1/10
·344 syf.··
2026 43. kitabı
·
6 saatte okudu
·
Okunma: 27 Haziran 2026 05:27
Daha önce Kilitli Kapı ve Hizmetçi serisini okumuş bir okur olarak, Freida McFadden’ın popüler kurgu diline ve ters köşe formüllerine aşinaydım. Ancak yazarın son romanı Öğretmen, benim için sadece bir hayal kırıklığı değil, aynı zamanda McFadden defterini tamamen kapatmama sebep olan edebi bir sınır ihlali oldu. Net bir şekilde ifade etmeliyim ki; eğer yazarla tanışma kitabım bu olsaydı, kesinlikle başka hiçbir eserini elime almazdım. Bir psikolojik gerilim romanından beklenti, zekice örülmüş bir olay örgüsü ve insan psikolojisinin karanlık dehlizlerinde nitelikli bir yolculuktur. Oysa bu eserde yazar, en hassas, en kırmızı çizgi sayılması gereken pedofili konusunu merkezine alıyor. Üstelik bu ağır ve hastalıklı konuyu derinlemesine incelemek yerine, adeta ona bir güzelleme yapıyor izlenimi veren, derinlikten yoksun ve yüzeysel bir yaklaşımla servis ediyor. Okurken hissettiğim şey edebi bir gerilim değil, kelimenin tam anlamıyla fiziksel bir mide bulantısıydı. Kitabın son sayfasına kadar, popüler gerilim türünün o tanıdık formüllerine sığınarak, bu iğrenç tablonun altından zekice bir ters köşe çıkmasını umut ettim. Yazarın bu hassasiyeti ucuz bir manipülasyon aracı olarak kullanmadığını kanıtlayacak bir edebi hamle bekledim. Fakat maalesef yanıldım. Kitabın vadettiği o "büyük ters köşe" bile, ele alınan konunun kendisi kadar iğrenç, rasyonaliteden uzak ve rahatsız ediciydi. Öğretmen, sırf okuyucuyu şoke etmek adına ahlaki ve etik sınırların nasıl hoyratça çiğnenebileceğinin hazin bir örneği. Kurgusal bir şaşırtmaca uğruna böylesi bir tabuyu hafifleştiren, edebi derinlikten uzak ve basitleştirilmiş bu tarz yapay metinler, nitelikli gerilim edebiyatına hiçbir katkı sunmuyor. Benim için bu yazarlık anlayışı ve bu kitap, bir daha açılmamak üzere kapanmış bir sayfadır.
ÖğretmenFreida McFadden · Olimpos Yayınları · 20251,975 okunma
10/10
·320 syf.··
2026 56. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 16 Haziran 2026 01:08
Alice Feeney benim için her zaman “bir sayfa daha” dedirten yazarlardan biri oldu ve Kocamın Karısı da bunun en güçlü örneklerinden biri. Yazarın bugüne kadar okuduğum beş kitabı arasında açık ara en beğendiklerimden biri oldu. Hatta sıralama yapacak olsam ikinci sıraya rahatlıkla yerleştiririm. Çünkü bu kitapta Alice Feeney’in en sevdiğim özelliğini, yani okuru sürekli şüphe içinde bırakma becerisini sonuna kadar hissettim. Yazarın kalemine, diline ve olayları aktarma biçimine zaten hayranım. Özellikle bölümlerin farklı karakterlerin gözünden anlatılması hikâyeye büyük bir dinamizm katıyor. Her yeni bölümde olaylara başka bir açıdan bakmak, karakterlerin düşüncelerine ve sırlarına ortak olmak okuma deneyimini çok daha keyifli hâle getiriyor. Bu yüzden kitap boyunca elimden bırakmakta oldukça zorlandım. Kitabın en güçlü yanı ise hiç şüphesiz kurgusu. Bir noktada “tamam, artık suçlunun kim olduğunu çözdüm” dediğim anda yazar beni başka bir yöne çekti. Sonra tekrar emin oldum, tekrar yanıldım. Özellikle kitabın ikinci yarısından itibaren neredeyse her bölümde “yok artık!” dediğimi hatırlıyorum. Her şey yerine oturmuş gibi görünürken ortaya çıkan yeni detaylar, karakterler hakkında öğrendiğimiz gerçekler ve sürekli değişen dengeler sayesinde son sayfaya kadar merak duygusu hiç azalmadı. Hatta kitabın sonuna geldiğimde bile artık her şey açıklığa kavuştu derken Alice Feeney yine son bir hamle yaparak beni şaşırtmayı başardı. Uzun zamandır bu kadar başarılı kurulmuş ve son ana kadar heyecanını koruyan bir psikolojik gerilim okumamıştım. Karakterler de hikâyenin güçlü taraflarından biriydi. Hiçbir karakter tamamen güvenilir görünmüyor ve bu durum kitabın atmosferini daha da etkileyici hâle getiriyor. Kime inanacağınızı bilemiyorsunuz. Herkesin sakladığı bir şey var ve
Kocamın KarısıAlice Feeney · Yabancı Yayınları · 2026180 okunma
Şevket Süreyya Aydemir - Suyu Arayan Adam
Puan vermedi·407 syf.··
2026 1. kitabı
Eser otobiyografidir. Çok sade ve akıcı bir Türkçe ile yazılmıştır. Yazar eserde anlatılan ilk dönemlerde Türkçüdür. Eserde soyadını da okuduğu bir romanın Türkçülük uğruna Kafkaslara gidip herkesi affetmesiyle bilinen Aydemir isimli bir karakterinden etkilenerek aldığını anlatır. Sonrasında geçirdiği ideolojik değişime rağmen eser içerisinde Türkçü olduğu zaman da solcu olduğu zaman da kendi iç dünyasını anlatırken objektifliğini korur, yani insan ilk başlarda yazarın sonradan solcu olabileceğine asla ihtimal vermezken sonradan da önceleri Türkçü olabileceğine ihtimal veremez. Atatürk gibi cephede bile okuyacak kadar entelektüel bir adamdır. O dönemde, eğer Rusya bu sınıf meselesine bu kadar saplanıp kalırsa ve Amerika aynı hızla yozlaşmaya devam ederse Çin asrının geleceğini söylemiş ve bence haklı da çıkmıştır. Yazar, Rumeli kaybedilmeden uzun yıllar önce aslında çocukların oyunlarında bile Hristiyan - Müslüman Savaşı'nın, içten içe tebalar arası bir kinin olduğunu belirtir. Yani onlar için Rumeliden atılmak sürpriz olmamıştır. Ağabeyi de kendisi de asker olmuşlardır ve nispeten bilinçli ve eğitimli bir insan olduğu için bu ricatın doğasını eserden de anlaşılacağı üzere çok iyi anlamıştır. Yazar Dersim'den bahsederken oranın daima aslında bizim gibi görünüp hiç bizim olmadığını, çevre illeri baskı altında tuttuğunu ve bunların hem Osmanlıya hem Dersim'e vergi vermek zorunda olduklarını söyler. Fıratı geçip doğuya savaşa gittiklerinde buradaki tek köprü olan İliç Köprüsü'nü Kürtler kesmiş ve devletin askerini karşıya geçirmemişlerdir. Bunlar Ruslara da bize de pusu kurup yiyecek ve cephanemizi almaya çalışmışlardır. Kafkas cephesi baştan beri ricat şeklinde gelişmiş ve yazarın aktardığına göre Karadeniz'den İran'a bütünsel bir çekilme gerçekleşmiştir. Yazar Sarıkamış
Suyu Arayan AdamŞevket Süreyya Aydemir · Remzi Kitapevi · 20215,1bin okunma
İletişimin Mimarları İçin: Soru Sorma Sanatında Ustalık
Puan vermedi·246 syf.··
2026 27. kitabı
·
20 günde okudu
·
Okunma: 27 Mayıs 2026 15:11
Sobel, iletişimi bir satranç oyununa benzetiyor; doğru soruyu sormak, rakibinizin (veya muhatabınızın) zihninde yeni bir hamle alanı yaratmak demektir. Kitap boyunca yazar, bizi "soru soran değil, soru yöneten" bir noktaya taşımayı hedefliyor. Bir satış görüşmesinden, yakın bir dostla yapılan akşam yemeğine kadar hayatın her anında, sorulan güçlü bir sorunun yarattığı o sessiz ama derin etkiyi, örnek olaylarla gözler önüne seriyor. Kitabın kalbi, "dinlemenin eylemsel hali" diyebileceğimiz soru sorma disiplininde atıyor. Çoğu insan, bir sonraki söyleyeceğini düşünmek için dinlerken; Sobel bize, karşımızdaki kişiyi merkeze alan ve onun gerçek ihtiyaçlarını ortaya çıkaran "odaklanmış merak"ı öğretiyor. "Şu an en önemli önceliğin nedir?", "Bu kararı alırken seni en çok ne zorladı?" gibi basit ama derinlikli soruların, karşı tarafın gardını nasıl düşürdüğünü ve güveni nasıl inşa ettiğini görmek, okur için tam bir aydınlanma anı. "Sorduğunuz soru, sizin hakkınızda, verdiğiniz cevaptan daha çok şey anlatır." Sobel’in yaklaşımı, Serkan Karaismailoğlu’nun Kadın Beyni Erkek Beyni kitabındaki o biyolojik iletişim farklılıklarıyla da örtüşüyor; çünkü doğru soru, beynin çözüm üretme mekanizmalarını tetikler. Yazar, soruları sadece iş dünyasında "ikna aracı" olarak görmüyor; aynı zamanda kendimize sormamız gereken o zorlu sorularla, kendi iç dünyamızı keşfetmemizi de sağlıyor. "Eğer bir yıl sonra bu işi bırakmış olsaydım, neleri farklı yapardım?" gibi kişisel sorular, profesyonel bir rehber olmanın ötesinde bir yaşam koçu vizyonu sunuyor. "Güçlü Sorular", profesyonel ilişkilerinde tıkanıklık yaşayanlar, satışta "fark yaratan" olmak isteyenler veya sadece ikili ilişkilerinde daha derin bağlar kurmayı arzulayanlar için yazılmış bir ustalık sınıfı. Kitabı bitirdiğinizde artık
1000Kitap
Güçlü SorularAndrew Sobel · Beyaz Yayınları · 2018231 okunma
“Hız çağında unutulan şey: tefekkür”
10/10
·104 syf.·
2026 24. kitabı
10/10 Tefekkür Yaşamı üzerine konuşalım—bu kitap kısa ama düşündürdüğü alan çok geniş. Byung-Chul Han burada aslında modern insanın en büyük kaybını işaret ediyor: düşünme ve durma yetisini. Ona göre biz artık “yaşayan” değil, sürekli üreten ve tüketen varlıklar haline geldik. Bu yüzden de “tefekkür” yani derin düşünme, içe dönme, anlam arama hali neredeyse yok oluyor. Kitabın temel fikrini şöyle özetleyebiliriz: İnsan sadece eylemle değil, eylemsizlikle de var olur. Ama burada “eylemsizlik” tembellik değil. Han’ın kastettiği şey: * Durabilmek * Sessizlikte kalabilmek * Kendinle baş başa kalabilmek * Bir şeyi hemen tüketmeden, üzerinde düşünebilmek Bugünün dünyasında ise tam tersi var: * Sürekli meşguliyet * Sürekli dikkat dağınıklığı * Sürekli bir şey yapma baskısı Han buna “performans toplumu” diyor. Yani kimse seni zorlamasa bile sen kendini zorluyorsun. ⸻ Kitabın felsefi damarı Han, Hannah Arendt’in “vita activa” (eylem yaşamı) kavramına karşı, “vita contemplativa”yı (tefekkür yaşamı) yeniden hatırlatıyor.
Tefekkür YaşamıByung-Chul Han · Ketebe Yayınevi · 2024367 okunma
Bir Anti-Bond öyküsü
9/10
·454 syf.··
2026 38. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 13 Nisan 2026 13:28
Trevanian Şibumi Çeviri: Belkıs Dişbudak Çorakçı Şibumi Trevanian’ın, Katya’nın yazından sonra okuduğum ikinci eseri. Açıkçası iki eserde de özellikle yazımdaki sadelikten ve üsluptan çok hoşlandım ama Şibumi kesinlikle Katya’nın yazından çok farklı yerde tutulması gereken bir roman. Şibumi daha “felsefi aksiyon” diyebileceğimiz bir türde; dışarıdan casus romanı gibi görünse de iç yapısı neredeyse bir karakter ve zihin disiplini incelemesi. E yayınları ile ilgili eleştirilerimden biri benim için çeviri kitabın en önemli noktalarından biri ve Katya’nın yazında da, Şibumi’de de çeviri ismi kapakta yer almıyordu. Sanki bu eklenebilir diye düşünüyorum. Yine yayınevinin arka kapak yazısıyla kitap arasında dağlar kadar fark var gibi hissettirdi ve üstelik arka kapak yazısı çok da açıklayıcı değil. Kitabın tarzından bahsetmek gerekirse Şibumi’yi casus, aksiyon kitabı olarak alabiliriz. Ancak öyle çok bir aksiyon beklemeyin, çünkü kitap Go oyunu üzerinden ilerliyor. Bu tarz oyunların ise en büyük özelliği acele ve agresif hareketin stratejik olarak oyunu kaybettireceğidir. Ben yazarın yine Nicholai Hel karakterini oluşturuşu onun geçmişini düşmanının elindeki bilgiler üzerinden anlatmasını çok beğendim. Karater hem esrarengiz hem de çok sinema karakteri gibi (Anti Bond diyebiliriz. Daha az gösteriş, daha çok derinlik) tabii bunun da en büyük sebebi Trevanian’ın bir film bilimvci olması. Kitap boyunca sahnelerin çoğunu gözünüzde canlandırabiliyorsunuz ve yazar özellikle çok da betimlemeye yer vermeden tamamen sizin hayal gücünüzü size karşı kullanarak yapıyor bunları. Bu da bence bir yazar için oldukça saygı duyulacak bir şey. Kitabın kötü yanlarından birisiyse bazı bölümlerin aşırı uzatılmış olması, O bölümler yerine Nicholai Hel ile ilgili daha fazla şey okumayı tercih
ŞibumiTrevanian · E Yayınları · 20249,5bin okunma