Okur
Burcu
Nefesimsin “Friolero”'u inceledi.
kitapseverler için muazzam
Merhaba arkadaslar. Yazarın okudugum ucuncu kitabiyla yorum yapmak istiyorum. Aslında henüz kitap bitmedi ama, bence bu roman kitapseverler için muazzam bir roman, hatta yazarın en güzel romanı olmalı kesinlikle.
Nefesimsin “Friolero”
OKUYACAKLARIMA EKLE
5
Mücahit Çelik
Bulantı'ı inceledi.
264 syf.
·
Beğendi
Jean Paul Sartre'nin Bulantı'sını 4 senedir okumak istemiştim, henüz nasip oldu. :)    Jean Paul Sartre, Fransada doğmuş, felsefe ve romana çok farklı bir tarz katmıştır. Zaten bir fransız edebiyatçıdan aksini beklemek ahmaklık olurdu. :) Felsefe anlayışı diğer yazarlardan ve düşünürlerden çok farklıydı. "Varoluşçuluk" onun merkezindeydi. Bu kitabı anlamak için bu felsefeyi ve Sartre'nin dusuncelerini bilmek gerek. Varoluşçu düşünceye göre insanlar tanrı tarafından dünyaya fırlatıldı.  Tanrı sadece yaratti ve geri çekildi. Bu yüzden " bireyi, ben i ve bireyin varoluşunu" merkezde tutan bir akım bu.  Birey özgür olmalıdır, olmak zorundadir ve kendi seçimleri de kendi gibi özgür olmalıdır. Burada Sartre'i görüyoruz. "Varlık özden önce gelir" ifadesi ile "gerçek benlik" in tanımını yapmış bizlere. İnsan ilk önce dünyada varolur, kendi yaşadığı deneyimleriyle kendi karakterini, kişiliğini oluşturur. Kendi kişiliğini ,dış faktörlerden etkilenmeden oluşturursa kişide gerçek benlik vardir diyebiliriz. Aksi halde kişide gerçek benlik yoksa kişi özgür değildir. Çünkü kararları, eylemleri başkalarina ya da bir seylere bağımlıdır. "Bulantı" romanı 1938 yılında günlük şeklinde yayınlanmıştır. Bu yüzden romanda bir olay anlatılmıyor. Sanki bir gözlem var. Okuyucu oradaki anlaticinin deneyimlerini deneyimliyor. Roquentin romanımızın baş kahramanıdir. Olayları onun ağzından dinleri. Anlatici her seyi acik acik soylemiyor, sizin cikarimlar yapmanizi bekliyor. Ve aslinda her seyin ayniligindan, savaş sonrası dünyaya karşı olan tiksintisinden bahsediliyor. Varolmayı anlatan bir roman. "Bulantı"bir çırpıda anlaşılacak bir roman değil. Felsefesi hemen anlasilacak bir felsefe değil. Bu yüzden birkaç kez okumak, araştırmak lazım. Ilgilenenlere tavsiye ederim. Ben biraz zaman gectikten sonra tekrar okuyacağım. :)
Bulantı
8.2/10
· 12,1bin okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
1
selma
Anarşizm Neyi Savunur?'u inceledi.
140 syf.
·
2 günde
·
8/10 puan
Nedir bu anarşizm?
“Cehalet ne kadar da aptalca, ne kadar da acımasız! Hep yanlış anlıyor, hep mahkum ediyor.” Demiş goldman. Cahil kalmamak adına okuyalım :) Çoğumuzun anarşizm hakkındaki bilgisi kulaktan dolma olmakla birlikte toplumumuzda anarşizm genellikle terörizm ile karıştırılmakta ve anarşist olduğunu iddia edenlere terörist gözüyle bakılmaktadır. Lakin esasında anarşizm ile terörizm birbirinden oldukça farklıdır. Anarşizm ile terörizm kavramları sıklıkla birbirine karıştırıldığından mütevellit bu ayrımı yapmadan kitaba başlamak istemedim. Baktığımız zaman Terörizm, sosyal/siyasal bir amacı gerçekleştirmek adına şiddet kullanmak yoluyla topluma korku salma, toplumu yıldırma olarak tanımlanırken anarşizm, toplumu yönetenlerden, örgütlenmelerden, tahakküm araçlarından, hiyerarşiden kurtarmayı ve böylece bireyin kendi özyönetimi (otonomi) ile hayatını sürdürdüğü bir toplumu oluşturmayı hedefler. Hatta anarşizmin kelime kökenine baktığımız zaman yunanca an "-sız, olumsuzluk eki" ve archos "yönetici" sözcüklerinden türetilmiştir, ve “yöneticisiz” anlamına gelir. Görüldüğü üzere terörizmde ön plana çıkan unsur şiddet iken anarşizmde ön plana çıkan unsur bireyin kendisidir. Bu iki kavramın farkını ortaya koyduktan sonra yazarın kendisi hakkında bilgi vermek isterim. Emma goldman o zamanlar Rusya’nın sömürgesi altında olan litvanyada 1869 yılında Yahudi bir ailenin kızı olarak doğar. Çocukluğunda pek çok Yahudi katliamına şahit olan goldman, henüz 15 yaşında iken ailesinin kendisini evlendirmek istemesine karşı çıkmış ve ailesinin isteğiyle Amerikaya çalışmak amacıyla göç etmiştir. Burada karşılaştığı bir olay onun anarşizm ile ilgilenmesine yol açmıştır. “haymarket olayı” olarak bilinen bu olayda 4 anarşist işçi protestolar esnasında polis tarafından öldürülmüştür. Anarşizm ile ilgilenmeye başladıktan sonra goldman, pek çok defa tutuklanmış, sürgün cezalarına çarptırılmıştır. 1940 senesinde kanada’da hayatını kaybeden goldman, haymarket isyanı sonucu öldürülen 4 anarşist işçinin bulunduğu yere gömülmüştür. Kitaba bakacak olursak anarşizm yazar tarafından şöyle tanımlanmaktadır: “insan yapımı yasalarla kısıtlanmamış, özgürlük üzerine kurulu bir yeni toplumsal düzen felsefesi, bütün yönelim biçimlerinin şiddete dayandığını ve bu yüzden yanlış, gereksiz ve zararlı olduğunu savunan teoridir.” devlet, din, toplum, ahlak daima insanı değil bu sayılanları ön plana çıkarır ve insanın tek başına hiçbir şey olduğunu ancak toplumla birlikte var olabileceğini, insanın kendi kendini yönetemeyeceğini belirtirken anarşizm insanın kendi bilincine varması gerektiğini savunur. İnsanın itaati yoksa tanrı, devlet, toplum da yoktur. Bunlar ancak insanın itaati ile varlığını sürdürür. Ayrıca hükümetler bireysel ve toplumsal çeşitlilikleri dikkate almaksızın herkese tek bir hayat tarzını empoze etmeye çalışır. Ama eğer ki hükümet ve yasalar yok edilirse birey özgürlüğüne kavuşacak, kendi benliğinin farkına varacak ve o güne kadar onu baskı altında tutan bütün tahakküm araçlarından kurtularak amacını gerçekleştirebilecektir. Yazara göre anarşizm, insan aklının dinin tahakkümünden; insan bedeninin mülkiyetin tahakkümünden; hükümetin engellemeleri ve baskısından özgürleşmesini amaçlamaktadır. Anarşizm bireyin hükümet başta olmak üzere bütün tahakkümlerden kurtulmasını öngörür. Anarşizm bireyin egemenliğinin felsefesidir. Yazar kitapta inandığım şeyler başlığı altında pek çok konuya bir anarşistin gözüyle bakmış ve ona göre yorumlamıştır. İncelememi uzun tutmamak adına hepsini yazamasam da ilgimi çekenleri yazmak isterim. Mülkiyete dair; ona göre insan hayatında mülkiyet var olduğu müddetçe gerçek refaha ulaşılamaz. Çünkü dünyanın kötüye gitmesi iki nedene dayanır; insan, emeğini satmak zorundadır ve emeğini satan kişinin istekleri daima efendisinden sonra gelir. Bunun önüne geçmek ve bireyleri eşitlemek için özel mülkiyet ortadan kaldırılmalıdır. Hükümete dair; her hükümet, örgütlü otorite, devlet sadece mülkiyet ve tekeli korur. Mülkiyet ortadan kalkarsa devlete, hükümete de ihtiyaç kalmaz, böylece insanlar doğa durumundaki özgürlüğüne kavuşur. Zira insanlar zaten kendi kendilerini yönetebilecek güç ve kapasiteye sahiptir. bunun için bir tahakküm aracına gerek yoktur ki bununla ilgili kitapta şöyle bir alıntı geçer: “Ben inanıyorum, hatta aslında Biliyorum ki, insanın düşündükleri ve yaptıkları iyi ve güzel olan ne varsa, bunların hepsi hükümetlere rağmen vardır, onlar sayesinde değil!" Militarizme dair; anarşizm barışın tek ve gerçek savunucusudur. Militarizmin ruhu ise acımasız, kalpsiz ve zalimdir. Militarizmde koşulsuz itaat gerekir, lakin anarşizmde insanlar özgür ve mutludur. Kimsenin tahakkümü altında değildir. Bunlar dışında kitapta basın ve ifade özgürlüğü, kilisenin durumu, evlilik ve aşk, şiddet eylemleri, siyasal şiddetin psikolojisi gibi pek çok konu anarşizm ile bağdaştırılarak anlatılmıştır. İncelemeyi uzatmamak ve okuyanları sıkmamak adına (ki okuyanlar varsa :d) kitabın içeriği ile ilgili bilgi vermeyi burada kesiyorum. Dili çok akıcı ve sade olan bu kitapta anarşizmin ne olduğu, felsefesinin neye dayandığı ile ilgili temel bilgiler edinebilirsiniz. anarşizm ile ilgili hiç bilgi sahibi olmayanlar için başlangıç kitabı olarak okunabilir. Ben daha önce yazarın dans edemeyeceksem bu benim devrimim değildir eserini okumuştum, esasında orada yazılan bazı metinler bu kitapta tekrar edilmişti ama çok küçük bir kısmını oluşturuyor aynı metinler. Burada tabi ki daha çok anarşizm üzerine yoğunlaşılmıştır. Anarşizme ilgi duyanlara tavsiye ederim. sıkılmadan okunabilecek bir kitap. Kitabı okumayı düşünenler için genel bir çerçeve çizmeye çalıştım. Umarım okumak isteyenlere faydalı olur. Son olarak kitapta sevdiğim bir kısım vardı. Goldman’a göre hayatta yaşamaya ve mücadele etmeye değer tek şey özgürlüktür. Bununla ilgili kitapta yer verilen ve gorki tarafından yazılan yılan ve şahin hikayesini paylaşmak isterim. Bu hikaye esasında emma goldman’ın daha önce okumuş olduğum mezkur kitabında vardı lakin paylaşmak buraya kısmetmiş. hayatımızı yaşamak ümidiyle… “Yılan, şahini bir türlü anlayamamaktadır. "Niçin bu tozun toprağın içinde karanlıkta kalmıyorsun da göklerde süzülüp cennete uçmaya niyetleniyorsun?" diye sorar ona. "Seni orada bekleyen tehlikeleri, pusuya yatmış olan gerilimleri ve fırtınaları bilmiyor musun, seni avlayıp hayatına son verecek olan avcının silahını görmüyor musun?" Fakat şahin, yılanın söylediklerini iplemez. Kanatlarını çırpar ve gökyüzüne doğru yükselir, cennete doğru uçtukça zafer şarkıları söylediği duyulmaktadır. Günlerden bir gün yılan şahini yerde görür; kalbinden akan kanlarla yere serilmiştir. Yılan, "Seni sersem, seni uyarmıştım," der hemen ona, "sana burada, karanlıkta, tozun toprağın içinde güvenlikte kalmam söylemiştim; kimse sana zarar veremezdi burada." Şahinse, son nefesini verirken söyler söyleyeceğini: "Ben semaya çıktım, göz kamaştırıcı tepelerin üstünden uçtum, ışığa baktım, yaşadım, hayatımı yaşadım!"
Anarşizm Neyi Savunur?
OKUYACAKLARIMA EKLE
1
10
Funda Dağhan
Selvi Boylum Al Yazmalım'ı inceledi.
Selvi Boylum Al Yazmalım
Henüz başladım okumaya... Muazzam betimlemelerle bezenmiş bir eser, şimdiden neden daha önce Cengiz Aytmatov okumamışım dedirtti. Filmle eser arasında şüphesiz farklılıklar olacaktır elbette ama herkes gibi filmi izlemiş olmak İlyas'ı, Asya ' yı düşünerek okumak, yaşanmışlıkları, acıyı, hüznü, mutlulukları... daha derin hissettirecektir. Fonda Cahit Berkay, Asya'nın al yazması...
Selvi Boylum Al Yazmalım
OKUYACAKLARIMA EKLE
9
Ülkü Acar
Beyaz Zenciler'i inceledi.
368 syf.
·
4 günde
·
Beğendi
·
8/10 puan
Ayrıntı'nın yeraltı edebiyatı kitaplarını seviyorum. Haliyle Beyaz Zenciler yayınevinin bu serisinden olunca dikkatimi çekti. Ingvar Ambjornsen Norveç Edebiyatı'ndan okuduğum ilk yazar (Knut Hamsun okumadım henüz, evet). Hakkında çok da bilgi sahibi olmadığım ama Norveç denince sorunsuz, dertsiz, bizim gibi toplumlara nazaran epeyce 'yukarılarda' yaşayan mutlu-huzurlu bir topluluğun ülkesi canlanırdı gözümde. Kitap elbette bu imajı yıkmadı ama refah düzeyinin yüksek olmasının herkesi memnun kılabilen bir özellik olamayabileceğini de aklımın bir köşesine sokmuş oldum :) Toplum dışına itilmiş değil de kendini o toplumdan soyutlamış, her türlü ideal, ideoloji ve düzen karşıtı, genellikle 'kafası güzel' yaşayan bir grup insanın yaşamını anlatan, anlatırken karşı olduğu o ideoloji ve düzene fazlaca dokundurmayı ihmal etmeyen, otobiyografik özellikte ve muhtemelen epeyce 'kafası güzel' şekilde yazılmış iyi bir yeraltı edebiyatı örneği. Ait olmadığımız hatta yakından bile şahit olmadığımız farklı hayatları okumanın ayrı bir keyfi oluyor. Bu kitap da o keyfi yaşattı.
Beyaz Zenciler
8.2/10
· 696 okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
3
Recep Mercan
Atatürk Günlüğü 1928-1938'ü inceledi.
112 syf.
·
8/10 puan
Kitaplar serilere bölünmüş bir şekilde hazırlanmış. Diğer serilerini henüz okumadım, sitede ilk okuyan benim gibi gözüküyor, kitabı ben eklettim. Mustafa Kemal Atatürk hakkında hakkında dönemin gazete manşetlerine çıkmış haberlerin toplandığı, gerçekten çok faydalı bulduğum bir eser olmuş. Orhan Topçuoğlu Atatürk Günlüğü 1928-1938
Atatürk Günlüğü 1928-1938
OKUYACAKLARIMA EKLE
5
s
Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu'yu inceledi.
68 syf.
·
Puan vermedi
Zweig, zweig, zweig
Buraya, ilk defa yapacağım için duyduğum iddiasız bir hisle inceleme yapmak için yazmaktayım. Edebi zevkimin doruğunda, büyüleyici bir hazza kapıldım, o son sayfanın kapağını kaparken içimdeki titreşim yazar R.'nin mektubu bitirdiğinde hissettiğinden fazlaydı, mutlaka daha fazlaydı sanımca. Bilinmeyen kadının, yazar R. 'nin onu hatırlama ihtimaline karşı oluşan her umudunu lıkır lıkır içtim. Son demlerinde, hiç umudu kalmadığında bile bunun ihtimalini hala düşüncesinde yaşattığını içten içe sezerken, ısrarla yazar R. onu asla tanımazken yuttuğum boğazımda kaldı. Zweig ile yeni tanıştım, olağanüstü gecesiyle bende zaten bir etki bırakmıştı fakat şuan hiddetli bir şekilde vurdu bir şeyleri, sanki bir şeyler çarpıştı içimde. Onun da hep dediği gibi -bunları nasıl ifade edebilirim bilmiyorum- :)) (böyle dedikten sonra o mükemmel betimlemelere girmesi, ifadenin dibine vurması...) Böylesine sevgi, böylesine bir aşk, böylesine bir yazar ve böylesine bir tasvir. Belki de hastalık, öyleyse bile böylesine bir hastalık derdim o zaman. Diyebileceğim birçok şeyim daha var muhakkak, hislerim henüz tazeyken yazmak istedim bunu çok yoğun şekilde açıklamalarla kelimeleri yıpratmak istemem, hisler kelimelere fazla bulaşınca sanırım etkisini yitiriyor. Böylece kitap gibi, incelemesi de salt hislerle olmalı, kısa olmalı. Şahaneydi kısaca, edebi zevkinizi dört köşe eder.
Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu
OKUYACAKLARIMA EKLE
6