sen kimsenin bilmediği bir yıldız gibisin
istersen derya düşünür kalırolur kederinden
istersen dağ yürür yağmur olur bulut olur
bir rüzgarın koynundan çıkar gelirsin
11 Haziran 1654'te Kapudân-i Derya Murad Paşa, 42 kadırga, 7 mavna ve 24 yardımcı gemiyle oluşan donanmasıyla Boğaz'dan çıktı. Donanmanın öncü gücü Ali Paşa, Venedik donanmasını yarıp Bozca-Ada'ya vardı. Mısır'dan 15 gemi gelip kendisine katıldıktan sonra, Osmanlı donanması Bozca-Ada'dan hareket etti. Ege Adaları'nda Tunus'tan gelen gemiler donanmaya katıldı. Güçlenen Osmanlı donanması, Delfio'nun kumandası altında Çanakkale Boğazı'nı ablukada tutan Venedik donanması üzerine yürüdü. Venediklilerin esas donanması uzakta olup Osmanlı donanması beklenmiyordu. Osmanlı donanması, Değirmenlik-Adası açıklarında bekleyen esas Venedik donanması ile de karşılaştı. İki taraf da kesin bir saldırıdan kaçındı. Murad Paşa, esir aldığı altı gemi ve 500 esirle 1 Kasım 1654'te İstanbul'a döndü. Ertesi yıl, 1655'te Venedik donanması Egina Adası'nı işgal ettikten sonra kaleyi yıkıp çekildi. Amiral Morosini bundan cesaret alarak 27 kalyon, 24 kadırga, sekiz mavna ve yedi Malta kadırgasıyla Çanakkale Boğazı'na girdi, sonra Ege'den Girit'e yardım götüren bir Osmanlı filosunu dur-durmak için Boğaz'dan ayrılıp Benefşe Adası civarına gitti. O zaman kapudân-i derya 50 kadırga, sekiz mavna, 40 kalyon ve 30 yardımcı gemiden oluşan büyük donanmayla Çanak-kale karşısında bırakılan Venedik filosunu yarıp Girit'e yöneldi. Midilli önünde Morosini'nin donanmasını püskürtüp yoluna devam etti. Boğaz'ı kapamaya çalışan Venedik donanması amirali Delfino yetersiz kuvvetleriyle saldırdı, deniz muharebesi Venedik için bozgunla sonuçlandı. Venedik, en büyük gemilerini ateşe verilerek veya batırılarak kaybetmenin yanı sıra, 3000 ölü vermişti. Osmanlı kayıpları da ağırdı. Bununla beraber Murad Paşa ablukayı yarmıştı. Divân'a arkası arkasına gelen haberlere göre, 1656 yılında Venedik Avrupa devletlerinden yardım
Sayfa 326 - İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
"...Duygularımızı, bir tür sosyal virüs gibi, birbirimize bulaştırırız..."
Ayna Nöronlar: Karşımızdaki kişinin duygusunu fark ettiğimizde, beynimiz o davranışı kopyalamaya programlanmıştır. Gülümsemek de bu sayede bir zincirleme reaksiyon yaratır-Prof. Dr. Derya Uludüz
Rahmetli pederinden miras kalan evi Kostantiniye'nin sapa bir yerinde olduğu için, müşterisi ve geleni gideni az olan bu zâta ahali, "Yedikule Kahini" derdi. Fazla bir müşterisi olmayan kahinin zaten parada pulda pek o kadar gözü yoktu. Çünkü bu mektep medrese görmüş, mürekkep yalamış adam, paradan çok ilmin kendisine değer verirdi. Hatta öyle ki, neredeyse gün boyu, filozofların ve kadîm âlimlerin eserlerini satır satır kıraat eden kâhin, bilgiyi bir nimet kabul ettiği için Ramazan ayında sahurdan sonra okumayı bırakır, nefsini bastırarak iftar zamanına kadar elini kitaba sürmez, ancak akşam ezanını işittiği zaman Aristâtalis'in Badü't Tabiiyye başlıklı meşhûr eserinden bir bölüm okuyarak orucunu açardı. Bununla birlikte, ilim konusunda derya gibi olan kahin, epeyce dindar da olduğundan, sadece ve sadece bir tek kitap kaleme almış, böylece kafa sermayesinin kırkta birini, okusunlar öğrensinler diye cahil cühelâ takımına zekât olarak vermişti.