• Felsefenin tarihine bakınca yönetim nasıl olur, yönetici nasıl olmalıdır tartışmaları m.ö 7. yy larda başlayıp günümüze artarak süregelmiş. Halkın yönetime geçmesi, yönetenlerin ikna etme becerilerini geliştirmesine, geçmişte olduğundan daha önemli hale getirmiştir. Siyaset, halkı kandırma sanatıdır. Dolayısıyla yöneticinin ikna becerileri son derece kuvvetli olmalıdır ki iktidar sahibi olabilsin. Bu erek sosyal ilişkiler için de geçerlidir. Zira hayatımız birilerini bir şeylere ikna etmeye çalışarak geçer, biz farkında olmadan. Kitabın temeli felsefik açıdan bakarsak söylemin retorik ve diyalektik dilini karşılaştırır. Öyle ya retorik dil; İkna etmek üzerine kuruludur, doğruluğu ve yanlışlığı kanıtlanamaz, günümüzün siyasi ve dini dili buna örnektir. Diyalektik dil ise karşılıklı doğrulama esasına yöneliktir. Söylem sahibi, açıkladıklarını kanıtlar ikna etmek önemli değildir, bilimsel açıklamalar bu dile uygun yapılır.


    Yazarımız bize hayatta başarılı olmak istiyorsak açıkça ikna etmenin psikolojik, davranışsal ve nörolojik esprisini anlatmış.
    Bu platformu kullanan insanların genellikle yaşadığı sorunlardan biri; bilginiz olan bir konuda insanları bilgilendirmeyi, kibirli sıfatı yemeden yapamamaktır, eminim. Çünkü sıklıkla birine bilimsel bilgiyi kanıtlarla açıklamaya çalışırken karşındakinin kalın kafalı olduğunu sanıyorsundur ama böyle değil buna bumerang etkisi deniyor.

    ‘Her zaman toplumsala hitap eden anlam, kazanır’

    Bu söz beni her zaman üzmüştür ama çok doğrudur. Toplumsalı ikna eden sıklıkla duygusal, efsanevi ve dini dildir. Bilimsel dil bu yarışta kazanamaz. Çünkü kitlelerin akılları yoktur, duyguları vardır. Akıllı insanlar da sürüleştiğinde uslarını yitirirler buna literatürde ‘kimliksizleşme’ denir.
    (Yani tam da böyle denmez ama bana inanmayın araştırın)

    Yazar hassas olduğum bir konuya da değinmiş ki okurken son derece zevk aldım. Karar verirken başvurduğumuz her türlü mecradaki görüşlerin yanıltıcı olduğundan bahsetmiş. Yani İMBD gibi popüler listeler, başkalarının görüşlerini içerir sizin o filmi beğeneceğinizi garanti etmez, fikir de vermemeli çünkü imbd puanlaması yaparken diğer puanları gördüğünüzde manipüle olabilme imkanınız yüksektir. Daha da kötüsü ‘Herkesin okuması gereken’ 5 şu 5 bu gibi safsatalar. Bu mantaliteyle 1000Kitap gibi bir mecrayı da yerle bir etmiş oluyor kitap ama olsun. Özetle: Kitap, insan gerçekte neyi duymak ister, neye inanmayı seçer, bundan bahsetmiştir, okumanızı çok öneriyorum.
  • .

    "Benimle konuşma .."

    Çünkü bir kez daha ağzından çıkacak zehire bulanırsam ..
    Dilini kesip kedi maması yaparım. .ve ciddiyim "sırıtma " ..

    Temelde insani bir organ olan kalbe sahip olduğum doğrudur dedim ..

    _Duygusal işlevi varmı ?

    _Hiç sanmıyorum ...

    Yola devam ettik .. sabaha karşı gün alacakaranlık zamanıydı__aydınlanan günden nefret ederim diye düşündüm bilinçsizce ...

    Insan gibi görünmeye çalışıyordum sadece... oysa insanlıktan istifa edeli yüzyıl olmuştu ..

    __Kendine bu kadar fazla güvenme dedi
    Senin bile bilmediğin korkuların ve duyguların var ..

    Sevimsiz ...
    Ukala ....

    __Sus ! dedim ... benimle konuşma !!


    "Sana bunu göstermekten memnuniyet duyarım " dedi kaşını kaldırarak

    __Mesela bağımlılıkların ..

    Sigarayı bırakmak için 25 tur yüzüyorsun.
    Teknolojiden kaçmak için uzun yürüyüşler yapıyorsun ..
    Beyninin içindeki seslerden kurtulmak için yazıyorsun ..
    Peki ya benden kaçmak için ne yapıyorsun Alyoşa ?

    Durup yüzüne baktım. .
    Havuzun dibindeydim tüm nefesimi ciğerimden boşaltmış , suyun altında bağdaş kurmuş oturuyordum ...
    Ben bir su insanıyım ,suyun altı "huzur" diyordum ..
    Ta ki sen var olana kadar ..
    Konuşmaya başlayana ,gözleri aç burada bile yanındayım .. benden kaçamazsın diyene kadar ...

    Hızla yukarı çıktım .. derin soluklar alarak nefesimi ve kalp atışlarımı düzenledim
    Gece yüzebilmenin ayrıcalığına sahiptim ve bunu kullandım ..

    Bir 25 tur daha ...
    Sessizliğe ve sensizlige kulaç attım..

    https://youtu.be/43Z25E-CrQA

    .
  • İnsanı oluşturan manevi bileşenlerin üzerine detaylı bir şekilde eğilen bir kitap olmuş. İnsan olmanın değeri kavratılmaya çalışılmış. Bize verilen emanetlerin boşuna verilmediği ve bunlara hıyanet etmemek için de onları nasıl kullanmamız gerektiği detaylı bir biçimde anlatılmış.

    Kader kelimesini kendi başarısızlıkları için bir bahane olarak kullanan insanların kendilerini geliştirmeyi bırakmaları çok kez haklı bir biçimde eleştirilmiş. Bu sayede ne iş kazaları fıtrat dahilinde oluyor ne de başımıza gelen musibetleri kaderimize yükleyebiliyoruz.

    Özellikle eskiden benim de farkında olduğum Batı kültürünün maddi yönü ve Doğu kültürünün manevi yönünün, beyin loblarından sol lobun analitik ve mantık bazlı düşünmeyle, sağ lobun da duygusal ve manevi yönleriyle bağdaştırılmasını epey sevdim. Gerçekten coğrafyaya göre değişen dinlerde de bu maddi ve manevi ayrımları net bir biçimde görmekteyiz.

    Başka bir ayrıntı olarak Bediüzzaman Said Nursi'den yapılan alıntılarla zeka, beyin, hafıza, zihin, ruh, kader, ezel, tefekkür, ruh, vesvese, sezgi gibi konulara yardımcı metinler oluşturulması edebi bakımdan hoşuma gitti. Kitaba renk katmış.

    Yazarın yapmış olduğu bir eleştiri olarak olarak din adamlarının "Allah'ın dediği şey zaten doğrudur." diyerek bilime yönelmemeleri ve kendini kapamaları güzel bir eleştiri bence. Bu sayede bilim adamlarının değerini anlayabiliyoruz.

    Kitabın esas amacı bize verilmiş olan emanete saygı duymamız ve kendimizdeki muhteşem bir şekilde tanzim edilmiş iç dünyamızın biraz da olsa farkındalığına varmamız. "Neden?" sorusunu hakikati aramak için doğru ve yerinde sorduğumuz sürece bize verilmiş olan bu emanetin de boşuna verilmediğini anlayabiliyoruz.