Eğer mazi, yani geçmiş zamanın hadisâtını, sinema ile halihazırda gösterdikleri gibi istikbaldeki ahval dahi mesela elli sene sonraki halleri bir sinema ile gösterilse idi, ehl-i sefahet şimdiki güldüklerine yüz binlerce nefrin ve nefret edip ağlayacaktılar.
Orkestra artık evlerde dinlenilmez; artık bir oda orkestrası değildir. Uzaktan kendini duyurabilmesi gerekmektedir, özel bir salondan çok daha geniş bir mekânda. Bunun için daha güçlü enstrümanlara ihtiyaç vardır. Viyel, blok flüt, bas klarnet kaybolur; ortaya viyolonsel, obua, trombon çıkar. Müzisyenler artık üç gruba bölünerek (yaylılar, üflemeliler ve vurmalılar), aynı şahneye çıkar. XIX. yüzyılın başında orkestralar hâlâ küçüktür. Beethoven da dahil, senfoniler bile elli kadar müzisyenle çalınmaktadır (1804’te otuz kadar müzisyen, Eroica Senfonisi’ni çalmaya yeter!). Daha sonra, salonların boyutları elverdiğinde, aynı eserler mümkün olduğu kadar çok müzisyenle çalınır. İşte böylece Berlioz, 1837’de Requiem’ini sunar, Invalides’de, üç yüz kadar yorumcu eşliğinde! İşbölümü ve endüstriyel büyüme kapıya dayanmıştır.
"Bir filmde on dakikadan sonra filmin iyi mi yoksa boktan mı olduğunu anlayabiliyorsun. Kitapta bu biraz daha uzun sürüyor, karar vermek için yazara elli sayfa hak tanıyorsun ama sayfa yüz yetmişe geldiğinde artık düzelmeyeceğini, daha da kötüleşebileceğini biliyorsun."