• Değerli okuyucular;
    Hayatımda yaşadığım ve açıklayacağım sebeplerden ötürü paylaşmak istediğim bazı hissiyat durum ve olayları sizlerle paylaşmadan evvel sizden istirhamımdır: Lütfen yazacaklarımı, yazdıklarımı duyguları hoş karşılamayan; duygusal paylaşımdan hoşlanmayan ve de hissiyatı (aşkı sevgiyi) alaylayan bunları görmekten sıkılanlar okumasın! Ki onlarla çatışmak ve onları usandırmak istemiyorum. Ancak; okumasını, görmesini istediğim, hissiyatıma- durumlara sebep olan ve olayları yaşadığımız kişi müstesna: Bahar.
    Bahar İngilizce öğretmeni şu an. Sizin de anlayacağınız üzere o benim hissiyatımda sevginin Aşkın müsebbibi... ve yaşadığımız olay ve kaldığımız durumların baş karakteri. Size çok genel ve üstünkörü onu tanıtayım ki okuduğunuz bu hadiselerden daha anlaşılır neticeler elde edersiniz. Bahar geçmişteki yaşantılardan ötürü şimdisinde kalbinin duygularını boşluğa salmış, hayali duyguculukla gönlüne kapanmış ve gerçek duygular dediği akıl ve mantığın iradesini taşıyan "kültürlü, medeni, modern" bir surette benliğe sahip biridir. Bunun yanı sıra meslek ve alanından dolayı edindiği kusursuza yakın ama suni bir evrensel iletişim mekanizmasına sahiptir.
    Anlatacaklarıma geçmeden evvel de biraz kendimi tanıtayım. Ben Yusuf; mesleğimi ve de alanımı paylaşmak istemiyorum ki anlattıklarımın anlam, bağlam ve ifadesinde bir gösteriş yahut eksiklik mübalağa yahut sığlık bakımından menfi bir değişim olsun istemiyorum. Ben, kalbini her an ve sürekli olarak derinden hislerle yaşayan; geçmiş yaşamından menfi izler taşıyan ve hüznü sık sık vakitlerinde tutarak gönlünde konuk eden birisiyim. Akıl ve mantığı insan ilişkilerinde eksik kullanmamdan ötürü sosyal iletişimde yetersiz biri olarak hissiyata göre hareket eden bir insan olduğum doğrudur...
    Bahar ile müşterek durum olay ve ben de ağır onda kesik kesik olan sevgisi hissiyyatımızdan bahsetmek istiyorum. Anlattığım ve anlatacağım şeyleri kısa kısa paylaşmaya çalıştığım için "neden, nasıl, ne zaman" ve bunlar gibi birçok suallerinizi daha şimdiden duyar gibiyim. Fakat bu suallerin cevaplarını tüm yazımı okuduktan sonra az çok kendinizin verebileceğinizi tahmin ediyorum...
    Bahar'ı ben, tarifini ona dahi yapamadığım ve yapamayacağım üzere bir halde seviyorum. Onunla tanıştığım ilk andan itibaren kendimi sevda hissiyatında yıkanmış ve her vakit sağanakların altında ıslanıyor halde buldum. O ise beni benliği ile sevmeye çabalayan bir gece manzarasıydı. Lakin aradığı rüzgarı bulamayan, umduğu mutluluk girdabını göremeyen, en mühimi bir ömür gelecek yeminini gönül elimden içmek istemeyen bir gece manzarası..
    Ben ve o yaklaşık 3 yılın sonunda, 2 kez ayrılıp devam etmek üzere, sonuncusu ile 3. olmak üzere büsbütün ayrıldık. Ayrılık sebeplerimizi ve birlikteliğimiz üzere birkaç şey paylaşmadan evvel yazmamın amacını dile getirmek burada istiyorum; daha doğrusu birbirleriyle bağlı maksatlarımı: ilk olarak, onun beni aptal yahut düşünemeyen bir insan olmadığımı görerek aksini tüm anlattıklarımla bilmesini istiyorum. En azından birilerinin bilmesini istiyorum... hiç olmadı içimi dökmek istiyorum. Üzerimdeki yığınla yükü boşaltmak istiyorum, sayısız düşünceleri en aza indirmek istiyorum... Ben aptal değilim!
    Baharla Aramızda 3 ila 4 yaş vardı görünüş olarak bu sebepten ayrıldık. Bahar beni bir türlü sürekli bir şekilde sevemiyordu bu yüzden ayrıldık ve benim belki de başka sevgilerle (kardeş yeğen amca çocuğu sevgileri?) sevebiliyordu bu bile sürekli olmuyordu??? İlk ayrılığımızın sebebi aramızdaki yaş farkıydı. Sonrakiler ise yazdıklarım gibi uzayıp gidiyordu... sonuncu kez ayrılığımızın sebebi ise aslında onun tahmin ettiği gibi, onun istediği gibi ve de ikimizin ortak bir anlaşma sonucu oluşan bir sebep değildi; askere gittiğim vakit yani ben askerdeyken ağlaya ağlaya tasarladığım ama Bahar için sevindiğim ve de ince ince, detay detay işlenen sebepler silsilesi ile birbirimizden ayrılmaya yüz tuttuk. Daha açığı ben ince ince dokunmuş fikirlerle hareket ederek O' nun benden gitmesine yol açtım. Bir nevi de kendimle onun arasına aşılmaz yollar, yıkılmaz duvarlar ördüm...
    Bahar; benim karakterime ve ahlakıma güvenen, "en azından bu yönüyle hayatımı onunla geçirebilirim" fikrine sahip olarak bana yaklaşan ve benim değer yargılarımı hoş bularak bana ümit besleyen ve de sahte sevgi ile aşk laflarıyla bana inanılmaz hayalcilik besleten mantıkta olmayı ilişkimiz süresinin 2. ayrılığına değin benimsedi. Fakat ne zaman ki benim mesajlaşma uygulamalarıma erişti ve ne zaman ki ben bunu bilip anlayıp benimsediği şeyleri bilerek ve kahrolarak yapmaya başladım; o vakit benden kaçarcasına, bana sövercesine, beni öldürürcesine belki de kendi ölürcesine ayrılığın yolunu tuttu. O, karakterine güvendiği insan bir teknoloji sayesinde karaktersiz biri oluvermişti gözünde. Aptal, cahil ve karaktersiz bir insanla kim evlenmek isterdi ki anlatılmayan anlaşılmayan sevginin de canı cehenneme idi o zaman. Kaldı ki o hadsiz üçlemede sevgi bulunur muydu hiç? Hayır! Hayır efendim... hiç de öyle basit, kolay ve kestirme bir yol değildi Bahar'ın seçtiği. Ona göre öyleydi fakat bana göre ve hakikati öğrenerek size göre öyle değil. Ben bana olan güveni kırılması için mesajlaşma kanalında bana ait olmayan müstehcen de denilen; basiretsiz, değersiz ve aptalca şeyler gerçekleştirdim-yaptım. Ona, bu davranışından ötürü hiç geçmeyecek kırgınlığımla ve hayata olan karamsarlığımla onu üzmemek için böyle bir şey yaptım. Sonra askerden dönünce; sabırla ve "bilinmez bir merhametle" beklemenin verdiği incelik ve güzel sözlerle benden ayrıldı. Ben de bu olayı hiç bilemeyeceği ve anlayamayacağı surette örtbas ederek ona ayak uydurdum. Velev ki anlamaması için ona yalvardım, ayrılmamız gerektiğini saçma ve her zaman olduğu gibi ifade edilmez kelimeler yığınıyla anlatmaya çalıştım. Orada, şimdi de olduğu gibi, onun seçimi olan güvenmek, inanmak ve benimsemek ile benim kaderim olan irademin dışında bir yol ile yüzleşmek zorunda kaldım. O vakit Bahar güvenini inancını belki de sahte de olsa sevgi taneciklerinden birini benden kaybetmiş bulundu fakat ben sevgimden bir zerrecik bile kaybetmeyerek aptal, düşünemeyen, cahil bir adam olarak ortada kalmıştım: birçok şeyimi yitirmiş vaziyette... Bahar aslında hiç de senin tasarladığın tahmin ettiğin üzere ayrılmamıştık. Zaten senin güvenini ve inancını hiçbir vakit kazanamayacağımı gördüğümde ve seni hiçbir vakit mutlu edemeyeceğimi öğrendiğimde seni kaybettiğimi anladım.
    Bu halde ayrılmamızın üzerine nefsime mukayyet olamayarak kırgınlıklarımı, üzgünlüklerimi, yine detay detay düşünerek, senden benden ve çevremizden çıkarmak istedim; senin, benim, bizim hayrımıza vesile olarak... Şimdi benim; düşünemeyen aptal bir insan olmadığımı görmeni, bilmeni o detaylara-ince noktalara ve sana anlatmaya çalıştığım vermeye çalıştığım izlenimlere kadar idrak etmeni bekliyorum. Bunun da ölümden sonraya kalmasını istemiyorum...
    Bu yaşadığım zor şeylerden de şunu anladım ki mutlu, hayırlı, güzel bir birliktelik için ne hissiyatlı bir gönül ne de merhamet canlısı akıl ve mantık iradeli bir benlik yeterli değil... umarım nasıl mutlu olunamayacağı anlaşılmıştır bir ömür boyu. Gönül eşi olmayacak böylece hayatında hiç bizim gibilerin.. Çünkü biz tezatız... ben kırgınlıklarımı sana gelene emanet, seni de Allah a "yalvara yakara"emanet ettim. Selam ve dua ile efendim! J.w.
  • 256 syf.
    ·Beğendi·9/10
    Felsefenin tarihine bakınca yönetim nasıl olur, yönetici nasıl olmalıdır tartışmaları m.ö 7. yy larda başlayıp günümüze artarak süregelmiş. Halkın yönetime geçmesi, yönetenlerin ikna etme becerilerini geliştirmesine, geçmişte olduğundan daha önemli hale getirmiştir. Siyaset, halkı kandırma sanatıdır. Dolayısıyla yöneticinin ikna becerileri son derece kuvvetli olmalıdır ki iktidar sahibi olabilsin. Bu erek sosyal ilişkiler için de geçerlidir. Zira hayatımız birilerini bir şeylere ikna etmeye çalışarak geçer, biz farkında olmadan. Kitabın temeli felsefik açıdan bakarsak söylemin retorik ve diyalektik dilini karşılaştırır. Öyle ya retorik dil; İkna etmek üzerine kuruludur, doğruluğu ve yanlışlığı kanıtlanamaz, günümüzün siyasi ve dini dili buna örnektir. Diyalektik dil ise karşılıklı doğrulama esasına yöneliktir. Söylem sahibi, açıkladıklarını kanıtlar ikna etmek önemli değildir, bilimsel açıklamalar bu dile uygun yapılır.


    Yazarımız bize hayatta başarılı olmak istiyorsak açıkça ikna etmenin psikolojik, davranışsal ve nörolojik esprisini anlatmış.
    Bu platformu kullanan insanların genellikle yaşadığı sorunlardan biri; bilginiz olan bir konuda insanları bilgilendirmeyi, kibirli sıfatı yemeden yapamamaktır, eminim. Çünkü sıklıkla birine bilimsel bilgiyi kanıtlarla açıklamaya çalışırken karşındakinin kalın kafalı olduğunu sanıyorsundur ama böyle değil buna bumerang etkisi deniyor.

    ‘Her zaman toplumsala hitap eden anlam, kazanır’

    Bu söz beni her zaman üzmüştür ama çok doğrudur. Toplumsalı ikna eden sıklıkla duygusal, efsanevi ve dini dildir. Bilimsel dil bu yarışta kazanamaz. Çünkü kitlelerin akılları yoktur, duyguları vardır. Akıllı insanlar da sürüleştiğinde uslarını yitirirler buna literatürde ‘kimliksizleşme’ denir.
    (Yani tam da böyle denmez ama bana inanmayın araştırın)

    Yazar hassas olduğum bir konuya da değinmiş ki okurken son derece zevk aldım. Karar verirken başvurduğumuz her türlü mecradaki görüşlerin yanıltıcı olduğundan bahsetmiş. Yani İMBD gibi popüler listeler, başkalarının görüşlerini içerir sizin o filmi beğeneceğinizi garanti etmez, fikir de vermemeli çünkü imbd puanlaması yaparken diğer puanları gördüğünüzde manipüle olabilme imkanınız yüksektir. Daha da kötüsü ‘Herkesin okuması gereken’ 5 şu 5 bu gibi safsatalar. Bu mantaliteyle 1000Kitap gibi bir mecrayı da yerle bir etmiş oluyor kitap ama olsun. Özetle: Kitap, insan gerçekte neyi duymak ister, neye inanmayı seçer, bundan bahsetmiştir, okumanızı çok öneriyorum.
  • .

    "Benimle konuşma .."

    Çünkü bir kez daha ağzından çıkacak zehire bulanırsam ..
    Dilini kesip kedi maması yaparım. .ve ciddiyim "sırıtma " ..

    Temelde insani bir organ olan kalbe sahip olduğum doğrudur dedim ..

    _Duygusal işlevi varmı ?

    _Hiç sanmıyorum ...

    Yola devam ettik .. sabaha karşı gün alacakaranlık zamanıydı__aydınlanan günden nefret ederim diye düşündüm bilinçsizce ...

    Insan gibi görünmeye çalışıyordum sadece... oysa insanlıktan istifa edeli yüzyıl olmuştu ..

    __Kendine bu kadar fazla güvenme dedi
    Senin bile bilmediğin korkuların ve duyguların var ..

    Sevimsiz ...
    Ukala ....

    __Sus ! dedim ... benimle konuşma !!


    "Sana bunu göstermekten memnuniyet duyarım " dedi kaşını kaldırarak

    __Mesela bağımlılıkların ..

    Sigarayı bırakmak için 25 tur yüzüyorsun.
    Teknolojiden kaçmak için uzun yürüyüşler yapıyorsun ..
    Beyninin içindeki seslerden kurtulmak için yazıyorsun ..
    Peki ya benden kaçmak için ne yapıyorsun Alyoşa ?

    Durup yüzüne baktım. .
    Havuzun dibindeydim tüm nefesimi ciğerimden boşaltmış , suyun altında bağdaş kurmuş oturuyordum ...
    Ben bir su insanıyım ,suyun altı "huzur" diyordum ..
    Ta ki sen var olana kadar ..
    Konuşmaya başlayana ,gözleri aç burada bile yanındayım .. benden kaçamazsın diyene kadar ...

    Hızla yukarı çıktım .. derin soluklar alarak nefesimi ve kalp atışlarımı düzenledim
    Gece yüzebilmenin ayrıcalığına sahiptim ve bunu kullandım ..

    Bir 25 tur daha ...
    Sessizliğe ve sensizlige kulaç attım..

    https://youtu.be/43Z25E-CrQA

    .
  • 336 syf.
    ·3 günde·Beğendi·9/10
    Kitap alamayan çocuklara kitaplar hediye edeceğim Youtube kanalımda, kitaplardaki alıntılar hakkında videolar hazırlıyorum. Destek olmak isterseniz abone olabilirsiniz: http://bit.ly/alintilarlayasiyorum

    İnsanı oluşturan manevi bileşenlerin üzerine detaylı bir şekilde eğilen bir kitap olmuş. İnsan olmanın değeri kavratılmaya çalışılmış. Bize verilen emanetlerin boşuna verilmediği ve bunlara hıyanet etmemek için de onları nasıl kullanmamız gerektiği detaylı bir biçimde anlatılmış.

    Kader kelimesini kendi başarısızlıkları için bir bahane olarak kullanan insanların kendilerini geliştirmeyi bırakmaları çok kez haklı bir biçimde eleştirilmiş. Bu sayede ne iş kazaları fıtrat dahilinde oluyor ne de başımıza gelen musibetleri kaderimize yükleyebiliyoruz.

    Özellikle eskiden benim de farkında olduğum Batı kültürünün maddi yönü ve Doğu kültürünün manevi yönünün, beyin loblarından sol lobun analitik ve mantık bazlı düşünmeyle, sağ lobun da duygusal ve manevi yönleriyle bağdaştırılmasını epey sevdim. Gerçekten coğrafyaya göre değişen dinlerde de bu maddi ve manevi ayrımları net bir biçimde görmekteyiz.

    Başka bir ayrıntı olarak Bediüzzaman Said Nursi'den yapılan alıntılarla zeka, beyin, hafıza, zihin, ruh, kader, ezel, tefekkür, ruh, vesvese, sezgi gibi konulara yardımcı metinler oluşturulması edebi bakımdan hoşuma gitti. Kitaba renk katmış.

    Yazarın yapmış olduğu bir eleştiri olarak olarak din adamlarının "Allah'ın dediği şey zaten doğrudur." diyerek bilime yönelmemeleri ve kendini kapamaları güzel bir eleştiri bence. Bu sayede bilim adamlarının değerini anlayabiliyoruz.

    Kitabın esas amacı bize verilmiş olan emanete saygı duymamız ve kendimizdeki muhteşem bir şekilde tanzim edilmiş iç dünyamızın biraz da olsa farkındalığına varmamız. "Neden?" sorusunu hakikati aramak için doğru ve yerinde sorduğumuz sürece bize verilmiş olan bu emanetin de boşuna verilmediğini anlayabiliyoruz.