Unuttum der isem yalan olur hâlim Cemâlin düşer yine fikr ü hayâlim Telve-i kahvede aksin görünür daim Her yudumda seni bulur bu gönül mâlim Ne dünyâ isterim sensiz, ne ukbâ Murâdım sensin ey cân, başka ne hâcâ Hûdâ’dan dileğim bir tek duâ Yazsın seni bana levh-i kazâ Devr eder mevsimler, geçer eyyâm Eskitmez bu aşkı ne dehr ne zaman Düşmeyesin gönlümden bir lahza amân Saklarım ismini her dem duâm Fânî ömrüm geçer bir rüzgâr gibi Bâkîdir aşkın, nakşolmuş kalbime Gün gelir susar bu ten, bu nefes Lâkin sevdan kalır ebedî heves -Fâni
Şiir
ALLAH'IN "SEVİNMESİNİ" NASIL ANLAMALI?
"Azîz ve celîl olan Allah, "Ben, kulumun beni düşündüğü gibiyim; beni andığı (her) yerde, onunlayım (rahmet ve yardımım onunla beraberdir)!" buyurmuştur. Allah’a yemin ederim ki, Allah’ın, kulunun tövbe etmesinden dolayı duyduğu hoşnutluk, herhangi birinizin ıssız çölde kaybettiği devesini bulduğu zamanki sevincinden daha büyüktür.” (Nitekim Allah şöyle buyurmuştur): “Bana bir karış yaklaşana ben bir arşın yaklaşırım, bir arşın yaklaşana bir kulaç yaklaşırım. Bana yürüyerek gelene ben koşarak giderim.” (Buhârî, Tevhîd 15, 35, 55; Müslim, Tevbe 1, Zikir 2, 19) İnsan, Allah'ı "anlamanın" bir yoludur, ama "sınırlandırmanın" yolu değildir. Yâni, biz, üzerimizdeki sanatına bakarak Cenab-ı Mevlâ'yı anlamaya çalışabiliriz, fakat sınırlarımızı Ona taşıyamayız. "Teşbih" tefekkürün kapısıdır, eyvallah, fakat "tenzih" de tefekkürün yegâne sıhhatidir. Hak Teâlâ ve Tekaddes Hazretlerini düşünürken teşbih-tenzih arasındaki dengede kalabilmek, tefhim için lâzım geldiğinde dikkatle temsile-teşbihe, lâkin sapıtmamak içinse dâima takdîse-tenzîhe başvurmak elzemdir. (Tıpkı kullukta "havf-reca/korku-ümit" dengesini korumak gerektiği gibi. Fazla korku yeise düşürür. Fazla ümitse ucba...) Hem zâten şu teşbih; esmasını, sıfatlarını, şuunatını, "Ve lillahil meselül a'lâ!/En yüce mesel ve temsiller Allah'a âittir!" (Nahl sûresi, 60) sırrınca bir nebze kavramak içindir. Yoksa münezzeh-mukaddes Hüda'yı insanlaştırmak için, yüz bin hâşâ, değildir. Bediüzzaman Hazretleri de bu hakikatin altını şöyle çizer: **"Evet, bütün kâinatı bir saray, bir ev gibi muntazam idare eden ve yıldızları zerreler gibi hikmetli ve kolay çeviren ve gezdiren ve zerrâtı muntazam memurlar gibi istihdam eden Zât-ı Akdes-i İlâhînin şerîki, nazîri, zıddı, niddi olmadığı gibi, "Ona benzer hiçbir şey
Allah Sevgisi
Sonsuz Aşka Bismillah..❤️ Aşk demek; hayatı imanla yaşamak demektir. Hayatın sahibi Allah’tır ve O Ebedî Sevgili, ancak aşkla sevilir. O’nun yeryüzündeki tecellisi olan güzelliklerde o aşkın ışığıyla görülür ve sadece O’nun rızası için gönülden sevilir. Zira bütün güzellikler O’na, bütün övgüler O’na aittir. Bizim âşık olduğumuz Allah’tır; Ve bu gönül, kime âşık olduğunu çok iyi bilir. “Allah iman edenlerin dostudur; onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır.” (Bakara, 257) "İnsanlardan bir kısmı, Allah'tan başkasını O'na denk ve ortak kabul ederler de Allah'ı sever gibi onları severler. İman edenlerin ise Allah'ı sevmesi çok daha köklü ve devamlıdır." (Bakara,165) ___ /Güven Taşdemir
Edebiyat
Allah'a gerçek anlamda âşık olmak, yalnızca O Ebedî Sevgili’ye gönülden iman etmekle mümkündür. “Allah iman edenlerin dostudur; onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır.” (Bakara, 257) ___ /Güven Taşdemir
1000Kitap
Aşk demek; hayatı imanla yaşamak demektir. Hayatın sahibi Allah’tır ve O Ebedî Sevgili, ancak aşkla sevilir. O’nun yeryüzündeki tecellisi de o aşkın ışığıyla sevilir. Zira bütün güzellikler O’na, bütün övgüler O’na aittir. Bizim âşık olduğumuz Allah’tır; Ve bu gönül, kime âşık olduğunu çok iyi bilir. ___ /Güven Taşdemir
İltifatın o kadar latif ki, bir anda O Ebedî Sevgili'yi hatırlatıyor bana; O'na duyduğum aşk, ruhuma yeniden hayat veriyor. ___ /Güven Taşdemir
1000Kitap