Modern Çağın Yeni Putu olarak Seçim
Puan vermedi·144 syf.··
2026 8. kitabı
·
2 saatte okudu
·
Okunma: 11 Nisan 2026 21:58
Bu kitabı okurken sanki TikTok ya da Instagram’da geziyormuş hissine kapıldım. Sürekli önüme düşen "ideal hayat" formülleri, mükemmel dekore edilmiş evler, "doğru" beslenme rutinleri ve bitmek bilmeyen kişisel gelişim tavsiyeleri arasında, Renata Salecl’in Seçme İkilemi tam da bu kaydırma hareketinin yarattığı o tekinsiz boşluğu analiz ediyor. Psikolojik açıdan Salecl, seçimin rasyonel bir süreç olduğu efsanesini yıkar. Psikanalitik bir perspektifle, en hayati kararlarımızın (çocuk sahibi olmak, aşık olmak, hatta bir cenaze törenini organize etmek) arkasında yalan söyleyen o irrasyonel, bilinçdışı mekanizmaları gösterir. Salecl’e göre, seçim yapmak bizi özgürleştirmek yerine, "yanlış yapma korkusu" üzerinden bir takıntılı nevroza sürükler. Tıpkı bir içerik üreticisinin binlerce filtre arasından en "gerçekçi" olanı seçmeye çalışırken yaşadığı kaygı gibi, biz de hayatımızı en doğru "kareye" sığdırmaya çalışıyoruz. Salecl’in vurguladığı gibi, bu durum bizi felç eden bir sorumluluk duygusuyla baş başa bırakıyor: Eğer başarısızsak, bu sistemin değil, bizim "yanlış seçimlerimizin" sonucudur. Bu, bireyin kendi nevrozundan, hatta mutsuzluğundan sorumlu tutulduğu bir psikolojik kapandır. Salecl, Margaret Thatcher’ın "Toplum diye bir şey yoktur, bireyler vardır" sözünün günümüzdeki yansımasını ele alır. Seçim hakkı, artık politik bir iradeden ziyade tüketimci bir modele indirgenmiştir. Sistem bizi deterjan markaları veya Netflix dizileri arasında seçim yaparken "özgür" hissettirerek, içinde bulunduğumuz ekonomik ve siyasal yapıyı değiştirme olasılığını düşünmekten alıkoyar. Toplumsal bir sorun olan yoksulluk, Salecl’in verdiği örneklerde olduğu gibi, bir "hayat tarzı seçimi" (life-style choice) veya "kişisel başarısızlık" olarak sunulur. Sosyolojik olarak bu, sınıf
Seçme İkilemiRenata Salecl · Metis Yayınları · 2021220 okunma
Depresyona Giren Hayalet
8/10
·40 syf.·
2025 38. kitabı
Oscar Wilde, 1854 yılında İrlanda, Dublin'de varlıklı bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmiş. Romancı, şair, kısa öykücü ve oyun yazarıdır. Babası tanınmış bir cerrah, annesi ise şairdir. Dublin'deki Trinity College'da ve sonrasında Oxford Üniversitesi'nde klasik edebiyat eğitimi almış. Oxford'da estetik hareketin önde gelen savunucularından biridir ("Sanat, sanat içindir" görüşüne sahip). Zekası, esprili konuşmaları ve gösterişli giyim tarzıyla kısa bir sürede Londra sosyetesinin dikkatini çektiği biliniyor. En büyük başarısını oyun yazarlığında elde etmiş. Şöhretinin zirvesindeyken, Lord Alfred Douglas’la ilişkisi nedeniyle aşırı açık saçıklık suçlamasıyla yargılanmış. 1895'te iki yıl kürek mahkûmiyetine çarptırılması sebebiyle hapis hayatı onu fiziksel ve ruhsal olarak derinden etkilemiş. Bu dönemde hapishane deneyimlerini anlattığı mektuplarından oluşan "De Profundis (1897)" ve "Reading Zindanı Baladı (1898)" şiirini yazmış. Serbest kalınca onurunu kaybetmiş ve beş parasız bir halde Fransa'ya sürgüne gitmiş. 1900'de, 46 yaşındayken Paris'te fakirlik içinde vefat etmiş. Wilde, Viktorya dönemi İngiliz edebiyatının en parlak ve tartışmalı figürüdür. Kendine has mizaha, sosyal eleştirilere ve benzersiz bir üsluba sahiptir. Başlıca eserleri: "Lady Windermere'ın Yelpazesi (1892)", "İdeal Bir Koca (1895)" ve ünlü eseri "Ciddi Olmanın Önemi (1895)" gibi zekice komedileriyle tanınır. Tek romanı olan "Dorian Gray'in Portresi (1891)" ise dönemin eleştirmenleri tarafından ahlaksız bulunmuş, ancak günümüzde bir başyapıttır. "Canterville Hayaleti (1887)" ve "Mutlu Prens (1888)" gibi kısa öyküleri de bulunuyor. Bu eser, esas olarak eski dünya geleneğini ve estetiğini temsil eden Hayalet "Sir Simon"la, modern ve faydacı Amerikan yaşam tarzını temsilen "Otis Ailesi" arasındaki
Edebiyat
Canterville HayaletiOscar Wilde · Can Yayınları · 20171,326 okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
7/10
·208 syf.··
Beğendi
·
2025 30. kitabı
·
54 günde okudu
·
Okunma: 07 Kasım 2025 17:05
Nasibiniz size, siz nasibinize varıyorsunuz, ezelden ebede ilahi bir ölçü bu sanırım. Onu Konuşmak, ona koşmak ona konabilmek ona yakın ve yakin olabilmek için hersey.. Kitabın ismindeki çekicilik ve bunun bende peyda ettiği mekân ve zaman üstü anlam ilgimi çekmisti.."Sizi Buraya Ne Getirdi"   Yazarımız psikoloji alanında farklı bir anlayışı örnekleyen bir eserle karşımıza çıkıyor. Pek popüler olmayan hatta Batı dünyasında bir dönem Freud gibi dönemin biliminde tekel oluşturan bir cenah tarafından sert eleştirilere maruz bırakılan ancak  Carl Gustav Jung ile keşfedilip onun zorlu hayatıyla perçinlenerek psikoloji mecrasında yeniden hayat bulan "kolektif bilinçdışı" ve onun bizim medeniyetimizdeki karşılığı olan "Nefs Bilimi" eserimizde ana tema olarak dolaylı karşımıza çıkıyor. Bu anlayış, İnsanın farklı bir gerçeklik boyutu olan bilinçdışına ve bu bilinçdışının kolektif yapısını ana eksene oturtarak ona ulaşabilme, onun bilinçimizle iletişim  haline geçme yolu olan "Rüyalar"ı merkeze oturtuyor. Rüyaları sıradan ve önemsiz olarak gördüğümüz hülyalar değil; varlığımızın kendi derinliğinden bize gösterdiği, senaristliğini ve oyunculuğunu yaptığı bir tiyatro olarak gören bu felsefe, "rüya terapisi" yle insanın bilinçdışı veya gölgeleriyle semboller üzerinden okumalar yapılıyor. İnsan oluşumuzun gizemli ve bir o kadar sırlı bir hakikat boyutu olan rüyalarımızı bilinçdışımızın bize farketmemiz için yazdığı mektuplar ve gösterdiği sahneleri olarak değerlendirip, bu metot üzre gölgelerimizden bilincimizin yüzeyine çıkan sembolleri görüp, okuyup analiz ederek çözümlemeler yapılıyor.. Mustafa merterin "Dokuzyuzkatlı Insan" ve "Nefs Psikolojisi" gibi eserleriyle önümüze yeniden getirdiği; Mevlana, İbni Sina gibi öncülerle kadim İslam Medeniyetinin pisirdiği bu insanı anlama ve
Sizi Buraya Ne Getirdi?Nursena Balatekin · Ketebe Yayınları · 2025181 okunma
CADI GAZINA GELEN MACBETH
8/10
·142 syf.··
2025 4. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 24 Mayıs 2025 01:22
Kitabı okurken garip bir şekilde çok eğlendim. Kitabın hırslı , gözü dönmüş ana karekteri Macbeth.( ondan daha hırslı karısı Lady Macbethi unutmamak lazım) Evet, Macbeth, Shakespeare’in “kral olacağım diye kendini kaybeden adam” hikâyesi.Macbeth, cadılardan “Kral olacaksın reis !” kehanetini duyunca gözleri dolar, kendinden geçer, hemen Game of Thrones’a bağlar. Kral Duncan’ı “uyurken rahat rahat öldürürüm” diye düşünür, ama sonrasında uyuyamaz tabii :)) Kitap boyunca favori karakterlerim üç cadı olmuştur:) Her şey onların başının altından çıkıyor :D Üç cadı tam bir Pinterest ana ekrandan çıkmış gibi davranıp “Kral olacaksın, kral olduktan sonra beter olacaksın, Bırak da kehanetler gerçekleşsin” diye gaz veriyor. Macbeth de tıpkı Instagram’daki “Yengeç burcu( benim burcum ) , bu hafta aşk var” fallarına kananlar gibi, cadıların kehanetini ciddiye alıyor. Bir kadın kocasını vezir de eder,rezil de eder sözünün kitaba uyarlanmış hali; bir kadın kocasını kral da eder ,kellesini de uçutturur. = FİTNE FÜCUR LADY MACBETCH Lady Macbeth, tam bir “akşam yemeği sonrası plan yapan” Macbethi azmettiren kişi( cadılar en azından ortaya laf attı ve gitti :)) Bak kocacım, öyle yazmışlar ama tek başına kral olamazsın, Duncan’ı uyurken vurman lazım!” diyor. Tabii Lady Macbeth’in ısrarla el yıkattığı kısım da var: Kadın resmen deterjan reklamına bağlamış, ellerindeki kan lekesini çıkarmaya çalışıyor. Macbeth’in kral olduğu gibi kellesi de uçuyor. “Güç insanı mahveder” mesajını kalın puntolarla veriyor Shakespeare. Yani “Hırsın varsa başın da belada” diyor adeta. :((( SONUÇ OLARAKKKK Macbeth, hırs, paranoya ve içsel çöküşün tiyatro sahnesindeki en harika halidir. Cadılar, halüsinasyonlar ve deterjan lekeleriyle dolu bu kara komedi, insanın güce duyduğu açlığın nelere yol
Duygu ve Düşünce
MacbethWilliam Shakespeare · Remzi Kitabevi · 196729,6bin okunma
"Varlık zamanın özüdür." vs "Zaman varlığın özüdür."
10/10
·260 syf.··
Beğendi
·
2024 8. kitabı
Martin Heidegger 'in 1927 yılında yazdığı Magnum Opusu ' Varlık ve Zaman '; filozofun nezdinde henüz miâdını doldurmamışken, onun ışığında Immanuel Kant ve Georg Wilhelm Friedrich Hegel felsefeleri hakkında kritiklerini ders notları olarak oluşturmaya başlamıştı. İşte bu kitap da Heidegger'in Hegel'in en meşhur -ama onu kapsayan Mantık Bilimi (Büyük Mantık) ve Mantık Bilimi (Küçük Mantık) eserleri kadar da büyük olmayan- eseri 'Tinin Görüngübilimi' hakkındaki eleştiri notlarının derlemesinden oluşmakta. Her ne kadar eleştiri desek de daha çok tanıtım ve övgü içeriyor. Bir dil virtüözünden bahseden başka bir dil virtüözünün alametifarikası olan yarı kasıtlı yarı keyfiyetten baya bir zorlama edebi hareketler de mevcut. Öyle ki Heideggerian neolojilerle zengin, kendine pek özgün 'poetik' anlatımıyla ilk okunduğunda; maalesef her iki zor dilli filozofa aşinalıkta ters orantılı sertlikte bir kayaya çarpmışlık hissi yaratıyor. Bu noktada çevirmen Sayın Kaan H. Ökten 'in adanmışlık ve performansını tebrik etmek gerekiyor ama Almanca gibi hem sosyal (tin) hem de fen (madde) bilimlerinin en özellikli bir dili için çeviride kayıp yine de kaçınılmaz. Neyse ki çağımızın gelişmişliği sayesinde internet, çeviri okumalarındaki bu kaybı telafi etme konusunda da diğer bir çok konuda olduğu gibi bir numaralı yardımcımız... Bir diğer sert kaya ise bu sefer çarpma değil altında kalmamız tehlikesi barındırmakta maalesef; Heidegger'in Nazizm bağlantısı! Buna dayanak en önemli etkenlerden ilki; o hırslı haksız rektörlüğü zamanlarında, NS iktidarla fazla içli dışlı olması ve diğeri; antisemitizmle itham edilecek derecede -sonraki döneminde ele aldığı- "Schwarz Hefte" isimli derleme notlarının rahatsız edici bir takım muhteviyatı...Biraz da bu durum Müttefik Kuvvetlerin İkinci Dünya Savaşı sonrası 'denazifikasyon' uygulamalarında Almanya'nın aydınlanmada tarihsel öneme sahip
Felsefe
Hegel'in Tinin FenomenolojisiMartin Heidegger · Alfa Yayınları · 202083 okunma
Sosyalizmin Ruhu Üzerine- Jack Londonesqueu
9/10
·320 syf.··
Beğendi
·
2024 45. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 09 Mart 2024 22:21
Aslında başlık “Jack London’dan Distopik Sosyalist Manifesto” olmalıydı. Ama azıcık bir aydınlanma çağı düşünürüne gönderme yapayım dedim. Çünkü Aydınlanma çağı düşünürleri gibi Jack London da dersine çok iyi çalışmış, çağını çok iyi tahlil edip yakın gelecekle ilgili fevkalade güzel yorumlarda bulunmuş. Görülüyor ki kişisel olarak da tutkulu bir şekilde sosyalizmin ilkelerine bağlıymış. Bağlı olmakla kalmayıp bunları içselleştirmiş, kitapta aynı görüşte olmasam da onun için tek çıkar yol olan kanlı devrimle birleştirmiş, hatta dipnotlarla anlattığına göre, 700 yıl sonra bile olsa sosyalizmin ideası olan “İnsanlığın Kardeşliği Çağı”na insanlığı getirip, hayallerdeki çıkarsız ilişkiler, sade yaşam, kapitalizmin çökmesi ideallerini gerçekleştirmiş. Kapitalizmin dişli çarkları, fabrikalardaki emek sömürüsünün her sınıftan insanlar, aile ve toplum üzerine etkilerini, sınıf çatışmasını, özetle sanayi devriminin sonuçlarını, bir sosyoloji ya da uluslararası ilişkiler ders kitabında bulabileceğinizden çok daha sade ve güzel anlatmış. Yeni okumaya başlayan bir yeniyetme de olsanız, textbooklar devirmiş bir veteran da yine de anlatım tarzı, ana karakterin ateşli tartışmalarda söyledikleri itibariyle sizi sarıp sarmalıyor. Benim için çocukluğumda okuduğum kısaltılmış Beyaz Diş ve Vahşete Çağrı kitapları ile başlayan Jack London hayranlığı, şimdilerde azıcık bilgi birikimiyle tekrar okuduğum bu kitapla (ve tabiki diğer tüm kitaplarıyla) yaşamım boyunca devam edecek gibi görünüyor. Demek ki dünya savaşları öncesinde de farkındaymış insanlık her şeyin, olayların nasıl devamlılık göstereceğinin, bu nedenle yaşanacak savaşların ve çatışmaların. Yine de savaşların kendi topraklarında yapılmayacağı büyük ülkelerin gözünü bürümüş büyük para hırsları ve çıkar çatışmaları galip gelmiş ve
Dünya Klasikleri
Demir ÖkçeJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202519,4bin okunma