Gelmiş geçmiş en iyi günlerdi, gelmiş geçmiş en kötü günlerdi; hem bilgelik çağıydı hem ahmaklık; hem inancın devriydi hem şüpheciliğin; hem Aydınlık hem Karanlık bir mevsimdi; umudun baharı, umutsuzluğun kışıydı; hem her şeyimiz vardı hem hiçbir şeyimiz yoktu; hepimiz ya doğruca Cennete gidecektik ya da tam aksi istikamete
Bu topraklar üstünde ve bu göğün altında inşa edilebilecek bir düzen, bir dinamizm, bir refah ve bir ilerleme mevcut lakin bu Avrupa ve Amerika'ya ait düzen, ilerleme ve refah değil.
Müslüman kitlelerin umursamazlığı aslında hiç de umursamazlık değil. Bu halka ait İslami hassasiyetlerin dış ve yabancı saldırılardan kendini müdafaa şekli. İslami bir mücadele için en ufak bir şans belirmesi halinde avam-ı nâs, savaşmaya, acı çekmeye ve ölmeye hazır olduğunu kanıtlamıştır. Birinci Cihan Harbi'ndeki mağlubiyetin ardından Türkiye'nin Yunanlara karşı yürüttüğü istiklâl harbi, Libya'nın İtalyan işgaline karşı kahramanca direnişi, yakın zamanda Süveyş bölgesinde İngilizlere karşı verilen savaşlar, Cezayir'in kurtuluş savaşı, Endonezya'nın müdafaası ve Pakistan'da İslami nüfuzun korunması yolundaki mücadeleler bu duruma örnektir.
Ne zaman kalabalıklar harekete geçirilmek istense, geçici ve samimiyetsiz olsa da, İslami sloganlara başvuruldu. İslam'ın olduğu yerde umursamazlık yoktur.
Müslüman halklar, İslam'a açık bir şekilde aykırı hiçbir şeyi asla kabul etmeyeceklerdir. Çünkü burada İslam sadece bir fikir ve kanun değil aynı zamanda aşk ve hissiyattır. İslam'a baş kaldıran herkes, nefret ve direnişten başka hiçbir şey biçmeyecektir.