bebek geliyordu.
babam tulumunu giydi. ''sen. aşağı in ve su kaynat.''
''neden?''
''ne diyorsam onu yap.''
hareket edemiyordum. bu durumda su kaynattıklarını biliyordum, ama ne yaparlardı sıcak suyla?
''onu hastaneye götürmeliyiz.''
''sıcak su'' dedi babam.
çaydanlığı kapıp yukarı götürdüm. joyce odasındaydı; kürk mantosuna sarılmış, ayağında terlikleriyle yatağına oturmuştu. babam çaydanlığı elimden kaptı.
''arabayı garajdan çıkar, evin önüne getir.''
çaydanlıkla banyoya gitti. peşinden gittim. ne yapacağını görmek istiyordum.
''git, arabayı evin önüne getir,'' dedi yine.
durdum öylece. abruzzia yöntemlerini joyce'un üzerinde denemesini istemiyordum. dolaptan bir şişe konyak çıkardı, bir su bardağına bolca koydu, üstüne sıcak su ilave edip karışımı ışığa doğru tuttu.
''ne yapıyorsun?''
''sence ne yapıyorum?''
içkiyi bir dikişte midesine indirdi.
''ha-a-a!'' dedi. ''şimdi kendimi daha iyi hissediyorum. yürüsene!''
Yalınkat adamlar kalabalık adamlar
En yalnız kadınlara söz arasında
Ya da boş gözleriyle aralıksız
En kötü sevgilerini sunuyorlar
– Bana gel sonra git bana gel
Aksinya, Astakov’ların ailesine, evin genç hanımı olarak katıldığı gün hava çok soğuktu, buz tutmuş yollar ışıl ışıl parlıyordu. Eğlentilerin ertesi günü, bir kadın hastalığı yüzünden iki büklüm kalmış, uzun boylu bir kadın olan kaynanası Aksinya’yı sabah kaldırıp doğru mutfağa götürdü ve laf olsun diye şunun bunun yerini değiştirirken bir yandan da şöyle dedi:
“Bak sevgili kızım, seni sevişesin ya da yatakta yatasın diye almadık. Hadi git inekleri sağ, sonra da yemek hazırla. Ben hem yaşlı hem de hastayım. Ev işlerini sen üstleneceksin, sana düşer bu.”