Puan vermedi·
Kitabın başından sonuna çok emek var, her bölümde her mizaç tipinde aklıma takılan tüm soruları ayrı bir bölüm olarak buldum ayrıca en arkadaki tiplerin değerleri, korkuları, arzuları kısmı ve ebeveynlik tarzları da çok faydalı eklemeler olmuş. Çocuklarla çalışırken başucu rehberim oldu, yazarına teşekkür ediyorum. İsi İsmail Acarkan
Enneagram ile Çocuğunu Keşfetİsmail Acarkan · Timaş Yayınları · 202063 okunma
Deniz Emekçilerinin ve Doğanın Romanı
8/10
·192 syf.··
2026 37. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 24 Mayıs 2026 14:11
Banakalankelimeler okuma grubumuzla "doğa ve insan" teması için seçtiğimiz, Cevat Şakir’in ilk ve en önemli yapıtı kabul edilen Aganta Burina Burinata, sıradan bir deniz sevdası öyküsü olmanın çok ötesinde bir eser. Roman; doğa-insan diyalektiği, Erken Cumhuriyet Dönemi’nin denizde şekillenen emek süreçleri ve sınıfsal tezatlıklar üzerine kurulmuş çok katmanlı bir yapıya sahip. Cevat Şakir’in şiirsel ve mitolojik üslubuyla okuduğumuz bu eserde; mekânların insan doğası üzerindeki etkisini, emeğin ve emekçilerin deniz ile kara gibi iki farklı evrende nasıl şekillendiğini çarpıcı bir şekilde görüyoruz. Romanda deniz, zengin-fakir ayrımını ortadan kaldırıp fırtınaya karşı tüm tayfayı eşit bir biçimde bir araya getirirken; kara ise hiyerarşiyi, toprak ağasını ve marabalarını yaratıyor. Yazar, bu karşıtlığı kurarken denizdeki tekelcilik, işçilerin mesai saatlerinin belirsizliği ve tehlikelere karşı önlem alınmaması gibi dönemin yakıcı sömürü sorunlarına da cesurca parmak basıyor. Tüm bu tezatlığı ve dramı okurken okuyucunun hiç yorulmaması; arka planda sürekli denizin sesini duymamız, ağların dokusunu, toprağın kuruluğunu hissetmemiz ve en önemlisi bir insanın denize olan o amansız tutkusunun içimize işlemesi, bana göre Cevat Şakir’in en büyük başarısı.
banakalankelimelerokumagrubu
Aganta Burina BurinataHalikarnas Balıkçısı · Bilgi Yayınevi · 20226,2bin okunma
Reklam
10/10
·208 syf.··
2026 33. kitabı
·
26 saatte okudu
·
Okunma: 19 Haziran 2026 15:40
Bu kitabı 10-11 yaşlarımda okusaydım muhtemelen çikolata nehirlerine, şekerden çayırlara, pembe şeker kayıklara ve cam asansörlere hayran kalırdım. Şu anki yaşımda okuduğumda ise Roald Dahl’ın çocuklara verdiği en büyük hediyenin çikolatalar değil, hayal kurma cesareti olduğunu gördüm. Charlie’nin Çikolata Fabrikası ilk bakışta eğlenceli bir çocuk kitabı gibi görünse de satır aralarında çocuklara ve yetişkinlere söyleyecek çok şeyi olan bir metin. Dahl’ın kurduğu dünyada yemek yerine geçen sakızlar, erimeyen çikolatalar, görünmez çokobarlar, şeker ağaçları ve her yöne gidebilen cam asansörler var. Bu fikirlerin hiçbiri “mantıklı” olmak zorunda değil. Tam tersine yazar, çocuklara hayal kurmanın sınırlarının olmadığını gösteriyor. Kitabı okuyan bir çocuk, kurduğu hiçbir hayalin saçma olmadığını öğreniyor. Ancak kitap yalnızca hayal gücünü yüceltmekle kalmıyor. Fabrikayı gezen beş çocuk üzerinden açgözlülüğü, gösteriş merakını, şımarıklığı, ekran bağımlılığını ve ölçüsüzlüğü de eleştiriyor. Augustus Gloop, Violet Beauregarde, Veruca Salt ve Mike Teavee’nin başına gelenler aslında kendi kusurlarının bir sonucu. Daha da önemlisi Roald Dahl çocukları suçlamak yerine onları yetiştiren yetişkinlere dönüp bakıyor. Özellikle Veruca Salt bölümünde açıkça görüyoruz ki çocuklar çoğu zaman ebeveynlerinin aynası oluyor. Kitap boyunca beni en çok düşündüren karakter Veruca Salt oldu. Çünkü Veruca yalnızca şımarık bir çocuk değil; istediği her şeye emek vermeden sahip olmaya alışmış bir çocuk. Dahl burada çok önemli bir soru soruyor: Her istediğine ulaşan bir çocuk gerçekten mutlu olabilir mi? Yoksa amaçlarını, hayallerini ve mücadele etme isteğini mi kaybeder? Mike Teavee bölümü ise kitabın bugün hâlâ neden güncel olduğunu gösteriyor. Roald Dahl televizyonu eleştirirken aslında
Duygu ve Düşünce
Charlie'nin Çikolata FabrikasıRoald Dahl · Can Çocuk Yayınları · 200513,2bin okunma
Puan vermedi
Açık konuşacağım; çok sevdiğim, yakından tanıdığım bir kadının elinden böyle devasa bir iş çıktığını görmek beni kelimenin tam anlamıyla büyüledi, altüst etti ve çok fazla heyecanlandırdı! Resmen keyiften dört köşe oldum, okurken bir ara kalkıp biraz koşasım falan geldi! Biz Burcu’yla beraber güleriz, konuşuruz, fikir alışverişinde bulunuruz. O yüzden de ben kitabı elime alırken bizim Burcu’yu okuyacağımı sanıyordum; meğer karşımda yılların edebiyatçısı, demlenmiş bir usta yazar varmış da haberim yokmuş. Burcu’cum, bu nasıl bir emek, nasıl bir şahane delilik? Kitap boyunca beni bir oraya fırlattı bir buraya. Tam bir öyküde ince bir ironi yakalayıp gülerken, çat diye bir sonraki sayfada tokat yemiş gibi kalakaldım. (Hele o bir tatlı isimli öykü var ya... İsim vermiyorum spoiler olmasın ama o çok komik başlayıp insanı paramparça eden o son beni mahvetti... ) Okurken beni asıl vuran yerlerden biri de o muazzam gözlem yeteneği oldu. Halkın o en saf, en bizden halini öyle bir yakalamış ki... Karakterlerin konuşma metinleri, o diyaloglar gerçekten harikaydı. Hani o mahallemizin, ailemizin içindeki samimi sesler var ya; onları yapaylığa hiç kaçmadan, o kadar doğal ve usta işi aktarmış ki diyalogları okurken resmen muhabbet yanımda dönüyor gibi hissettim. :) Kendi de çoğunlukla öyle konuşur zaten; mesela beni arayıp ulaşamamışsa doğrudan *"Neredesin Allah'ın cezası!"* der. İşte o samimiyet aynen kitaba akmış. Sinematik betimlemelerinin başarısı zaten apayrı bir seviye ama argoyu öykülere öyle güzel, öyle dozunda yedirmiş ki... Hiç mi sırıtmaz bir kelime! Hayatın içindeki o gerçekçiliği ve sokağın ruhunu aynen hissettim, oralar tıpkı film gibiydi, çok hoştu. Kitapta en sevdiğim bir diğer konu da kadınların yaşadığı sorunlar, o görünmez mücadeleler ve toplumsal dertlerimiz
Ben Yokmuşum GibiBurcu Ünlü · Everest Yayınları · 2023196 okunma
Puan vermedi·517 syf.·
Beğendi
·
2026 23. kitabı
Ben benim. Ve kendi beğenilerimi insanların ortak yargılarına tabi kılmayacağım. Martin, yoksul ve eğitimsiz bir denizciyken kendini geliştirmeye çalışır. Toplum tarafından kabul görmek için büyük emek verir. Ancak zamanla insanların düşüncelerinin ve beğenilerinin sandığı kadar değerli olmadığını fark eder. Bu sözde Martin şunu savunur: Kendi kimliğini başkalarının onayına göre şekillendirmeyecektir. Çoğunluğun doğru kabul ettiği şeyler her zaman doğru değildir. İnsan, kendi aklı ve vicdanıyla karar vermelidir. Romanın trajedisi ise burada başlar. Martin önce toplumun kabulünü ister, sonra o kabulü elde eder; fakat bu kez de insanların onu gerçekten anlamadığını görür. Yani aradığı şey şöhret değil, anlam ve samimiyettir. Bu nedenle söz sadece bir özgüven ifadesi değil, aynı zamanda toplumun yüzeyselliğine karşı bir başkaldırıdır. Jack London'ın bireycilik anlayışını en net yansıtan cümlelerden biridir.
Martin EdenJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025135bin okunma
Puan vermedi·504 syf.··
2026 25. kitabı
·
29 saatte okudu
·
Okunma: 03 Mayıs 2026 20:16
Bu destanın bence en ayırt edici yanı, insanın kader karşısındaki çaresizliğine bir karşı çıkış olarak zekasıyla karşılaştığı engelleri aşabilmesinin işlenmesi. Kahramanlık, bu destanda yalnızca fiziksel güçle özdeşleştirilmez, aynı zamanda zeka, sabır ve stratejiyle ilişkilendirilir. Odysseus tanrılar tarafından bahşedilmiş, doğuştan gelen niteliklerle değil, baş etmeyi yaşayarak, deneyimleyerek öğrenir. Harekete geçer, risk alır: "...insan atılgan olmalı başarmak için bir işi..." (s. 114). Machiavelli'nin bayılacağı cinsten biri. Bu destanı siyasal olarak okumak da zor değil, Homeros sık sık iyi hükümdarın öneminden dem vurur: "bilirsin sen de, uşakların kaderidir yaşamak korku içinde, hele hizmet ettikleri efendileri akılsız olursa." (s. 237). Emek verenle emekten yararlanan arasındaki eşitsiz ilişkiden söz etmekten de geri durmaz: "...asıl biz çekeriz bu ak dişli domuzların kahrını, oysa bizim emeğimizi başkaları sömürür hiç korkmadan..." (s. 247). Yalnızca kralları, kahramanları okumayız destanda, gündelik hayatın gerçekliği canlı bir şekilde yansıtılır. Kahramanda gördüğümüz bir başka özellik de tek başına yiğitliği yeterli bulmaması, ittifak kurmaya, dayanışmaya ihtiyaç duymasıdır: "Zordur bir sürü insana karşı koyması bir tek insanın, ne kadar yiğit olursa olsun, yenerler onu." (s. 274). Bireysel kahramanlığın sınırlılığını, başkalarıyla birlikte hareket etmenin zafere götüreceğini belirtirken Homeros, Bauman'ın neoliberal bireycilik eleştirisine geçmişten bir ışık yakar. Bauman okuduğunda (eğer okuduysa) bu satırların altını çizmiştir muhtemelen.
OdysseiaHomeros · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20187,2bin okunma
Reklam
Reklam