Herkesin bildiklerini bileceksiniz. Sonra yeniyi arayacaksınız. Hakikat bin bir cepheli, bin bir görünüşlü.
Gözler
gözler yalan söylemezdi, ama sen kendi gözlerine bile yalan söylettin
“İnsan şu varlık âleminde hakikatı nerede ararsa arasın bulur. Çünkü bu hakikat bütün kainatı kuşatmıştır.”
Din
Gösterdiğin çabayı, Allah’tan başka kimse takdir etmeyecek, O yüzden beklentin kuldan değil, Halik’tan olsun. Ama sen yine de doğru bildiğinden şaşma. İnsan unutur, görmezden gelir, kıymet bilmez, Hakikat ise bir gün gelir, hesabı kendi keser. O yüzden alkışı bırak, niyetini sağlam tut. Senin şahidin gökte, gerisi laf kalabalığı, Helal lokmanın, helal hayatın hatrına yürü, arkana bakma. ___ /Güven Taşdemir
1000Kitap
Hakikate giden yol, ezberden değil; tefekkürden geçer. Düşünmek çok nadir rastlanan bir mucizedir. Çoğu insan sadece tekrar eder. Hakikatin kapısı, başkalarının kurduğu cümleleri yankılamaktan değil, bizzat o kapıyı kendi idrakinle çalmaktan açılır. Bir şeyi sadece söylemek ile onu hayatın mayasına katmak arasındaki mesafe, "ezber" ile "tefekkür" arasındaki uçurum kadardır. ​Çoğunluğun konforlu limanı olan tekrara teslim olmak, varoluşun o keskin ve sarsıcı gerçeğini ıskalamak demektir. Oysa tefekkür, insanın kendi zihninde bir keşfe çıkması, mevcut kalıpları yıkıp yerine kendi hakikatini inşa etmesidir. Bu süreç cesaret ister; çünkü insan, başkalarının rehberliğinden vazgeçip kendi içsel pusulasıyla baş başa kaldığı o sessizlikte, bazen korkutucu ama bir o kadar da özgürleştirici bir ıssızlıkla yüzleşir. ​Gerçek bir mucize olan o "düşünme" eylemi; bir bilgiyi alıp zihnin dehlizlerinde öğütmek, onu tecrübeyle harmanlamak ve sonunda bir "duruşa" dönüştürmektir. Sadece tekrar eden bir zihin, aynadaki aksini bile başkalarının gözüyle değerlendirir; tefekkür eden zihin ise aynayı kırıp hakikatin kendisine bakar. ​Bu yolda ilerleyenler için, zihin bir depo değil, bir ocaktır; o ocakta sürekli yanması gereken ise sadece kendi hakikat ateşin olmalıdır. Söylediğiniz gibi, zihin o ocakta "ezber ateşi" değil, ancak hakikatin kendi çırasını yakarsa anlam kazanır. Başkalarının közüyle ısınmaya çalışmak, insanın kendi manevi kışını asla bitiremez. ___ /Güven Taşdemir
Edebiyat
Geçiciliğin Kesinliği
“Bilin ki dünya hayatı ancak bir oyun, eğlence, süs, aranızda övünme ve mal ile evlat çoğaltma yarışından ibarettir.” — Hadîd / 20 Bu ifade, insan düşüncesinin vardığı en uç noktaların bile ötesinde duran yalın bir gerçeği işaret eder: görünür olanın mutlaklığı değil, geçiciliği. Bazen tüm ideolojiler, tüm fikir sistemleri ve insanın kurduğu bütün anlam haritaları aynı noktada çözülür. Geride kalan şey, yalnızca değişimin kendisidir. Bu dünya; sabitlik iddiası taşıyan her düşünceyi sessizce tüketen, sürekli hareket hâlinde bir sahne gibidir. Belki de bu yüzden, en güçlü hakikat iddiası bile sonunda aynı yere çıkar: insanın merkezde olmadığı, her şeyin akış içinde bulunduğu bir düzen. Ve geriye şu soru kalır: Bu akışın içinde, neyi gerçekten “kalıcı” sanıyoruz?