Dünyanın bir köşesinde bir ihtilal olur, üç beş adam bir inanç adına hayatlarını tehlikeye atarlar, bir düzeni değiştirirler, yıkılmaz sanılanı bir anda yerle bir ederler, ardından dünyanın binlerce rahat koltuğunda, binlerce rahat insan bunun üstüne geviş getirirler. Eleştirirler, överler, ahkam keserler.
Edebiyat
Yüzbaşı Romel Rangel, konuşmamız boyunca ben ne zaman "Chavez" diye söze başlasam, düzeltiyor: "Başkan Chavez!" Bundan hiç bıkmıyor, ben kaç kere "Chavez" diyorsam; o da o kadar kez "Başkan Chavez" diye tekrar ediyor üzerine basa basa. Liderine tapan bir adamın iktidara biat etme gösterisi değil bu. Siz sadece "Chavez" dediğinizde bu yaşanan devrime karşı olduğunuz, devrimin meşrutiyetini tanımadığınız anlamına geliyor. Chavez'in "Başkan Chavez olarak düzeltilmesi gibi ne zaman "ülkenin yaşadığı değişim" diye başlasam söze, yine özel bir vurguyla belirtiyor: "Değişim değil Sinyorita, devrim!"
Reklam
Yenilgi Günlüğü
Pazartesi benim adımı bağışla... "sabah uyandırıldığında pazartesiydi bunu iyice bildi, ağzı çirişli yersiz, ürkek, yeni yaratılmış gibi coşkun bir göke uyumsuz ama kararlı durmaya, direnmeye, aşk olmaya sanki elleri ve beyni hemen çalışkan kesildi sonra birden bir ışık bir ışık bir ışık hazır bir biçimlenmeyi aldı geldi çünkü -anlar gibiydim- biraz yenildi hemen bir coşkuya gidiverir alışkanlığı oturur tıraş olur, ekmek kızartıp yer kolunda sonsuz bir güç, elinde hüner olağan sanıverir doyumsuz karanlığı inanırım böyle başlar bütün pazartesiler yenilmenin tohumunu taşır her pazartesi çünkü yoktur dağların ve yaratılışın öncesi insan uzatır ellerini bir perdeyi çeker ve pazarsızlık kişiyi şaşkın eder siner buğular gibi düşüncemize her şeyin en haklısı en incesi beklemek bir tepenin mutluluğunu bir acının yakıp geçmesini beklemek.."
Sayfa 272·Kitabı okuyor
Şiir
ŞAPKA DEVRİM(!)İNİN KURBANLARI...
(...) Hâdise aslında, tıpkı 31 Mart’ta, Menemen’de, 28 Şubat’ta vs gördüğümüz tarzda bir “tertib” olarak başlıyor. Giresun’da bir adam sokaklara çıkıyor ve avaz avaz şapka giymeyeceğim diye bağırıyor. Alıyor ekip bunu: “Niye giymeyeceksin?” Cevab: “Çünkü İstanbul’daki Atıf Hoca ile mektublaştım, o dedi giyme diye…” Bunun üzerine Atıf Hoca‘yı alıp Giresun’a gönderiyorlar. Ama Giresun İstiklâl Mahkemesi bakıyor, ortada ne bir mektub var, ne tanışıklık, özür dileyip bırakıyor Atıf Hoca‘yı. Gelgelelim polis bırakmıyor. İstanbul’a getirip bir müddet kodeste tuttuktan sonra, bu sefer Ankara İstiklâl Mahkemesi’ne sevkediyor. Sene 1926… O sırada Erzurum, Rize, Giresun, Trabzon, Sivas, Maraş gibi yerler karışmış şapka yüzünden. Önüne gelen tutuklanmış. Hattâ yüzlerce kişi Türkiye’yi terkedip Suriye’ye yerleşmiş ki, bugün Şam’daki Kasiyun Dağı eteğinde kurulmuş bulunan “Türk Mahallesi”nde yaşar onların çocukları… Rize’yi Hamidiye zırhlısı topa tutmuş, neler neler olmuş… Ve sadece Atıf Hoca‘ya değil, şapka kanunundan dolayı her tutuklanana, ilk olarak, karıştığı olaydan önce “Frenk Mukallitliği”ni okuyup okumadığı soruluyor. Belli ki, olayın merkezine bu kitab konulacak ve Atıf Hoca, bütün ülkedeki kalkışmalardan sorumlu tutulacak… Nitekim öyle yapılıyor. Aynı dava dosyasına dâhil olmak üzere, sırasıyla Maraş, Giresun, Trabzon isyanları yargılanıyor. Hepsi “Frenk Mukallitliği” ile alâkalandırılarak, birçok idâm, birçok hapis cezasıyla sonuçlanıyor. Ve sıra Atıf Hoca‘da… Karşısında “Üç Aliler” diye bilinen, zamanın üç ünlü celladı, hâkim sıfatıyla bulunuyor. Birkaç kişi daha var aynı seansta: Yazar Tahirülmevlevî, kitabçı Abdülaziz, sahaf Mihran Efendi… Bunlar da “Frenk Mukallitliği”ni satmaktan yargılanıyorlar… Ve savcı Necib Ali mütalâa veriyor: __"Babaeski
GÖLGELER -Yaşadığımız Günler-I-, 1 Kasım 2011, Çarpıcı Kitap·Kitabı okuyor
Deneme, İnceleme
İSKİLİP'Lİ ATIF HOCA, HAİN DEĞİLDİ...
(...) Ama son zamanlarda Murat Bardakçı önderliğinde bir vaveyla koptu: “İskilipli Atıf Hoca aslında şapka kanunu yüzünden asılmadı, müslümanlar yalan söylüyor, asılmasının sebebi, Millî Mücadelede Yunanlıları tutması, yâni vatan haini olmasıdır.” Kemalistler de bu lâfa atladılar hemen. Zaten bunu bekliyorlardı. Önceden İskilipli Atıf Hoca‘yı, İstiklâl Mahkemeleri’ni vs Müslümanlardan duyuyorlar, ama verecek cevab bulamıyorlardı. “E ne yapalım, devrim kansız olmaz” diyorlardı. Bardakçı‘nın lâfından sonra, “İskilipli Atıf Hoca vatan hainidir” diye bir muhabbet aldı yürüdü. Şimdi bu iddiayı savunan insanlara karşı aslında söylenecek bir şey yok. Çünkü onlar sadece Bardakçı‘nın lâfına ihtiyaç duyuyorlardı, artık sen ne söylersen söyle dinlemezler, aldıkları gazla devam ederler. Her konuda, hep böyle olmuştur. Onun için, bu düzlemde tartışmanın hiçbir anlamı yok. Ama şükür ki, Atıf Hoca‘nın tutuklanmasına ve yargılanmasına ilişkin mahkeme zabıtları ortadan kaybolmadı. Neden tutuklandı Atıf Hoca? “Frenk Mukallitliği” kitabından… Neden yargılandı Atıf Hoca? “Frenk Mukallitliği” kitabından… Hattâ sadece o tutuklanıp yargılanmadı; kitabın tüm mevcutları toplatıldı, kitabı satan -aralarında bir Ermeni sahafın da bulunduğu- birçok kişi tutuklandı ve yargılandı. Atıf Hoca, hepsi de şapka kanununa muhalefet suçundan tutuklanan Uşaklı Hoca Süleyman, Antepli Salih Efendi, Bozkırlı Ahmet, Sultaniyeli Durmuş Hoca, Dağıstanlı Şeyh Şerafüddin ve bağlıları, Maraşlı eski mebus Hasip Efendi, âlim Tahirülmevlevî, gazeteciler Seyyid Tahir, Ömer Rıza (Doğrul) olmak üzere birçok kişiyle beraber Ankara İstiklâl Mahkemesi’nde hesaba çekildi.
GÖLGELER -Yaşadığımız Günler-I-, 1 Kasım 2011, Çarpıcı Kitap·Kitabı okuyor
Deneme, İnceleme
𝙈𝙪𝙨𝙩𝙖𝙛𝙖 𝙆𝙚𝙢𝙖𝙡 𝘼𝙩𝙖𝙩ü𝙧𝙠
"Devrim, mevcut kurumları zorla değiştirmek demektir. Türk ulusunu son yıllarda geri bırakmış olan kurumları yıkarak yerine ulusun medeni gereksinmelere göre ilerlemesini sağlayacak yeni kurumları koymuş olmaktır."
Sayfa 189·Kitabı okuyor
Alıntı
Reklam
Reklam