

    — Ali...

    — Hangi Ali?

    — ...

    — Sen misin, Ali usta?

    — Benim!..

    — Ne arıyorsun bu vakit buralarda?

    — Hiç...

    — Nasıl hiç? Suya çekicini mi düşürdün yoksa!..

    — !.. (Ömer Seyfettin)

    UYARI: Üç nokta yerine iki veya daha çok nokta kullanılmaz.

    Soru İşareti ( ? )

    1. Soru eki veya sözü içeren cümle veya sözlerin sonuna konur:

    Ne zaman tükenecek bu yollar, arabacı? (Faruk Nafiz Çamlıbel)

    Atatürk bana sordu:

    — Yeni yazıyı tatbik etmek için ne düşündünüz? (Falih Rıfkı Atay)

    2. Soru bildiren ancak soru eki veya sözü içermeyen cümlelerin sonuna konur:

    Gümrükteki memur başını kaldırdı:

    — Adınız?

    3. Bilinmeyen, kesin olmayan veya şüpheyle karşılanan yer, tarih vb. durumlar için kullanılır: Yunus Emre (1240 ?-1320), (Doğum yeri: ?) vb.

    1496 (?) yılında doğan Fuzuli...

    Ankara’dan Antalya’ya arabayla üç saatte (?) gitmiş.

    UYARI: mı / mi ekini alan yan cümle temel cümlenin zarf tümleci olduğunda cümlenin sonuna soru işareti konmaz: Akşam oldu mu sürüler döner. Hava karardı mı eve gideriz.

    Bahar gelip de nehir çağıl çağıl kabarmaya başlamaz mı içimi geri kalmış bir saat huzursuzluğu kaplardı. (Haldun Taner)

    UYARI: Soru ifadesi taşıyan sıralı ve bağlı cümlelerde soru işareti en sona konur:

    Çok yakından mı bu sesler, çok uzaklardan mı?

    Üsküdar’dan mı, Hisar’dan mı, Kavaklardan mı? (Yahya Kemal Beyatlı)

    Ünlem İşareti ( ! )

    1. Sevinç, kıvanç, acı, korku, şaşma gibi duyguları anlatan cümle veya ibarele­rin sonuna konur: Hava ne kadar da sıcak! Aşk olsun! Ne kadar akıllı adamlar var! Vah vah!

    Ne mutlu Türk’üm diyene! (Atatürk)

    2. Seslenme, hitap ve uyarı sözlerinden sonra konur:

    Ordular! İlk hedefiniz Akdeniz’dir, ileri! (Atatürk)

    Ey Türk gençliği! Birinci vazifen; Türk istiklalini, Türk cumhuriye­tini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir. (Atatürk)

    Ak tolgalı beylerbeyi haykırdı: İlerle! (Yahya Kemal Beyatlı)

    Dur, yolcu! Bilmeden gelip bastığın

    Bu toprak bir devrin battığı yerdir. (Necmettin Halil Onan)

    UYARI: Ünlem işareti, seslenme ve hitap sözlerinden hemen sonra konulabi­leceği gibi cümlenin sonuna da konabilir:

    Arkadaş, biz bu yolda türküler tuttururken

    Sana uğurlar olsun... Ayrılıyor yolumuz! (Faruk Nafiz Çamlıbel)

    3. Alay, kinaye veya küçümseme anlamı kazandırılmak istenen sözden hemen sonra yay ayraç içinde ünlem işareti kullanılır:

    İsteseymiş bir günde bitirirmiş (!) ama ne yazık ki vakti yokmuş (!).

    Adam, akıllı (!) olduğunu söylüyor.

    Kısa Çizgi ( - )

    1. Satıra sığmayan kelimeler bölünürken satır sonuna konur:

    Soğuktan mı titriyordum, yoksa heyecandan, üzüntüden mi bil-

    mem. Havuzun suyu bulanık. Kapının saatleri 12’yi geçmiş. Kanepe-

    lerde kimseler yok. Tramvay ne fena gıcırdadı! Tramvayda-

    ki adam bir tanıdık mı idi acaba? Ne diye öyle dönüp dönüp baktı?

    Yoksa kimseciklerin oturmadığı kanepelerde bu saatte pek başıboş-

    lar mı oturur? (Sait Faik Abasıyanık)





    2. Cümle içinde ara sözleri veya ara cümleleri ayırmak için ara sözlerin veya ara cümlelerin başına ve sonuna konur, bitişik yazılır:

    Küçük bir sürü -dört inekle birkaç koyun- köye giren geniş yolun ağzında durmuştu. (Ömer Seyfettin)

    3. Kelimelerin kökleri, gövdeleri ve eklerini birbirinden ayırmak için kullanılır: al-ış, dur-ak, gör-gü-süz-lük vb.

    4. Fiil kök ve gövdelerini göstermek için kullanılır: al-, dur-, gör-, ver-; başar-, kana-, okut-, taşla-, yazdır- vb.

    5. İsim yapma eklerinin başına, fiil yapma eklerinin başına ve sonuna konur: -ak, -den, -ış, -lık; -ımsa-; -la-; -tır- vb.

    6. Heceleri göstermek için kullanılır: a-raş-tır-ma, bi-le-zik, du-ruş-ma, ku-yum-cu-luk, prog-ram, ya-zar-lık vb.

    7. Arasında, ve, ile, ila, ...-den ...-e anlamlarını vermek için kelimeler veya sayılar arasında kullanılır: Aydın-İzmir yolu, Türk-Alman ilişkileri, Ural-Altay dil grubu, Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi, 09.30-10.30, Beşiktaş-Fenerbahçe karşılaşması, Manas Destanı’nda soy-dil-din üçgeni, 1914-1918 Birinci Dünya Savaşı, Türkçe-Fransızca Sözlük vb.

    UYARI: Cümle içinde sayı adlarının yinelenmesinde araya kısa çizgi konmaz: On on beş yıl. Üç beş kişi geldi.

    8. Matematikte çıkarma işareti olarak kullanılır: 50-20=30

    9. Sıfırdan küçük değerleri göstermek için kullanılır: -2 °C

    Uzun Çizgi (—)

    Yazıda satır başına alınan konuşmaları göstermek için kullanılır. Buna konuşma çizgisi de denir.

    Frankfurt’a gelene herkesin sorduğu şunlardır:

    — Eski şehri gezdin mi?

    — Rothschild’in evine gittin mi?

    — Goethe’nin evini gezdin mi? (Ahmet Haşim)

    Oyunlarda uzun çizgi konuşanın adından sonra da konabilir:

    Sıtkı Bey — Kaleyi kurtarmak için daha güzel bir çare var. Gerçekten ölecek adam ister.

    İslam Bey — Ben daha ölmedim. (Namık Kemal)

    UYARI: Konuşmalar tırnak içinde verildiğinde uzun çizgi kul­lanılmaz.

    Arabamız tutarken Erciyes’in yolunu:

    “Hancı dedim, bildin mi Maraşlı Şeyhoğlu’nu?” (Faruk Nafiz Çamlıbel)

    Eğik Çizgi ( / )

    1. Dizeler yan yana yazıldığında aralarına konur: Korkma! Sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak / Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak / O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak / O benimdir, o benim milletimindir ancak. (Mehmet Akif Ersoy)

    2. Adres yazarken apartman numarası ile daire numarası arasına ve semt ile şehir arasına konur: Altay Sokağı No.: 21/6 Kurtuluş / ANKARA

    Ülke adı yazılacağında ise:

    Atatürk Bulvarı No.: 217

    06680 Kavaklıdere / Ankara

    TÜRKİYE
    3. Tarihlerin yazılışında gün, ay ve yılı gösteren sayıları birbirinden ayırmak için konur: 18/11/1969, 15/IX/1994 vb.

    4. Dil bilgisinde eklerin farklı biçimlerini göstermek için kullanılır: -a /-e, -an /-en, -lık /-lik, -madan /-meden vb.

    5. Genel Ağ adreslerinde kullanılır: http://tdk.gov.tr

    6. Matematikte bölme işareti olarak kullanılır: 70/2=35

    7. Fizik, matematik vb. alanlarda birimler arası orantıları gösterirken eğik çizgi araya boşluk konulmadan kullanılır: g/sn (gram/saniye)

    Ters Eğik Çizgi ( \ )

    Bilişim uygulamalarında art arda gelen dizinleri birbirinden ayırt etmek için kullanılır: C:\Belgelerim\Türk İşaret Dili\Kitapçık.indd

    Tırnak İşareti ( “ ” )

    1. Başka bir kimseden veya yazıdan olduğu gibi aktarılan sözler tır­nak içine alınır: Türk Dil Kurumu binasının yan cephesinde Atatürk’ün “Türk dili, Türk milletinin kalbidir, zihnidir.” sözü yazılıdır. Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesinin ön cephesinde Atatürk’ün “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir.” vecizesi yer almaktadır. Ulu önderin “Ne mutlu Türk’üm diyene!” sözü her Türk’ü duygulandırır.

    Bakınız, şair vatanı ne güzel tarif ediyor:

    “Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır.

    Toprak eğer uğrunda ölen varsa vatandır.”

    UYARI: Tırnak içindeki alıntının sonunda bulunan işaret (nokta, soru işareti, ünlem işareti vb.) tırnak içinde kalır:

    “İzmir üzerine dünyada bir şehir daha yoktur!” diyorlar. (Yahya Kemal Beyatlı)

    2. Özel olarak vurgulanmak istenen sözler tırnak içine alınır: Yeni bir “barış taarruzu” başladı.

    3. Cümle içerisinde eserlerin ve yazıların adları ile bölüm başlıkları tırnak içine alınır:

    Bugün öğrenciler “Kendi Gök Kubbemiz” adlı şiiri incelediler.

    “Yazım Kuralları” bölümünde bazı uyarılara yer verilmiştir.

    UYARI: Cümle içerisinde özel olarak belirtilmek istenen sözler, kitap ve dergi adları ve başlıkları tırnak içine alınmaksızın eğik yazıyla dizilerek de gösterilebilir:

    Höyük sözü Anadolu’da tepe olarak geçer.

    Cahit Sıtkı’nın Şairin Ölümü şiirini Yahya Kemal çok sevmişti. (Ahmet Hamdi Tanpınar)

    UYARI: Tırnak içine alınan sözlerden sonra gelen ekleri ayırmak için kesme işareti kulla­nılmaz: Elif Şafak’ın “Bit Palas”ını okudunuz mu?

    4. Bilimsel çalışmalarda künye verilirken makale adları tırnak içinde yazılır.

    Tek Tırnak İşareti ( ‘ ’ )

    Tırnak içinde verilen cümlenin içinde yeniden tırnağa alınması gereken bir sözü, ibareyi belirtmek için kullanılır:

    Edebiyat öğretmeni “Şiirler içinde ‘Han Duvarları’ gibisi var mı?” dedi ve Faruk Nafiz’in bu güzel şiirini okumaya başladı.

    “Atatürk henüz ‘Gazi Mustafa Kemal Paşa’ idi. Benden ona dair bir kitap için ön söz istemişlerdi.” (Falih Rıfkı Atay)

    Denden İşareti (")

    Bir yazıdaki maddelerin sıralanmasında veya bir çizelgede alt alta gelen aynı sözlerin, söz gruplarının ve sayıların tekrar yazılmasını önlemek için kullanılır:

    a. Etken fiil

    b. Edilgen "

    c. Dönüşlü "

    ç. İşteş "

    Yay Ayraç ( )

    1. Cümledeki anlamı tamamlayan ve cümlenin dışında kalan ek bilgiler için kullanılır. Yay ayraç içinde bulunan ve yargı bildiren anlatımların sonuna uygun noktalama işareti konur:

    Anadolu kentlerini, köylerini (Köy sözünü de çekinerek yazıyorum.) gezsek bile görmek için değil, kendimizi göstermek için geziyoruz. (Nurullah Ataç)

    2. Özel veya cins isme ait ek, ayraçtan önce yazılır:

    Yunus Emre’nin (1240?-1320)...

    İmek fiilinin (ek fiil) geniş zamanı şahıs ekleriyle çekilir.

    3. Tiyatro eserlerinde ve senaryolarda konuşanın hareketlerini, durumunu açıkla­mak ve göstermek için kullanılır:

    İhtiyar – (Yavaş yavaş Kaymakam'a yaklaşır.) Ne oluyor beyefendi? Allah rızası için bana da anlatın... (Reşat Nuri Güntekin)

    4. Alıntıların aktarıldığı eseri, yazarı veya künye bilgilerini göstermek için kullanılır:

    Cihanın tarihi, vatanı uğrunda senin kadar uğraşan, kanını döken bir millet daha gösteremez. Senin kadar kimse kendi vatanına sahip ol­maya hak kazanmamıştır. Bu vatan ya senindir ya kimsenin. (Ahmet Hikmet Müftüoğlu)

    Eşin var, aşiyanın var, baharın var ki beklerdin

    Kıyametler koparmak neydi ey bülbül, nedir derdin? (Mehmet Akif Ersoy)

    Bir isim kökü, gerektiğinde çeşitli eklerle fiil kökü durumuna getirilebilir (Zülfikar 1991: 45).

    5. Alıntılarda, alınmayan kelime veya bölümle­rin yerine konulan üç nokta, yay ayraç içine alınabilir.

    6. Bir söze alay, kinaye veya küçümseme anlamı kazandırmak için kullanılan ünlem işareti yay ayraç içine alınır: Adam, akıllı (!) olduğunu söylüyor.

    7. Bir bilginin şüpheyle karşılandığını veya kesin olmadığını gös­termek için kullanılan soru işareti yay ayraç içine alınır: 1496 (?) yılında doğan Fuzuli...

    8. Bir yazının maddelerini gösteren sayı ve harflerden sonra kapama ayracı konur:

    I) 1) A) a)

    II) 2) B) b)

    Köşeli Ayraç ( [ ] )

    1. Ayraç içinde ayraç kullanılması gereken durumlarda yay ayraçtan önce köşeli ayraç kullanılır: Halikarnas Balıkçısı [Cevat Şakir Kabaağaçlı (1886-1973)] en güzel eserlerini Bodrum’da yazmıştır.

    2. Metin aktarmalarında, çevirilerde, alıntılarda çalışmayı yapanın eklediği sözler için kullanılır: “Eldem, Osmanlıda en önemli fark[ın], mezar taşının şeklinde ortaya çık[tığını] söyledikten sonra...” (Hilmi Yavuz)

    3. Kaynak olarak verilen kitap veya makalelerin künyelerine ilişkin bazı ayrıntıları göstermek için kullanılır: Reşat Nuri [Güntekin], Çalıkuşu, Dersaadet, 1922. Server Bedi [Peyami Safa]

    Kesme İşareti ( ’ )

    1. Özel adlara getirilen iyelik, durum ve bildirme ekleri kesme işaretiyle ayrılır: Kurtuluş Savaşı’nı, Atatürk’üm, Türkiye’mizin, Fatih Sultan Mehmet’e, Muhibbi’nin, Gül Baba’ya, Sultan Ana’nın, Mehmet Emin Yurdakul’dan, Kâzım Karabekir’i, Yunus Emre’yi, Ziya Gökalp’tan, Refik Halit Karay’mış, Ahmet Cevat Emre’dir, Namık Kemal’se, Şinasi’yle, Alman’sınız, Kırgız’ım, Karakeçili’nin, Osmanlı Devleti’ndeki, Cebrail’den, Çanakkale Boğazı’nın, Samanyolu’nda, Sait Halim Paşa Yalısı’ndan, Resmî Gazete’de, Millî Eğitim Temel Kanunu’na, Telif Hakkı Yayın ve Satış Yönetmeliği’ni, Eski Çağ’ın, Yükselme Dönemi’nin, Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatı’na vb.

    “Onun için Batı’da bunlara birer fonksiyon buluyorlar.” (Burhan Felek)

    1919 senesi Mayıs’ının 19’uncu günü Samsun’a çıktım. (Atatürk)

    Yer bildiren özel isimlerde kısaltmalı söyleyiş söz konusu olduğu zaman ekten önce kesme işareti kullanılır: Hisar’dan, Boğaz’dan vb.

    Belli bir kanun, tüzük, yönetmelik kastedildiğinde büyük harfle yazılan kanun, tüzük, yönetmelik sözlerinin ek alması durumunda kesme işareti kullanılır: Bu Kanun’un 17. maddesinin c bendi... Yukarıda adı geçen Yönetmelik’in 2’nci maddesine göre... vb.

    Özel adlar için yay ayraç içinde bir açıklama yapıldığında kesme işareti yay ayraçtan önce kullanılır: Yunus Emre’nin (1240?-1320), Yakup Kadri’nin (Karaosmanoğlu) vb.

    Ek getirildiğinde Avrupa Birliği kesme işareti ile kullanılır: Avrupa Birliği’ne üye ülkeler...

    UYARI: Sonunda 3. teklik kişi iyelik eki olan özel ada, bu ek dışında başka bir iyelik eki getirildiğinde kesme işareti konmaz: Boğaz Köprümüzün güzelliği, Amik Ovamızın bitki örtüsü, Kuşadamızdaki liman vb.

    UYARI: Kurum, kuruluş, kurul, birleşim, oturum ve iş yeri adlarına gelen ekler kesmeyle ayrılmaz: Türkiye Büyük Millet Meclisine, Türk Dil Kurumundan, Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığına, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Başkanlığının; Bakanlar Kurulunun, Danışma Kurulundan, Yürütme Kuruluna; Türkiye Büyük Millet Meclisinin 112’nci Birleşiminin 2’nci Oturumunda; Mavi Köşe Bakkaliyesinden vb.

    UYARI: Başbakanlık, Rektörlük vb. sözler ünlüyle başlayan bir ek geldiğinde Başbakanlığa, Rektörlüğe vb. biçimlerde yazılır.

    UYARI: Özel adlara getirilen yapım ekleri, çokluk eki ve bunlardan sonra gelen diğer ekler kesmeyle ayrılmaz: Türklük, Türkleşmek, Türkçü, Türkçülük, Türkçe, Müslümanlık, Hristiyanlık, Avrupalı, Avrupalılaşmak, Aydınlı, Konyalı, Bursalı, Ahmetler, Mehmetler, Yakup Kadriler, Türklerin, Türklüğün, Türkleşmekte, Türkçenin, Müslümanlıkta, Hollandalıdan, Hristiyanlıktan, Atatürkçülüğün vb.

    UYARI: Sonunda p, ç, t, k ünsüzlerinden biri bulunan Ahmet, Çelik, Halit, Şahap; Bosna-Hersek; Kerkük, Sinop, Tokat, Zonguldak gibi özel adlara ünlüyle başlayan ek getirildiğinde kesme işaretine rağmen Ahmedi, Halidi, Şahabı; Bosna-Herseği; Kerküğü, Sinobu, Tokadı, Zonguldağı biçiminde son ses yumuşatılarak söylenir.

    UYARI: Özel adlar yerine kullanılan “o” zamiri cümle içinde büyük harfle yazılmaz ve kendisinden sonra gelen ekler kesme işaretiyle ayrıl­maz.

    2. Kişi adlarından sonra gelen saygı ve unvan sözlerine getirilen ekleri ayırmak için konur: Nihat Bey’e, Ayşe Hanım’dan, Mahmut Efendi’ye, Enver Paşa’ya; Türk Dil Kurumu Başkanı’na vb.

    3. Kısaltmalara getirilen ekleri ayırmak için konur: TBMM’nin, TDK’nin, BM’de, ABD’de, TV’ye vb.

    4. Sayılara getirilen ekleri ayırmak için konur: 1985’te, 8’inci madde, 2’nci kat; 7,65’lik, 9,65’lik, 657’yle vb.

    5. Belirli bir tarih bildiren ay ve gün adlarına gelen ekleri ayırmak için konur: Başvurular 17 Aralık’a kadar sürecektir. Yabancı Sözlere Karşılıklar Kılavuzu’nun veri tabanının Genel Ağ’da hizmete sunulduğu gün olan 12 Temmuz 2010 Pazartesi’nin TDK için önemi büyüktür.

    6. Seslerin ölçü ve söyleyiş gereği düştüğünü göstermek için kullanılır:

    Bir ok attım karlı dağın ardına

    Düştü m’ola sevdiğimin yurduna

    İl yanmazken ben yanarım derdine

    Engel aramızı açtı n’eyleyim (Karacaoğlan)

    Şems’in gözlerine bir şüphe çöreklendi: “Dostum ne’n var? Her şey yolunda mı?” (Elif Şafak)

    Güzelliğin on par’etmez

    Bu bendeki aşk olmasa (Âşık Veysel)

    7. Bir ek veya harften sonra gelen ekleri ayırmak için konur: a’dan z’ye kadar, Türkçede -lık’la yapılmış sözler.