Yarkent'te, Doğu Türkistan'da hiç ezan sesi duymadan geçirdiğimiz dördüncü günü tamamladık. İstanbul'da günlük hayatımızı yoğun ve rutin biçimde yaşayıp giderken, ezanların farkına bile varmıyorduk belki çoğu kez. Ama ezanın kasten ve düşmanca okunmadığı, sokakları ise İslam eserleriyle dolu bir beldede günler geçirirken, yaşanan çelişki insanın suratının ortasına bir şamar gibi iniyor.
Sayfa 151·Kitabı okuyor
“Şimdi beni iyi dinle. Ezanı senin okuman şart değil. Ezan okunurken çocuğu kucağına alır, üç kere adını ünlersin kulağına. Hayırlı ve salih bir evlat olması için dua edersin. Tamamdır. Ha... bir de akika kurbanı kesmelisin.” “O da ne demek?” “Verdiği çocuk nimetine karşılık Allah’a şükretmek için kesilen kurban. Çocuğu belalardan, musibetlerden, hastalıklardan korur.”
Doğan Kitap·Kitabı okuyor
Çok uzun ama okuyun lütfen
Şükrü eda edilemeyecek bir nimet: Özgürlük Sıcak bir yaz günü, dilediğim caminin şadırvanında rahatça abdest alıp serinleyebilmek... Cemaatle namazı camide eda ettikten sonra, bir köşeye çekilip Kur'an okumak... Ezan sesi duymak... Evladımı, küçücük yaşlarından itibaren Kur'an eğitimine yönlendirmek... Evimin ve ailemin mahremiyetini, kendi ahlakıma ve örfüme göre koruyabilmek... Dostlarımla istediğim mekânda buluşmak ve sohbet etmek... Canımın istediği yere seyahat edebilmek... Pasaport alırken veya yurtdışına çıkarken rutin prosedürler dışında bir engele takılmamak... Dilediğim şekilde okuyup yazabilmek... Doğu Türkistan'ın tarihi şehirlerini adımlarken, yukarıda sıraladığım türden nice "sıradan" nimetin neredeyse hiç farkında bile olmadığım gerçeğiyle yüzleştim.
Ebu Hureyre (Allah ondan razı olsun)'den rivayet edildiğine göre Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuşlardır. "İnsanlar ezan okumanın ve birinci safta bulunmanın ne kadar sevap olduğunu bilselerdi, bu iş için sıra ve yer bulamaz kur'a çekmek zorunda kalarak kur'a çekerlerdi. Namaza erken gitmekteki sevabı bilselerdi birbirleriyle yarış ederlerdi. Eğer yatsı ve sabah namazını cemaate gitme sevabını bilselerdi emekleyerek de ve sürünerek de olsa bu iki namaza giderlerdi.
Din
فَإِنْ صَلَّى فِي بَيْتِهِ فِي الْمِصْرِ يُصَلِّي بِأَذَانٍ وَإِقَامَةٍ» لِيَكُونَ الْأَدَاءُ عَلَى هَيْئَةِ الْجَمَاعَةِ. ​Şehirde bulunan bir kimse namazını evinde kılacaksa, ezan ve kametle kılar;" ta ki eda edilen bu namaz cemaat şekli/heyeti üzere olsun. ​العربية: «وَإِنْ تَرَكَهُمَا جَازَ» لِقَوْلِ ابْنِ مَسْعُودٍ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ: «أَذَانُ الْحَيِّ يَكْفِينَا». ​Eğer (evinde kılan kişi) hem ezanı hem kameti terk ederse de caizdir." Çünkü İbn Mesud (r.a.) şöyle demiştir: "Mahallenin (mescidinin) ezanı bize yeter.
Soluk mavi noktacığın sakinlerine..
"Ezan bir ilandır! Daha ilk cümlesinde, haşmetini idrak bile edemedikleri bu kehkeşanlar evreninde, ipsiz ve direksiz boşlukta tutulan "soluk mavi noktacığın" sakinlerine, Allahu ekber! Allahu ekber! diyerek, Rablerinin kudret ve azametini ilan eder."