• Aramızdaki en iyi ebeveynler, kendilerini inceleyebilen ve can sıkıcı konular üzerinde düşünmekten korkmayanlardır.
  • Eskimolar bebeklerini nasıl sıcak tutar?
    Ya daaaa Çinliler nasıl bu kadar erken tuvalet eğitimi veriyor?
    Pekiiiii Maya köylüleri çocuklarını nasıl çalıştırıyor?
    ...

    Kitap 11 başlıktan oluşuyor. Her başlıkta farklı bir kültürde öne çıkan çocuk yetiştirmekle alâkalı bir konudan bahsediyor. Her bölümde örnekler, araştırmalar, incelemeler.. yer alıyor.
    Sadece bilgi içeren ders kitabı niteliğinde bir kitap değil.(Gerçekten çok eğlenceli, kahkaha attığım yerler çoğunlukta.)

    Bir kitaba tatlı denir mi bilemiyorum ama çok çok tatlı bir kitap.( Kapağı da öyle.) Hal böyle olunca da okumak için illa ebeveyn olmayı beklemeye ya da ebeveyn olmaya gerek yok:)

    Her kültürdeki ebeveynler çocuklarını en iyi şekilde yetiştirmek isterler. Peki bunun genel geçer bir kuralı, kanunu olabilir mi? Tabiki hayır. Her alanda olduğu gibi çocuk yetiştirmek konusunda da kültürel farklılıklar vardır. Biz asla bir Çinli gibi tuvalet eğitimi veremeyiz ya da Aka Pigmeleri gibi en iyi babalar olamayabiliriz. Ancak diğer kültürleri inceleyip kendimize uyarlayabiliriz hatta uyarlamalıyız.

    Keyifli okumalar:)
  • Prof. Dr. Hasan Kaplan

    Diyanet İşleri Başkanlığının "GÜNCEL DİNİ MESELELER" başlıklı istişare toplantısına ilişkin bazı mülahazalarım:

    1. Türkiye’deki sahih ve sağlıklı dini anlayışın yegâne güvencesi durumuna gelmiş Diyanetin, hepimizi uzun bir süredir meşgul eden bazı "güncel" dini meseleleri, medyatik polemiklerinden uzak, tamamen konunun uzmanlarının katıldığı bir ortamda gündemine alıp üç gün boyunca müzakere etmesi ülkemizdeki dini hayatın NORMALLEŞMESİNE yönelik ümit verici önemli bir adım oldu.

    2. Toplantıya davet edilen uzman hocalarımızın (Yaklaşık 70 kişi) büyük bir çoğunluğu Kelam ve Felsefe alanındandı. Ele alınan konularla direk ilgili olan Din Sosyolojisinden Nejdet Subaşı Hoca, Din Psikolojisinden de ben vardım.

    3. Konuya ilişkin, geçerliliği ve güvenirliliği tartışılır birkaç saha araştırma haricinde, kayda değer somut ve kapsamlı alan araştırmalarının olmayışı, konuların genellikle teorik eksende tartışılmasına sebep olan bir eksiklikti.

    4. Birkaç hocamız hariç, katılımcıların çoğunluğu Türkiye'deki dini gelişmelerden endişeli, kaygılı ve şikayetçi. Bazıları dini yozlaşmadan, bazıları dini ilgisizlikten, bazıları dini savrulmadan, bazıları Deizm, Ateizm ve Nihilizm tehlikesinden endişeli.

    5. Ben şahsen bu gelişmelerden fazla endişe duymuyorum. Ben daha çok bu gelişmelerin nasıl yönetileceğinden endişeliyim. Çünkü dini yozlaşma, dini ilgisizlik, dinden kaçış, dini savrulma, ve Deizm gibi etiketlerle anlatılmak istenen şey aslında bir İNANÇ KRİZİDİR ve önemli olan bu krizin iyi yönetilebilmesidir.

    6. İstişareye katılan hocalarımızın geneli de bu dini gelişmeleri bir İNANÇ KRİZİ olarak değerlendirdi, en azından bu teşhise itiraz eden çıkmadı.

    7. Kanaatimce söz konusu bu İNANÇ KRİZİNİN psikolojik (bireysel), sosyolojik (toplumsal), felsefi (evrensel) ve teolojik (kozmik) boyutları var. Ancak, davetli hocalarımızın çoğunluğunun uzmanlık alanı Kelam ve Felsefe olduğu için tartışmalar genellikle krizinin makro yani “felsefi” ve “teolojik” boyutuyla sınırlı kaldı. Tanrının varlığı, mahiyeti, Tanrı-evren ilişkisi, vahiy/nübüvvet ve kötülük problemi gibi konular tartışıldı.

    8. Krizin mikro seviyeden makro seviyeye doğru sistematik bir yaklaşım içerisinde ele alınması gerekliliğini vurguladığım toplantıda, mikro (psikolojik/bireysel) boyuta ilişkin görüşlerim özet olarak şöyledir:

    Kriz "gelişmekte" olan canlılar için normaldir, FITRİ bir durumdur, bir geçiş ve olgunlaşma sürecidir...Bu yönüyle krizler hem FIRSAT hem de RİSKLER içerir.

    FIRSATLAR
    Eğer bu inanç krizi iyi yönetilirse, imanda olgunlaşma, taklitten tahkike geçme ve inancın içselleştirilmesi gibi manevi ve Özsel unsurların ağır bastığı dindarlık gibi hayırlı sonuçlar elde edilebilir.

    RİSKLER
    Eğer bu inanç krizi iyi yönetilmezse;

    --Ya korku ve suçluluk eksenli sorgusuz sualsiz mutlak itaat içeren patolojik bir "vesayet dindarlığı" ( Ör: Fetö, Adnan Hoca, Badeci Şeyh vs);

    --Ya şeklin, ritüellerin, gösterişin, nitelikten ziyade niceliğin, değerlerden ziyade diğerlerinin ön plana çıktığı araçsallaştırılmış bir dindarlık ( Ör: Sol elle yemek yemenin kul hakkı yemekten daha fazla önemsenmesi gibi);

    --Ya lafızcılığın / literalizmin ağır bastığı selefilik ve benzeri radikal dini hareketlere yönelme

    --Ya da bütün bu yozlaşmlara tepki olarak dinden ve inançtan tamamen uzaklaşma (Deizm, Ateizm vb) gibi RİSKLER ortaya çıkar...

    SONUÇ OLARAK
    Endişesini duyduğumuz İNANÇ KRİZİ aslında şekilcilik, taklit ve fanatizm gibi dini yozlaşma biçimlerinden sıyrılma, fıtrata uygun içselleştirilmiş olgun bir dini/manevi yönelimin ortaya çıkması için iyi bir fırsattır. Bu potansiyeli iyi değerlendirmek için başta ebeveynler olmak üzere, okullarda Din Dersi öğretmenlerinin, din eğitimcilerinin, imamların, vaiz ve vaizlerin dini inancın ve pratiğinin sırasıyla psikolojik (bireysel), sosyolojik (toplumsal), felsefi (evrensel) ve teolojik (kozmik) unsurlarını bir bütün olarak dikkate almaları gerekiyor.
  • Ebeveynler çocuklarına düzen ve disiplin aşılamak için verdikleri çabanın ufacık bir kısmını, birilerini sevmeyi öğretmek için verseler, dünya çok daha yaşanılası bu yer olurdu.
  • Sanki şeker portakalı ve Bülbülü öldürmek tadında bir kitap.Bir aile dramı ve çocukların yaşam mücadelesi tabiki sorunlu bencil ebeveynler.Sarsilarak okuyacağıniz bir kitap keyifli okumalar herkese
  • Madem ki bastırma menfi bir şeydi, o zaman mesela ebeveynler çocuklarına “bırakınız yapsınlar!” politikasını uygulamalılardı. Bu mecra da doğal olarak Batı’nın kültür hâkimiyetindeki dünyayı etkileyecekti.
    Ali Köse
    Sayfa 12 - İZ YAYINCILIK
  • ANNELERE BABALARA
    Özellikle kız babalarına

    Çocuklarınıza vakit ayırın. Onları sevin ve sevdiğinizi hissettirin. Öyle “Kuru kuruya kurbanın olayım” düşüncesinden sıyrılın.
    Benim de hayatım var yaşayacağım, yaşamalıyım. Dünya dönüyor, zaman geçiyor. Bunlar şarkı sözleri. İyi satar ama gerçek hayatta hükümsüzdür.

    Evlenmekle ve çocuk sahibi olmakta tercih hakkınızı kullandınız. Artık hem ömrünüzü besleyen, ruhunuzu güzelleştiren bir varlığınız var hem ömür törpünüz.

    Ebeveynler özellikle babalar;
    Kızlarınıza çok ama çok vakit ayırın. Anlattıklarını çok büyük bir dikkatle dinleyin. Fikirlerine değer verin.

    Önerilerini değerlendirin ki;
    -Kendilerini ilk dinleyen adamın, kendileri sevdiğini sanıp önemliyim hissine kapılıp uçup gitmesinler.

    -Kızlarınızla şakalaşın, onlarla oynayın, birlikte sinemaya gidin, onları güldürün neşelendirin, beraber yürüyüşe çıkın, beraber eğlenin ki;
    Beraber eğlendikleri, kendilerini eğlendiren ilk adamın büyüsüne kapılıp, bayat esprilerin, samimiyetsiz gülüşlerin peşine kapılıp gitmesinler.

    -Sevgi sözlerini gözlerinin içine bakarak öyle söyleyin ki, göz bebeklerine sevgi yansısın. Sözlerde kendilerini bulsunlar ; Sevgi sözünün gönülden mi, diyaframdan mı? Geldiğini ayırt edebilsinler.

    Kendilerine yalandan iki sevgi sözü söyleyen, çiçek böcek, çıngıl çıtak işlerini iyi yapan beyinsizlere kanıp ömür boyu günlerini kâbusla geçirmesinler.

    -Düzenli maaş sistemi ile harçlıklarını verin. Her ihtimale karşı baba-kız arasında kalacak ortak hesabınız da olsun. Sıkıştığında oradan alabilsin, sonra yerine koyabilsin ki;

    Ekonomik sebepler ile ömür boyu sıkıntı yaşayacağı bir# öküzü#! olmasın.
    -Kız çocuklarınızı okutun.
    Hem de en iyisinden, en kalitelisinden.
    Ona ev, arsa, para bırakmayın.

    - Ona ekonomik özgürlüğünü bırakın ki;
    İstemediği hiçbir şeyi yapmasın.
    Dik dursun.

    Çay var içersen, yol var gidersen diyebilsin…