hayatının ilk aşkı, ilk sevdiğin adam olacaktı güya onu aramaktasın hâla her yerde -baba
Sayfa 16 - Pegasus
Edebiyat
Senesine varmadan kasa­badan kaçtı Suna. Bir gezginci tiyatroda jön oynayan orta yaşlı bir aktöre tutulmuş güya. Kaç­madı, kaçırıldı diyenler oldu. Döner gelir bir gün diye bekleyenler oldu. Yıllar sonra güney vilayetlerimizden birinde, pavyonda gördüm diyenler oldu. Kasabalardan kaçanların serüvenleri ne kadar bir­birine benzer ve niçin sonu hep hüsranla biter?
Alıntı
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
On Sekizinci Söz
Fırtına, zelzele, veba gibi hâdiselerin perdeleri altında gizlenen pek çok manevi çiçeklerin inkişafı vardır. Tohumlar gibi neşv ü nemasız kalan birçok istidat çekirdekleri, zahirî çirkin görünen hâdiseler yüzünden sümbüllenip güzelleşir. Güya umum inkılablar ve küllî tahavvüller, birer manevi yağmurdur. Fakat insan hem zahirperest hem hodgâm olduğundan zahire bakıp çirkinlikle hükmeder. Hodgâmlık cihetiyle yalnız kendine bakan netice ile muhakeme ederek şer olduğuna hükmeder. Halbuki eşyanın insana ait gayesi bir ise Sâniinin esmasına ait binlerdir.
Envar Neşriyat·Kitabı okudu
Bir padişahın iç d(ç)öküşü
Gece gündüz ne çektiğimi bir Allah bilir bir ben bilirim. Bizi tazyik ile meclisi dağıttılar. Fikirlerini adeta açıktan açığa dayatıyorlar. Ben güya mutlak bir hükümdarmışım gibi muamelede bulunuyorlar. Doğrudan doğruya bana müracaat ediyorlar. Meşrutiyetten bahsedince hangi meşrutiyet diye karşılık veriyorlar. Yalnız sizi tanırız ve sizi temiz addederiz diyorlar… Ben milletin ateşli küllü üzerinde oturdum. Saltanatın kuş tüyünden minderleri üzerinde oturup gömülmedim. Bunlardan kimseye bahsedilmiyor. Millete de malumat verilemiyor. Elbette bir gün tarih bu hakikatleri yazar. Siz güvenilir olduğunuz için bu şeyleri gizli olarak yalnız size söylüyorum… Eğer akıllı ve tarafsız bir halefi olsaydı vallahi, billahi, tallahi kabul etmezdim. Saltanat ile teneşir arasında ne kadar mesafe olduğunu bilirim.  Vahdettin
Allah'ım
Evet bütün mevcudat, güya lisan-ı hal ile Veysel Karanî gibi şöyle münâcat ederler, derler ki: Yâ İlahenâ! Rabb'imiz sensin! Çünkü biz abdiz. Nefsimizin terbiyesinden âciziz. Demek bizi terbiye eden sensin. Hem sensin Hâlık! Çünkü biz mahlukuz, yapılıyoruz. Hem Rezzak sensin! Çünkü biz rızka muhtacız, elimiz yetişmiyor. Demek bizi yapan ve rızkımızı veren sensin. Hem sensin Mâlik! Çünkü biz memlûküz. Bizden başkası bizde tasarruf ediyor. Demek mâlikimiz sensin. Hem sen Aziz'sin, izzet ve azamet sahibisin! Biz zilletimize bakıyoruz, üstümüzde bir izzet cilveleri var. Demek senin izzetinin âyinesiyiz. Hem sensin Ganiyy-i Mutlak! Çünkü biz fakiriz. Fakrımızın eline yetişmediği bir gına veriliyor. Demek gani sensin, veren sensin. Hem sen Hayy-ı Bâki'sin! Çünkü biz ölüyoruz. Ölmemizde ve dirilmemizde, bir daimî hayat verici cilvesini görüyoruz. Hem sen Bâki'sin! Çünkü biz, fena ve zevalimizde senin devam ve bekanı görüyoruz. Hem cevap veren, atiyye veren sensin! Çünkü biz umum mevcudat, kālî ve hâlî dillerimizle daimî bağırıp istiyoruz, niyaz edip yalvarıyoruz. Arzularımız yerlerine geliyor, maksudlarımız veriliyor. Demek bize cevap veren sensin. Ve hâkeza…
Sayfa 265 - Rnk Neşriyat, İstanbul - 2023
Din
Görüyorsun ya, sanki bizde yaşıyoruz, güya saadetle ömür sürüyoruz
Sayfa 179·Kitabı okudu