Hakikatler etiğinde her zaman bir soru vardır: "Biri" olma sıfatımla, kendi varlığımı aşmayı nasıl sürdüreceğim? Bildiğim şeyleri, bilinmeyene yakalanmanın etkileri üzerinden tutarlı bir biçimde birbirine nasıl bağlayacağım?
İnsan hiç hayali gerçek, gerçeği hayal zannedebilir mi?
Hayal ile gerçeğin arasında o görünmez ince sınırı oluşturan şey nedir?
Neyin hayal, neyin hakikat olduğu nasıl anlaşılabilir?
Ya gerçek sanılan aslında bir rüya, rüya ise gerçeğin kendisi ise?
Nasıl ayırt edilir bir insan, ikisini birbirinden bu durumda?
Artık başka bir tür varlık biçimi olarak arıyorum kendimi ve ben yine de yokum, bir zamanlar olan kişi değilim artık, insanlar artık var olmadığıma inanıyor, o bendim.
Sayfa 105 - Yaşlılık Portresinin Altına Atılmış İmza·Kitabı okuyor