Pazar günleri insanın üstüne çöken bir canavar gibiydi,çöken ve bırakmayan,ısıran,çiğneyen,parça parça eden,yutan bir canavar ,pazar ne başlamak biliyordu ne devam etmek ne de bitmek,pazar günleri hep böyle olmuştu onun için,nefret ediyordu pazarlardan,haftanın diğer günlerinden nefret ettiğinden çok çok daha fazla;diğer günlerin her birinde sıkıntıyı,dayanılmazlığı bir kaç dakikalığına da olsa yumuşatan bir şey oluyordu ama pazarları hiçbir şey olmuyordu
Çeşitli zaman ve yerlerde dişisine kötü davranan tek hayvanın insan olduğunu ve bunun, insanı diğer hayvanlardan ayıran en önemli özellik olduğunu ileri sürmüşlüğüm vardır. Hiçbir kurt, tek bir korkak çakal dahi asla böylesi bir suç işlememiştir. Evcilleşmesiyle birlikte yozlaşan köpeğin bile yapamayacağı bir şeydir bu. Köpek bu konudaki vahşi içgüdüsünü korurken insan yabani iç güdülerinin çoğunu yitirmiştir, en azından iyi içgüdülerinin çoğunu.
Sayfa 46
1000Kitap
Reklam
“28 Mart 1941’de Virginia Woolf ceplerini taşlarla doldurdu ve Ouse Nehri’ne daldı. Kocası Leonard Woolf, takıntılı denecek kadar titizdi ve yetişkin hayatının her bir günü için günlük tutmuştu. Bu günlüğe, yemek mönülerini ve arabasının katettiği kilometreleri kaydetmişti. Göründüğü kadarıyla karısının intihar ettiği gün diğer günlerden farklı değildi. Arabasının kilometresini kaydetti. ‘Fakat o gün kâğıda bir leke bulaşmıştır’ diye yazar biyografi yazarı Victoria Gendinning, ‘silinmiş ya da ovulmuş kahverengi-sarı bir leke. Çay, kahve ya da gözyaşı damlası olabilir. Onca yıl günlük tutmuştur ama bu lekenin bir benzerine hiçbir sayfada rastlamak mümkün değildir.’”
Sayfa 54·Kitabı okudu
Edebiyat
bazı ruhlar evvelden aşinadır birbirine
"Dünyada eş yüzler olduğu gibi, eş ruhlar da vardır. Bunlar diğer ruhların kalabalığı arasında mütemadiyen birbirini ararlar, yaştan münezzeh oldukları için yılların açtığı mesafe buluşmalarına mani değildir."
Anın içinde bir sonsuzluk tomurcuğu saklayan deneyimleri kaçırmayalım. Bunlar küçük şeyler olabilir, insanın gözüne küçük gelebilir; ama içlerinde sonsuzluk barındırıyorlar. Sizin torununuzu hasretle kucaklamanız, benim evladımın yanağına kondurduğum bir buse, bir sevgi emaresi küçük gibi gelebilir; ama o anın içinde sonsuzluk tomurcukları saklıysa o anın güzelliğini içimize yerleştirmeliyiz. Bize bu dünyada itminan veren şey bu; o ilahi yaradılışın, o büyük ummanın bir damlası olduğumuzu hissedebilmek... Bu anlara Abraham Maslow "doruk de neyim" diyor. Bu deneyimi her zaman yakalayamıyoruz. Bazen ibadet anında, bazen Allah'la konuşurken, bazen onun yarattığı bir şeye bakarken muazzam bir ürpertiyle doluyor içimiz. İşte onlar, gayptan gelen haberler. Bir anda geliyor ve geçiyor. Zaten hayatı bu doruk deneyimlerle yaşıyoruz. Diğer kısım hayatın sıradan rutinleri. Elbette ki onlar da yaşamın bir parçası; ama zirve deneyimleri hayatın rutinine feda etmemek gerekiyor.
Devletler neden var? -2
“Diğer taraftan, devletsiz bir toplumun yıkıcı bir anarşiye, bir kaosa sahne olacağını iddia edenler de vardır. Bu yaklaşıma göre, devlet olmazsa, güvenlikle ilgili kurallar da olmaz. Hiç kimsenin güvenliği kalmaz. Güvenlik olmayınca insanlar normal bir hayat sürdüremez. Herkes birbirinin düşmanı olur. Hatta canavarlaşır. Bu görüşün en önemli düşünürü Thomas Hobbes'tur. Hobbes devletin olmadığı 'tabiat hâli'nde 'insan insanın kurdudur' vâkasının gerçekleşeceğine inanır.”
Sayfa 22 - İnsan Toplumları ve Siyasal Yönetim·Kitabı okuyor
Reklam
Reklam