Bugünü Dünde Çözümlemek
Maalouf’un Arapların Gözüyle Haçlı Seferleri adlı kitabı, Haçlı Seferlerine Arap bakış açısından yaklaşmasıyla modern tarih yazımında benzersiz bir yere sahiptir. Maalouf, Haçlı Seferleri’ni yalnızca Batı’nın “kutsal savaş” söylemiyle anlatmaz; Arap tarihçilerinin, vakanüvislerin gözlemleri üzerinden, yüzyıllar süren bir siyasi dağınıklığın, mezhepsel ayrışmanın ve iç çekişmenin trajik sonuçlarını gözler önüne serer
Maalouf’un tasvir ettiği Arap coğrafyası —Abbasi halifeleri, Selçuklu emirleri, Şam, Halep, Mısır ve Musul’daki yöneticiler arasında bölünmüş bir dünya— bugünün Ortadoğu’sunun neredeyse aynasıdır. Kudüs düştüğünde, Müslüman yöneticiler arasındaki çıkar çatışmaları, bir araya gelebilmelerini imkânsız kılmıştır. Nitekim Maalouf’un belirttiği gibi, “Müslüman ordusu türdeş bir güç değil, çıkarları çelişen beylerin koalisyonudur.”
Bu durum bugün de sürmektedir. O dönemin Zengi-Nureddin-Selahaddin ekseninde şekillenen birlik arayışları, bugün Türkiye- Arabistan- İran ekseninde kendini göstermektedir: bölge dışı güçlere karşı “direniş cephesi” söylemiyle dile getirilen politikalar, tarihsel olarak benzer bir savunma refleksi taşır; fakat yine iç ayrışmalar, etnik-mezhepsel rekabetler, emperyal çıkarların oyuna girmesiyle istikrarsızlık kalıcı hale gelmiştir. 12. yüzyıl emirlerin rekabeti nasıl Haçlılar lehine dönüştüren bir zafiyet doğurduysa, 21. yüzyıl Trablusgarp’ın, Şam’ın, Tahran’ın da da aynı dinamikler uluslararası müdahalelere zemin hazırlamıştır.
Metindeki 1099 Kudüs Katliamı, Frenklerin Kudüs’ü ele geçirdiği gün, Yahudilerin havralarda yakılması, Müslümanların camilerde öldürülmesi din adına işlenen kitlesel şiddetin en çarpıcı örneklerindendir
Bugün de dini meşruiyet, tıpkı o dönemde olduğu gibi, siyasal şiddetin örtüsü