Çevremizdeki acıların hepsini bizim de çekmemiz gerekir. Hepimizin tek bir bedeni yok ama bir gelişimi var ve bu durum şu ya da bu biçimde tüm acıları yaşatır bize. Nasıl ki çocuk belli bir gelişim sonucu yaşamın tüm evrelerinden geçer (her evre de istek ve korku bakımından bir öncekine göre erişilmez görünür aslında), yaşlanır ve sonunda ölürse, biz de bunun gibi (insanlıkla aramızdaki bağ, kendimizle aramızdaki bağdan güçsüz değildir), yaşadığımız dünyanın tüm acılarını yaşayarak gelişiriz. Bu konuda adalete yer yoktur, acı çekmekten ürkmeye ya da acı çekmeyi kazanım olarak nitelemeye de gerek yoktur.
Hayatın her alanında olduğu gibi Türk edebiyatında da Kadınlar Hep Vardı. Bu hep var olan kadınlardan sadece biri Sevgi Soysal.
Sevgi Soysal kısacık yaşamına 12 eser sığdırmış bir yazarımız. İlk eseri Tante Rosa'da her ne kadar aykırı bulunsa da bence bize en yakın yazarlardan birisi.
*Sevgi Soysal, 70'li yıllardaki tüm demokratların, ilerici aydınların, gençlerin yüreğinde, belleğinde derin izler bırakarak 1976'da kızları henüz bebekken bu dünyayı terk etti... Onun yolunu hep ışıklı tutmak, kırmızı karanfillerle donatmak ve onun yüzündeki ışıltılı tebessümü devam ettirmekse bizim görevimiz olmalı artık.* diyor Füsun Demirel.
Gelin hep beraber Sevgi'nin yüzündeki ışıltılı tebessümü devam ettirelim. Sene sonuna kadar sürecek Sevgi Soysal okuma etkinliğini katılıp Sevgi'nin yolunu kırmızı karanfillerle süslemek ister misiniz?
(Pdf'ler için t.me/joinchat/CV-hOy...)
Katılımcılar:
1- Ikarus
2- @serayalisa
3- Demet
4- •derya
5- @kozmos_zerresi
6- @Nctnct
7- @ufukkk35
8- @unilereozgurluk
9- @radicalnoise
10- @kitapdokusu
11- zey
12- Leman Altıner
13- Kayaberk İpek
14- Duygu
15-