Harika
Ülkemizde, yönetici sınıfın, saygınlığın ya da varlıklılığın sırça köşkünde yaşamadığı, gözlerini dışarıda olup bitene yummadığı bir dönem oldu mu hiç? Bu “yönetici sınıf”ın adalet, adil dövüş, eşitlik, düzen, hatta sosyalizm gibi sözcükleri kullanması ne fark eder, hiç etti mi? Onları kullanıyor, bir süreliğine onlara inanıyorlardı da, ama bu arada, yöneticiler hâlâ, her zamanki gibi en kötüsüne karşı zırhlı, kalkanlı bir şekilde yaşayıp giderken, her şey parçalanmakta, lime lime olmaktaydı; en kötüyü var güçleriyle def etmeye, savuşturmaya, afaroz etmeye çalışıyorlardı, çünkü onu kabullenmeleri demek, kendilerinin yararsız olduğunu kabul etmek, onlara sağlanan, doyasıya yararlandıkları ekstra güvenliğin ise verdikleri hizmete karşılık aldıkları maaş değil, resmen hırsızlık olduğunu itiraf etmek demekti...
Edebiyat
Neden başarılı olmak için bu kadar ümitsiz bir aceleyle bu kadar umutsuz girişimlerde bulunalım? Bir adam arkadaşlarına ayak uyduramıyorsa, belki de farklı bir davulcunun ritmini duyduğu içindir. Bırakın duyduğu müziğe uygun adımlar atsın, ağırmış, uzakmış ne fark eder. Bir elma ağacı veya meşe ağacı kadar hızla olgunlaşması önemli değildir. Baharını yaza mı çevirecek? Eğer olmak için yaratıldığımız şeyler henüz hazır durumda değilse, yerine hangi gerçekliği koyabiliriz?
Sayfa 343 - Can Yayınları - Sonuç·Kitabı okudu
Alıntı
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Gece/Gündüz Farkı
“-Güneş seni aydınlatmıyorsa, ayın ışığından hiç hayır bekleme." +Ne fark eder ki? Gündüzün hayrında yitirdiklerimizi, gecenin şerrinde aramadık mı hep? -Gündüzlerin anlatmak istediklerini geceleri anlarız. Sabaha kulak versen, gecelerden medet ummazsın.”
Sayfa 166·Kitabı okudu
Bugün sınıflarda dile gelen dikkat sorunlarının önemli bir kısmı, bu çağdışı mimarinin 21. yüzyılın uyaranlarla dolu dünyasıyla çarpışmasından doğar. Okul dışında çocuklar, hiper etkileşımli, kişiselleştirilmiş ve anlık geri bildirim veren dijital bir akış içinde yaşar. Ardından onlardan bu akışa bir anda sırt çevırıp tek yönlü, pasif ve ağır tempolu bir dikkat düzenine uvum sağlamaları beklenir. Bu beklenti gerçekçi bir zemin bulmadığında, çelişkinin yükü çoğu zaman çocuğun omuzlarına yüklenir. Oysa sorun çoğu kez çocuklarda aranan bir eksiklikte bulunmaz. Sorun, sunulan öğrenme mimarisinin günümüzle bağının kopmuş olmasında yatar. Çocuk iki farklı dunyanın ritmi arasında sıkışır. Bir yanda parmağının ucuna gore şekillenen ekran dünyası, diğer yanda kara tahta karşısında tek bir hızla akan ders yer alır. Bu noktada bir an durup şunu sormak gerekir. Okul, dikkati “talep eden” bir kurum olarak mı tasarlandı, yoksa dikkatin yeşereceği koşulları kuran bir yer olarak mı düşünüldü? Aradaki fark, küçük bir pedagojik tercih ayrımı değildir. Neredeyse iki ayrı insan anlayışına işaret eder.
Sayfa 103·Kitabı okudu
1000Kitap
“Mahkûm olduktan sonra hayata, fark eder mi üçe üç bir oda ya da binlerce kilometrekarelik bir ülke? Hayatlarımıza sadece acı yön veriyor. Dejenere mazoşistleriz!”
Sayfa 409 - Doğan Kitap·Kitabı okudu
Duygu ve Düşünce
Gününe göre ördek, kahve değirmeni ve mevlevî külahı biçimli kadın şapkaları gibi, bu tabirlerin Avrupada türediği anda gazetelerimize aksedişi ve patron-başmuharrir makalelerine balık diye geçişi ne hazin! Bu tabirler iyi veya kötü, birer buluş ifade etmekte. Buluşlar da sahiplerinin, hiç olmazsa yayıldıkları muhitin malıdır. Herkesin hâdiselerdeki ruhu kavramak gayesiyle kulağını ve gözünü dört açtığı bir günde, hazırlop tabir üniformalarına bürünüp bilgiç tavrı takınmak kadar gülünç bir hareket tasavvur edilemez. Zaten ben ötedenberi, tabir sisi arkasına gizlenip kofluğu örtmek isteyen sinsi ve hileli mizaçlardan iğrenirim. Bu mizaçlar bazı tabirleri, iki aylık tren biletleri gibi, bütün bir ömür alim geçinmek hakkını veren bir nevi ucuz bilet halinde kullanırlar: -Doğrusu ben pentatonik musikiye aşıkım. -Siz efendim, lirik şair misiniz, mistik mi? -Sigfrid hattına karşı Fransızların yaptığı bir taarruzî keşiftir. Bırakalım efendim bu tabirleri! Ne biliyor, ne anlıyor, ne görüyorsak onları söyleyelim! Ancak bundan sonradır ki tabir kullanmak salahiyetine erebiliriz. Fransız muharrirlerinden (Julien Benda) cep lügati ianesiyle öğrenilmiş tabir istismarcılarının içyüzünü, beş sene evvel yazdığı bir makalede öyle keskin belli etmiş ki ... Ekseriyetle kullandıkları klişelerin kaynağını, özünü, ruhunu herkesten daha az bilen yine bu tabir meraklılarıdır. İşi gücü klişe tekerlemekten ibaret bir ham softayla hakikî ve derin bir iman sahibi arasındaki fark! Hakiki ve derin iman sahibinin ulvî meseleleri vardır, yobazın da takur tukur bir sürü klişesi... Hakiki ve derin iman sahibi herhangi bir din kanununu, istiridyenin içindeki inci gibi kullanır, yobaz da istridye kabuğu gibi... __Son günlerde modalaşan sulh taarruzu
Sayfa 124 - Haziran 2010, “CEHİL TAARRUZU”, b.d.y·Kitabı okudu
Çerçeve