Cahiliye devrinde üvey annelerle evlenmek yasak sayılmazdı. "Ey Müminler! [Kocası ölen] kadınlara zorla varis olmanız size helal olmaz" (yâ eyyühellezîne âmenû lâ yahillü leküm en terisû'n-nisâe kerhen) mealindeki Nisâ 4/19. ayetin tefsirinde aktarılan bilgilere göre cahiliye devrinde evli bir adam öldüğü zaman, onun erkek yakınları (oğlu, kardeşi) dul kalan karısını terekeden sayar, diledikleri takdirde o kadınla kendileri evlenir, dilerlerse başkasıyla evlendirir veya evlenmesine mani olurlardı. Dul kadının üzerine elbisesini atan kişi (genellikle üvey oğul) o kadın üzerinde öncelikli hak sahibi olurdu. Şayet kadın üzerine elbise atılmadan babasının evine gitme imkânı bulursa özgürlüğüne kavuşurdu. Arap dilcisi İbnü'l A'râbî (ö. 231/846) üvey annelerle evliliğin sadece babanın ölümünden sonra değil, karısını boşamasından sonra da cari olduğunu belirtmiştir. İbn Atıyye (ö. 541 /1147) ise üvey annelerle evlenme geleneğinin Ensar arasında bağlayıcı, Kureyş arasında ise mubah ve rızaya dayalı olduğunu söylemiştir.
"Kırgınsın bana.Büyük eşeklik ettim.Özür dilerim.Ama Meltem... boşanmak konusunda gerçekten ciddi olamazsın. "
"Gidemezsin"
"Gitme, ne olur.Yaptığım her şey için her gün her dakika özür dilerim.Sen de her dakika pişman et beni.Gıkım çıkmaz.Annemden emmediğim sütü burnumdan getir ama gitme."