“La Maga’yla yorulana dek patafizikten söz ederdik, çünkü onun da sık sık çizgi dışına düştüğü kendisine, başkalarınınkine benzemeyen hücrelere tıkılmış gördüğü (bu işte kesiştiğimiz nokta ve fosfor örneği, anlaşılması güç, daha karanlık nice başka şeyler) olurdu; ama kendimizi pek, tam yeri gelmişken söyleyeyim bir Maldoror ya da başıboş gezen Melmoth’lardan saymazdık.”
Sayfa 30 - Can·Kitabı okuyor
Hidrojen, Oksijen, Karbon, Azot, Fosfor
HOCNP. Büyük ya da küçük,tüm organizmalar durmaksızın bu temel bileşenleri arar,bedenlerini inşa etmek için onları çevreden toplar. Bunda başarılı olanlar hayatta kalır, başarılı olamayan ise ortadan kalkar.
Doğan Yayınları Yayıncılık ve Yapımcılık Tic. A.Ş. 1. Baskı/Haziran 2026·Kitabı okuyor
Reklam
-Adaletsizlik karşısında öfkelenmek, zulüm karşısında öfkelenmek, göz göre göre işlenen bir vahşet karşısında öfkelenmek, göz göre göre işlenen bir vahşete, binlerce yıllık insan medeniyetinin tırnakları ile kazıya kazıya ter, gözyaşı ve oluk oluk kan dökerek elde ettiği bütün değerli kazanımları ayaklar altına alarak, göz göre göre sessiz, bile isteye taraf ve destek olanlar karşısında öfkelenmek, çocuklar, yakıcı fosfor bombalarıyla öldürülürken öfkelenmek elbette iyidir. Öfkelenmemek ise, bütün bu cinayetlere kayıtsız kalarak bir bakıma onlara ortak olmak gibi kötüdür. Vicdansızlıktır,kişiliksizliktir,merha- metsizlik, korkaklıktır...
Sayfa 18 - Filozof·Kitabı okuyor
Fosfor bombası öyle illet bir şeydi ki bombadan yükselen dumanının teneffüs edilmesi ciğerlerde ani yaralar oluşturuyor ve kişinin boğulmasına yol açıyordu. Sonraki aşamada da insan vücudu içten dışa doğru yanmaya başlıyordu. Sokaklarda üstleri başları yanmamış, fakat içten yanarak kemiklerine kadar kömürleşmiş insanlar görünüyordu. Yanma reaksiyonu bir kez başladı mı da bir daha durdurulamıyordu...
Tarih
Gerçi insanın güzel olana hep bir acımasızlığı vardı zaten. Bir ormana dışarıdan bakıldığında birbirlerinden bağımsız, gelişigüzel dağılmış çeşitli ağaçlar görülse de aslında çok daha fazlası vardı. Hem toprak üstünde hem de toprak altında ağaçlar arasında muazzam bir iletişim söz konusuydu. Birbirleriyle sürekli haberleşiyor, birbirlerine yardım ediyor hatta bazen savaşıyolardı. Yani orman denilen alan aslında devasa bir iletişim ağıydı ve ağaçlar arasında internet gibi bir iletişim bulunmaktaydı. Tesla bununla ilgili okuduğu makaleyi hala hatırlıyordu çünkü çevrebilimci Suzanne Simard'ın bu konuda ilginç tespitleri vardı. Ağaçların toprak altında yayılmış mantar ağı ile birbirlerine ihtiyaçlarını bildirip, iletişim kurduklarını göstermişti. Ağaçların çoğu, yeraltında yaşayan mantarlarla simbiyotik ilişki içerisindeydi. Simbiyotik ilişkide, tüm taraflar bir şekilde bu ilişkiden fayda görüyordu. Mantarlar yeraltına gönderdiği miselyum ve liflerle topraktan fosfor, nitrojen gibi maddeleri ağaca taşıyor ağda bu maddeleri kendisi için kullanıyordu. Ağaçların fotosentez sonucu ürettiği birtakım ürünler de mantarlar açısından oldukça işe yarıyordu. Bu karşılıklı ilişki uzun zamandır biliniyor olsa da Suzanne Smard, ağaçların bu mantarlar aracılığıyla kurmuş olduğu muazzam iletişimi ortaya çıkarmıştı. Ağaçlar bu mantar ağı sayesinde kaynaklarını paylaşabiliyordu. Mesela ağdaki yaşlı ana ağaçlar bu sistem yoluyla küçük fidanlara bir miktar destek gönderip hayatta kalma şanslarını artırıyorlardı. Hasta ya da ölmek üzere olan ağaçlar yine aynı sistem aracılığıyla kaynaklarını daha sağlıklı komşularına aktarabiliyorlardı. Bu mantar ağı diğer bitkilerce de kullanılabiliniyordu. Yani bitki saldırıya uğradığında çeşitli kimyasal maddeler salgılayarak komşularına haber
Sayfa 63
Boynuzlu, benek benek bir mehtap bulutların ardından aniden sıyrılıverdi; göğün bulutsuz bir yerine gelince, yeryüzüne donuk bir ışık seli döküldü. Ay ışığında ıslak çam pürleri fosfor sürülmüşçesine parladı, kozalaklar sanki daha keskin koktu ve ıslak toprağın soluğunda daha şiddetli bir soğuk yükselir gibi oldu.
Reklam
Reklam