Ben ateştim, Hevybanu bir kelebek. Ateşimin tek kıvılcımıyla kanatlarını yakardım. Bir daha ne o uçabilirdi ne de ben yangınını söndürebilirdim. Anca benim korlarım altında, önce umutları, sonra hayalleri yanarak tükenirdi.
Bundan sonra artık hiçbir şey demeden, ne hızlı ne yavaş, tam olması gereken tempoda dosdoğru yürüyelim. Bu yol nereye gidiyor? Bunu büyüyen bir asmaya sormalısın. Asma sana cevap verecektir:
"Hiç bilmiyorum. Ama güneşe doğru büyüyorum."
Ona baktığım zaman artık hayata karşı hissettiğim şeyi hissediyordum. Hem güzel hem çirkindi. Hem haklı hem haksızdı. Hem yaşamamı istiyordu hem de beni öldürmek için elinden geleni yapıyordu. Ona hayata davrandığım gibi davranmak zorundaydım. Onu yaşamamalı ama beni öldürmesine de izin vermemeliydim.
Ben ikide birde böyle oluyorum, bazen bütün insanların boyunlarına sarılıp öpecek kadar seviyorum, bazen de hiçbirinin yüzünü görmek istemiyorum. Bu nefret filan değil... İnsanlardan nefret etmeyi düşünmedim bile... Sadece bir yalnızlık ihtiyacı.
Kötü bir yaşantının ardından geçmişin mahkumu olup kendimize onun yükünü bindirmenin faydası yoktu, yaralarımıza merhem olacak insan yine bizdik. Belki çabuk iyileşemezdik lakin acı, hep aynı kalmayacaktı. Anılar eskisi kadar acıtmayacaktı.