Bektaşî ve Vefâî dervişleri gibi siyasî otoriteye itaatkâr, devletten vakıf alan, zaviye kuran dervişlerden farklı olarak, abdallar devlete karşı açıkça cephe aldılar.
Aile, devletten daha temel bir örgüt olmasına rağmen, kendiliğinden sönmeye, devlete nazaran daha yatkındır. Ego ve egemenlik duygusunun sınırları, aileye nazaran, devlet düzleminde daha geniştir.
Alper Gencer - Şarkısızın Şarkısı
susamıyorum sevgilim
çünkü havada sesimi doğuran bir esir var
bütün çilingirleri sofralara çekerek
kapıda kalanlarla konuşmak istiyorum
kapısında kaldıkları sahiden evleri mi?
bir kilidi açmak kolay değil o kadar
hırsızın belki de yoktur kabahati!
**
selam ile insan insana iliklenir
başında ortasında ve sonunda yine selam
çünkü aranızda selamı yayın demiş efendim
**
bu sonucu beğenmedim sebebi neyse kov!
kes iplerini gel beraber vuralım kuklacıları
vuralım ve bir tren yırtsın dünyanın perdelerini
devrilsin ışık ve gerçek rengini giyinsin gül
**
ben trenin içindeyim git kendine bir istasyon bak
bırak onlar kendi koydukları kurallara inansınlar
**
çektirdiğin fotoğraf neden hiç konuşmuyor
**
bütün randevulara düzenli olarak geç kalmakta haklıydım
Abbasi'den ve Bizans'tan iki önemli ders almıştır.
Birincisi Abbasi'yi yıkıma götüren hadise, ordu komutanlarının ve taşradaki vilayet komutanlarının aşırı güçlenmesi idi.
Osmanlı devletinin böyle bir hadiseye izin vermemesi gerekiyordu. Kafasını kaldırma potansiyeli olan tüm yerel askeri güçleri ezmek, memurlaştırmak, köleleştirmek zorundaydı.
İkincisi, Bizans'ın yıkımı kilisedendir. Devlete paralel, devletten büyük ölçüde bağımsız ve olağanüstü maddi kaynaklara sahip olan bir kara delik haline gelmiştir kilise. Ülkenin ideolojik egemenliğini, fikirsel egemenliğini ele geçirmiştir ve kaysere kafa tutabilecek noktaya gelmiştir.
O yüzden Osmanlı devleti, devletten bağımsız bir dini, ideolojik kurumsallaşmanın ortaya çıkmasına asla iyi gözle bakmaz. İslami kurumları başsız ve güçsüz bırakınayı önemser.
Bir insanın anne-baba ve çocuk ilişkisi hakkındaki düşünceleriyle devlet ve vatandaş ilişkisi hakkındaki düşünceleri arasında her zaman sıkı bir bağ vardır. Anne-babanın her zaman haklı olduğunu ve çocuğun aile için kurban edilmesi gerektigini savunanlar, sert ve totaliter devlet yapılarını hoşgörür, kişinin vatan için kurban edilmesinin güzel olduğunu, vatandaşın devlete itaatinin önem arz ettiğini düşünürler. Bir insan, bireyin toplumdan, devletten "ayrı" varlığını ne kadar idrak edebiliyor, destekliyorsa, çocuğun anne-babadan ayrı varlığına da o kadar saygı duyabilir.
"Sizde devlet toplumun var olma, yok olma şartıdır. Siz, farkına varın varmayın, her şeyi devletten beklersiniz. Bizde ağalık almakla olduğu hâlde, sizde elbette vermekle olacaktır. Siz devletinizi talancılıkla suçlarken, Batı kültürünüzle, Batılı devletmiş gibi yargılıyorsunuz. Batı'da ilkçağların kölelik sisteminden bu yana özel mülkiyet kutsal olduğu hâlde, sizin beş bin yıllık toplum tarihinizde devletten başka kutsal hiçbir şey yoktur. Bu açıdan bakınca, Melek Ahmet Paşa'nın ağası devlet işine giderken Bolu paşasının atını çekip alırsa bu talan sayılmaz. Çünkü sizde her iş devlete yararlılığıyla değerlendirilir. Sizde devlet tehlikeye düştüğü zaman devletten sorumlu olanlar, bir dakika önce korkunç suçlamalarla geri ittikleri en akıl almaz sistemi kabullenmekte bir an duraklamazlar. Batı'da bütün monarklar geriliği tuttukları hâlde sizin padişahların apansız ilerici kesilmeleri bundandır."