Bize anlamak için çok okumak gerektiğini öğrettiler. Okumak, anlamayı kendine dert edinenler için yürünebilecek yollardan sadece biriydi oysa. Daha başka yollar da vardı ve orada başkalarının ifadeleriyle değil, doğrudan kendi duygu ve düşüncelerimizle ilerlemek gerekiyordu. Bunun da öncesinde, o arayışa samimiyetle yönelmek lazımdı. O yola çıkarken yeterince samimiyet göstermeyenler nice okudular, bir arpa boyu yol gidemediler. Niceleri de aradıklarını hiç kitaplardan okumadılar ama fersah fersah yol aldılar. Meseleyi bilmekle karıştırdık çoğu zaman, bilmek için yetecek azık, aramaya çıkanların yolculuğuna yetmezdi ve yetmedi.
Teşekkür ederim. Evvelden izlemiş ve pek de etkilenmiştim. Kemal Sayar’ın zarif anlatışıyla hisler muhatabına çok güzel geçiyor. Zaten babasına olan düşkünlüğü...
Mahbuplara olan aşk-ı mecazî aşk-ı hakikîye inkılâp ettiği gibi, acaba ekser nasta bulunan, dünyaya karşı olan aşk-ı mecazî dahi bir aşk-ı hakikîye inkılâp edebilir mi?
Evet. Dünyanın fâni yüzüne karşı olan aşk-ı mecazî, eğer o âşık, o yüzün üstündeki zeval ve fenâ çirkinliğini görüp ondan yüzünü çevirse, bâki bir mahbup arasa, dünyanın pek güzel ve âyine-i esmâ-i İlâhiye ve mezraa-i âhiret olan iki diğer yüzüne bakmaya muvaffak olursa, o gayr-ı meşru mecazî aşk, o vakit aşk-ı hakikîye inkılâba yüz tutar. Fakat bir şartla ki, kendinin zâil ve hayatıyla bağlı kararsız dünyasını haricî dünyaya iltibas etmemektir...