Eğer yaratan bir Tanrı varsa, erkek olsun, kadın olsun ya da hangi zamirle anılıyor olursa olsun, hiçbir şey bilmeden ve anlamadan tapan kalın kafalı birini tercih eder mi? Yoksa, taraftarlarının gerçek evrene bütün giriftliğiyle hayranlık duyanını mı tercih eder? Bence bilim, hiç olmazsa kısmen, bilgiye dayalı tapmadır. Benim derin inancım şu ki geleneksel anlamda bir tanrı varsa o takdirde bizdeki merak ve zekâ bu tanrı tarafından bahşedilmiştir. Evreni ve kendimizi keşfetme tutkusunu bastırırsak bahşedilen bu armağanları takdir etmekten âciz duruma düşeriz. Öte yandan, eğer geleneksel türde bir tanrı mevcut değilse, o takdirde, merakımız ve zekâmız son derece tehlikeli olan bir dönemde hayatta kalmamızı sağlayan araç gereçler olacaktır. Her iki durumda da öğrenme müteşebbisliği bilimle uyum içindedir; dinle de uyum içinde olmalıdır ve bu insan türünün gelişip iyileşmesi için şarttır.
1816 yılında, Baltimore kentindeki eski bir tapınağın duvarına kazılmış bu metin, şöyle diyor:
Gürültü ve patırtının ortasında sükünetle dolaş; Sessizliğin içinde huzur bulunduğunu unutma. Başka türlü davranmak, açıkça gerekmedikçe Herkesle dost olmaya çalış.
Ama kimseye teslim olma.
Telaşsız ve açık seçik konuş.
Başkalarına da kulak ver.
Aptal ve cahil oldukları zaman bile dinle onları; Çünkü dünyada herkesin bir hikâyesi vardır. Yalnız planlarının değil,
Başarılarının da tadını çıkarmaya çalış. Ne kadar küçük olursa olsun işinle ilgilen. Hayattaki dayanağın odur.
Olduğun gibi görün.
Sevmediğin zaman sever gibi yapma. Aşka burun kıvırma sakın;
O çöl ortasındaki çimenliktir.
Yılların geçmesine öfkelenme
Gençliğe yakışan şeyleri gülümseyerek teslim et geçmişe.
Ara sıra isyana yönelecek gibi olsan bile Hatırla ki, kâinatı yargılamak imkânsızdır Onun için kavgalarını sürdürürken bile Kendi kendinle barış içinde ol.
Görmeye çalış ki,
Bütün pisliğine ve kalleşliğine rağmen
Dünya yine de güzeldir.
Ama insanın dili çok az kişinin egemen olabildiği bir canavardır. Durmadan kafesinden çıkmak için çırpınır ve eğer zaptedilmezse vahşileşip size acı çektirebilir. Güç kelime hazinelerini çarçur eden insanlara gelmez.
İnsanlar kim daha yürekliyse onu takip ediyor, onun dediklerini doğru kabul ediyorlar. Kim daha çok nefret ediyorsa nefret ettiklerinin yasa koyucusu kabul ediliyor, kim daha cesur davranıyorsa her konuda haklı sayılıyor! Şimdiye kadar böyleydi, bundan sonra da böyle olacak. Bunu görmemek için kör olmak gerek!"
"Seni diğerlerinden farksız yapmaya bütün gücüyle gece gündüz çalışan bir dünyada, kendin olarak kalabilmek, dünyanın en zor savaşını vermek demektir. Bu savaş bir başladı mı, artık hiç bitmez!..."