• 1256 syf.
    ·9 günde·7/10
    ***SPOİLER OLABİLECEK BİLGİLER İÇERİR***

    Haruki Murakami çok kafamı karıştıran, hakkında ne düşüneceğime karar veremediğim bir yazardır. Aslında edebiyat konusunda çok katı görüşlerim var, özellikle roman konusu benim için okunmaya değer yazarlar ve okunmaya değmez yazarlar şeklinde keskin çizgilerle ikiye ayrılır. Reklamdan ibaret olan yazarları severek okuyanları küçümserim ve sevdiğim yazarlar hakkında kötü bir laf edilirse aşırı sinirlenirim. Edebiyat zevklerimizin uyuşup uyuşmaması bir insana duyduğum saygıyı büyük ölçüde etkiler. Bu da en sevdiğim kötü huylarımdan biridir, değiştirmeye niyetim yok. Kendimi kitaplara yaklaşımım açısından Murakami'nin "İmkansızın Şarkısı" kitabındaki Nagasava karakterine benzetiyorum biraz. O sadece 30 sene önce ölmüş, zamanın sınamasından geçebilmiş yazarları okunmaya değer bulurdu. Ben yazarları zamanın sınamasına göre değerlendirmesem de kendimce katı bir değerlendirme biçimim var. Hafif, popüler, eğlenceli kitapları kafa dağıtmak için okuyabilen bir insan değilim, bu tür kitaplar bende tiksinti uyandırıyor. Peki Murakami bu değerlendirmede nereye oturuyor? Laf ettirmediğim yazarlar grubuna mı, okunmaya değmez bulduğum yazarlar grubuna mı giriyor? İlk gruba girmediği kesin ama bu kadar çok kitabını okuduğuma göre ikinci gruba da kesinlikle girmiyor. İkisinin dışında bir yerde tek başına duruyor Murakami. Onun gibi karmaşık duygular beslediğim başka bir yazar yok. Pek çok kitabını okumuş olmama ve okumaya devam etmeme rağmen gönül rahatlığıyle seviyorum ben bu adamı diyemiyor, ama tutup bir kenara da atamıyorum. Bu yazıda Murakami ve Türkiye'de son çıkan kitabı 1q84 ile aramdaki sevgi ve nefret ilişkisini anlatmaya çalışacağım. Belki anlatırken ben de bir şeyler anlarım.

    Murakami'nin kitapları bende çok iyi bir kitapla tırt bir kitabın bölümleri iskambil destesi gibi karılmış hissi uyandırıyor. "Şu bölümü yazan adam sonra nasıl kalkar da bu bölümü yazar?" diyorum. Ya da "madem bu kadar iyi yazabiliyor, neden böyle saçmalıklar katıyor araya?" diyorum. Bir sayfada hayranlık duyarken bir başka sayfada yazardan nefret ediyorum. Kitaplarındaki benim sevmediğim kısımlar yani gereksiz cinsellik ve anlamını yazarın bile bildiğinden şüphe ettiğim gerçeküstü saçmalıklar (hepsi değil bazılarını gerçekten seviyorum) Murakami'nin popüler bir yazar olmasının başlıca nedeni. Öte yandan belki de insanlar benim sevdiğim kısımları sıkılarak okuyordur. Sanırım Murakami ile ilgili temel derdim şu: okuduğum şeyin bir anlamı olmadığını hissettiğimde, dahası sırf ilginçlik olsun diye yazılmış olduğunu hissettiğimde sinirleniyorum. Üstelik geri kalan şeyleri de o kadar güzel yazıyor ki muhteşem bir şeyler kurup sonra onları popülerlik adına ya da canı öyle istediği için mahfettiğini görüp bir kat daha sinirleniyorum.

    1Q84

    Bilmeden başka bir dünyaya adım atmış iki karakterin birbirinden kopuk hikayelerinin bir noktada mükemmel bir şekilde birleştiği bir kitap 1Q84. Kitanın adındaki harf oyununu çok sevdim. Olaylar 1984 yılında geçiyor. Japonca'da 9 "kyu"dur. Q harfinin Japonlarca okunuşu da "kyu" şeklindedir. Dolayısıyla Japonca'da 1Q84 ile 1984′ün okunuşu aynı sayılır. 1Q84 adı farklı bir dünyaya geçiş yapmış olduğunu fark eden Aomame'nin kendi dünyasıyla bilmediği bu dünyayı birbirinden ayırmak için 1984′ün içine "Question mark"ın "Q"sunu eklemesiyle oluşmuştur.

    1q84′ün doğaüstü olayların pek dahil olmadığı ilk yarısında bunun belki de "Zemberek Kuşu'nun Güncesi" kadar seveceğim bir kitap olduğunu düşündüm. Kitabın ortasından itibaren gelişen olaylar biraz hayal kırıklığı yarattı. Kitabın "İmkansızın Şarkısı" gibi daha gerçekçi bir düzlemde devam etmesini umuyordum. Aile içi şiddet uygulayan erkeklerden temizce kurtulma fikri çok hoşuma gitmişti. Kitabın bu noktadan kopmasını pek hazmedemedim, kendimi bir kez daha Murakami'den kazık yemiş gibi hissettim. Üstelik olayların göründüğü gibi olmadığının, işin arkasında cinsel şiddetten ziyade bir takım doğaüstü olayların olduğunun anlaşılması Aomame'nin yaptığı işin değerini yitirmesine de neden oldu. Yine de okuduğum diğer Murakami kitaplarından sonra yazarın bu şekilde beni çileden çıkarma huyuna epey alışmış olmalıyım ki bu sefer "niye güzelim kitabı böyle bir yola soktun ki?!" şeklindeki hayıflanmalarım kısa sürdü, saçımı başımı yolmadan kitabı okumaya ve kitaptan zevk almaya devam edebildim.

    "Günahlarımızı bağışla. Ufacık adımlarımızı kutsa"

    Kitabın başlarında birbirleriyle oldukça alakasız görünen iki ana karakterimiz Tengo ve Aomame'nin hikayelerinin nasıl kesişeceği merak konusuydu. İkisi de Öncüler ve Şafakçılar ile ilgili şeyler öğrenmeye başlayınca ileride bu iki kişinin tarikatla ilgili olaylar nedeniyle tanışacağı düşncesine kapıldım. Sakin bir hayat yaşayan, ağır başlı Tengo ile sıradışı ve sert bir kadın olan Aomame'nin arasında nasıl bir kimya olacağını da bir türlü hayal edemiyordum. Bu iki karakter arasında bambaşka bir bağ olduğunun bir bölümün sonunda Aomame'nin dudaklarından dökülen bir dua ile okuyucuya açık edilmesi kitabın en güzel anlarından biriydi benim için. Bunun bu kadar vurucu olmasınn bir nedeni iki karakterin hikayelerinin uzun süre iki ayrı kitap gibi devam etmesi, bir başka nedeni de Aomame'nin o sırada son derece sıradışı bir iş yapmış olmasıdır.

    Aomame benim için şaşırtıcı bir karakter oldu çünkü Murakami'nin diğer kitaplarında bu kadar derinlemesine anlatılmış ve dünyayı onun gözlerinden gördüğümüz bir kadın karaktere rastlamamıştım. Üstelik çok sıradışı bir kadından söz ediyoruz. Erkeklere çok da çekici gelmeyecek bir kişiliğe sahip bir kadın karakter yaratmış olması hoşuma gitti, genellikle kadın karakterleri böyle yazmaz. Kadına yönelik şiddet konusunu ve şiddete eğilimli erkeklerle birlikte olup şiddet sarmalına düşen "doğuştan mağdur" kadınları anlama çabasını da takdir ettim. Aomame'nin bu kadınlara tamamen zıt ama onları hor görmeyen bir kadın olması da güzel. Yalnız dikkatinizi çekti mi? Sanırım Murakami kadınların kasık kıllarının karakterlerini yansıttığına inanıyor. Aomame'nin "doğuştan mağdur" arkadaşının seyrek ve yumuşak kılları varken, Aomame'ninkiler sert ve karman çorman, kediler şehrindeki hemşire kızın da kıllarının düşüncelerini yansıttığını yazmıştı.

    "Haşlanmış Harikalar Diyarı ve Dünyanın Sonu" ile "Zemberek Kuşunun Güncesi"

    kitaplarında da Yetişkin erkek karakterlerin etrafında sevimli bir liseli kız vardı fakat yazar -özellikle Haşlanmış Harikalar Diyarı'ndaki kızın açıkça asılmasına rağmen- bu karakterlerin arasında cinsel ilişki olmasından itinayla kaçınmış gibi görünüyordu. Bu nedenle ben, dünyanın en saf okuru, Fukaeri ile Tengo arasında hiçbir şey olmayacağına yüzde yüz inanmıştım. Hele ki yazarın bizi Tengo'nun hayatının kadınının başka biri olduğuna inandırmaya çalıştığı sıralarda böyle bir bölüm yazmasına anlam veremiyorum. Lütfen kimse bana Tengo ile Fukaeri arasında olanların hikayenin içinde çok önemli bir işlevi olduğunu filan söylemesin. Murakami resmen okura "Merak etmeyin bu seks değil başka bir şey ve görüyorsunuz Tengo'nun da yapabileceği bir şey yok, siz kafanızı takmayın." dedi ve kendi bildiğini okudu.

    Her şeye rağmen Fukaeri karakterini sevmemek mümkün değil sanırım. Bu kadar masum ve dünyadan kopuk bir karakterin zaman zaman seks objesi olarak sunulmasını son derece rahatsız edici bulsam da kendine özgü konuşma şekli, hal ve tavırlarıyla gerçekten çok hoş bir karakter olduğunu düşünüyorum. Soru edatı ve herhangi bir soru tonlaması kullanmadığı halde neredeyse sürekli soru soruyor olması çok sevimli. Tengo'yla da diyalogları çok güzeldi ve Murakami'nin çok şirin bir anlatım şekli var. Fukaeri'nin sorularının ardından "Tengo kafasında bu cümlenin sonuna bir soru işareti ekledi." yazması çok hoş. Özellikle telefonda konuştuklarında Tengo'nun suratında nasıl bulmaca çözer gibi bir ifade olduğunu çok net hayal edebiliyorum.

    İstenmeyen, yapışkan, tehditkar ziyaretçiler de Murakami'nin romanlarında tekrarlanan bir ayrıntıdır. 1q84′te de bu kalıba oturan Uşikava karakteri var fakat bu sefer Murakami itici, tehditkar ziyaretçiyi sadece bir figüran değil, gerçekten etten kemikten bir insan olarak yazmaya karar vermiş. Sonuç olarak neredeyse saygı duyulacak derecede yetenekli ve, rahatsızlık ve aşağı göme hislerinin yanı sıra okuyucuda biraz da sempati uyandıran bir karakter olmuş. Gerçekten Murakami'nin bizi Uşikava'nın kafasının içine kadar sokmasını beklemiyordum fakat bir süreliğine Tengo ve Aomame'nin yanında olayları gözlerinden izlediğimiz üçüncü bir kişi haline geldi. Bence burda Murakami ilginç bir şey yapmış: aynı zamanda meydana gelen olayları bu karakterlerin bakış açılarından okuyoruz fakat karakterlerin bölümleri birbirine fermuar gibi oturmuyor, örneğin bir karakter diğerlerini 2-3 bölüm geriden izliyor. Bence bu çok da yerinde olmuş, böyle okumak çok zevkliydi.

    Bence kitaptaki en dikkate değer yankarakterlerden biri Tamaru idi, sanırım en sevdiğim karakter o oldu. Bölümler boyu Aomame'yle olan konuşmalarına eklenen anıları, sürekli -uşaklık dışında bir şey yaptığını görmesek bile- ne kadar yetenekli olduğunun ve gerçek bir profesyonel olduğunun vurgulanması, her şey her şey Tamaru'yu iş başında göreceğimiz o mükemmel bölüme hazırlıyordu okuru. Ve o bölüm geldiğinden birilerinin başına çok kötü şeyler geleceği düşüncesiyle sırıtmadan edemedim. Tamaru'nun karşısındaki insana saygı duyduğu ve yapmakta olduğu şeyden ne kadar hoşnutsuz olduğu yine de zerre tereddüt etmediği çok güzel anlatılmıştı. (Yine Aomame'yle olan konuşmasında Tamaru'nun gırtlağından çıkan hafif seslerin duygu belirtisi olduğunun belirtilmesi de bu bölüme olan bir hazırlıktı.)

    Kitabın muhteşem bulduğum başka bir kısmı saklanan, evde yokmuş gibi davranmak zorunda olan, kapıyı açamayacak olan insanların kapılarına dayanan gizemli NHK tahsildarıydı. Bir anda bir daireye tıkılmış tek başına gizlenen ne kadar çok karakter olduğunu fark ettim, hem de birbirlerine çok yakın dairelerde. NHK tahsildarının kendine özgü konuşma şekli (tiradları da diyebiliriz) çok güzel yazılmıştı. Bir zamanlar komşularıyla sorun yaşamış bir insan olarak açmayı reddettiğiniz kapının şiddetle yumruklanmasının ne kadar korkunç bir his olduğunu çok iyi bilirim. Bence Murakami de biliyor.

    "Açıklanmadığı zaman anlamıyor olman, ne kadar açıklanırsa açıklansın anlayamayacağın anlamına gelir."

    Benim için kitabın açık ara farkla en iyi bölümü Tengo'nun babasını ilk kez ziyarete gittiği bölümdür. Bu bölüm Murakami'nin yetenekli bir yazar olduğuna dair bütün kuşkularımı silip süpürmüştür. Bu bölümü daha önce New York Times'da "Town of Cats" başlığıyla yayımlanmış bir hikaye olarak okumuştum, kitabın bir parçası olduğunu bilmiyordum. O zaman da hayran kalmış, "Madem bu kadar iyi yazabiliyorsun neden hep böyle yazmıyorsun?" demiştim.

    Kitabın sonunda yine bir yığın saçma doğaüstü olay açıklanmadan kaldı. dediğim gibi muhtemelen bunların anlamlarını Murakami de bilmiyor. Dahası kafasını yorup bir anlama kavuşturma gereği de duymuyor. Bence kitapta Fukaeri'nin yazdığı "Pupa Hava" kitabına gelen eleştiri ve Tengo'nun buna verdiği cevap aslında Murakami'nin kendi kitaplarına gelen eleştirileri ve bunlara cevabını yansıtıyordu. Eleştirmen Pupa Hava'nın iyi bir kitap olduğunu fakat doğaüstü öğelerin anlamını açıklamadığı için yazarın tembel olduğunu söylüyordu. Tengo ise bunun üzerine çok satmış, başarılı bir kitabın yazarını tembellikle suçlamanın saçma olduğunu düşünüyordu. Eğer Murakami'nin bakış açısı gerçekten de, yaptım oldu, kitabım da çok sattı o yüzden eleştirileriniz geçersiz şeklindeyse çok yazık.
  • 160 syf.
    ·8 günde·Beğendi·7/10
    Merhaba dostlar, bu kez sizlere henüz 2 kitap çıkarmış olan taze yazar Hasan beyin bu kitabından bahse edeceğim.  Gülşen... hanımcığım etkinlik düzenlemiş olmasaydı belki bu yazardan hiç haberimiz olmayacaktı, köşede kuytuda keşfedilmeyi bekleyen diğer bir çok yazar gibi.

    Bir çoğumuz yeni yazarlara soğuk bakarız çünkü geneli sağdan soldan devamlı şu şöyle dedi bu böyle dedi diye tamamlar satırlarını hep bir hayalperestlik ve yaşanmamamışlık. Hele ki son zamalarda Whatpad yazarları kitapçıların raflarını doldurmuşken, bir çoğu saçma ve ergenlere hitab ederken, bazıları ciddi anlamda edebiyat kokuyur ancak bunları keşfedebilmek için ön yargılarımızı bir kenara bırakıp onlara da şans vermemiz gerekir.

    Hasan bey Isparta'da doğmuş asıl mesleği mimarlık olan ama hep hayalinde bir kitap çıkarıp yazar olmayı hedefleyen biri ve bunu gerçekleştirmiş. Zaman zaman internet  sitelerinde sosyal medyada şiirlerini ve denemelerini paylaşmış. 2016'da ise 160 sayfalık bir kitap da bunları toparlayarak bizlere sunmuş.

    Hasan K. Yazdığı şiirler için kendi yaşantısından ve duygularından oluştuğunu bunun yanı sıra empati kurarak yaşanmışlıkları benliğinde hissedip kaleme kağıda dökmüştür. Bu kitabında şiirlerde var şiirleri anlatan düz yazılar da kendi hayatından ve duygularından bahs ederken buluyoruz yazarı ve bir çok kez altını çiziyoruz cümlelerin aynı şeyi düşündüğümüzden yahut hissettiğimizden.
    Yazarın dediği gibi; "Kendinden bir şeyler bulmuştur her okuyan. Bazen umut olmuştur şiir, umutsuz bir yüreğe. Yaşamın kıyısındaki bir yüreğe arkadaş olmuştur. Yaşama tutundurmuştur. Umut kırıntıları serpiştirmiştir yüreklere."

    Beğendiğim kadar beğenmediğim yerlerde oldu elbette mesela "Yıllar sonra" cümlesinin sık sık tekrarı beni rahatsız etti, ve yine aynı cümle yahut duyguları dolaylı yollarla tekrarı. Tabi bu demek değil ki okunmaya değmez maddi bir gelir için yazdığını sanmıyorum bence tek isteği duygulara tercüman olmak duygularını paylaşmak. Hal böyle iken henüz yazar olmuş bu adama bir de biz destek verelim. Kendine olan güveni artınca ve beğenilince daha samimi ve cesur satırlarla buluşturacaktır bizi.

    Bence bir şans verilmeli ve okunmalı. Etkinlik için Gülşen ve yandaşlarına teşekkür eder Hasan beyin başarısının devamını dilerim. Kaleminiz susmasın...
  • Okumak değil, ne okuduğun önemli...
  • 144 syf.
    ·2 günde·Beğendi·10/10
    Okumak için geç kaldığım bir kitap, keşke okumak bende bir alışkanlık olmadan önce bu kitabı okusaydım çünkü o zaman bu kadar çok okumazdım ya da benim için bende bir zaman geçirme uğraşından öteye geçmeyen eserleri kaldırıp bir kenara atardım. Kitap bize gösteriyor ki aslında okuma alışkanlığı çoğu zaman düşünceyi geliştiren bir eylemden daha çok özgün düşünmeyi yok eden bir eyleme dönüşüyor okurda, başkalarının düşüncelerini fikirlerini benimseyip onlara inanıp hiçbir düşünceyi kendi kafamızdan değil sadece okuduklarımızdan alıp onların tellallığını yapıyoruz o da yetmiyormuş gibi kendimizi çok bilgili, ve zeki zannetmeye başlıyoruz. Oysa ki bir papağandan farkımız yok daha önce söylenenleri söyleyip sanki ilk söyleyen bizmişiz gibi davranıyoruz. Ya da hiç düşünmemiş, düşündüğünü dile dahi getiremiş bir yazarın çalakelem yazdığı eserlerde günlerimizi, dinlenerek düşünerek geçireceğimiz vakti heba ediyoruz. Schopenhauer kitapta diyor ki :Her insanın serbest zamanı tam olarak onun kendisi kadar kıymetlidir. Sanırım biz de o kelimele çöplüklerini okuyarak kendimizi kıymetsizleştirdik. Bu kitap bize nasıl okumalıyız, kimleri okumalıyız, okurken nelere dikkat etmeliyiz, neyi okumamalıyız gibi konularda yol gösteriyor. Kitapta da söylendiği gibi sayfayı doldurmak için yazılan hiçbir şey okunmaya değmez. Onun için ben de daha fazla uzatmadan diyebilirim ki bu kitap okumadan önce okunması gereken ilk kitap. İyi okumalar.
  • 484 syf.
    ·2 günde·1/10
    Sınavlara çalışmaya üşendiğim için 500 sayfalık kitabı 2 güne sığdırıp bitirdim. Kitap bir profesyonelin elinden çıktığı çok belli olan, ama içi fazla boş bir kitaptı. Birçok yazar tarihi gerçekliklerden yararlanıyor ancak gereksiz yere insanları vikipedi bilgisine boğmaya gerek yok. Ancak kendisi de belirli bir kitleye hitap ettiğinden fazla yargılamak istemiyorum. Her yazar kendi okuyucusunun kalitesini biliyor.

    Zülfü Livaneli neden Türk yazarların okunmaması gerektiğini anlatan bir yazar demek istiyorum ama belki bu artık Türkiye ile ilgili değil, tüm dünyada kitap kalitesi her gün düşüyor. Bu kalite düşüşü sadece oransal olarak değil, en iyi yazarların da kalitesi düşüyor.

    Akıcı ama okunmaya değecek kadar iyi bir kitap değil. Eğer bir gün uçak yolculuğuna çıkacaksanız yol için alın okuyun. Başka türlü zaman kaybına değmez.
  • Merhabalar Efendim....!!

    Kahveleri Hazırlayın...!
    {Ç News} Kitap Fuarı Özel Yayını Başlıyor...!

    Kocaeli kitap Fuarı ve Ben adlı Yazıma Hoş Geldiniz :)
    Uzun ama çoook uzun bir yazı oldu baştan belirteyim. Normalde bu kadar uzun olmayacaktı. Ne ara uzadı bende bilmiyorum.. :)

    Fuar'a iki defa gittim. İlkin de 2 saat, ikincisin de 4 saat gezdim. 4 saat biraz biraz yetti. Bence en az 6 saat lazım :) sadece kitap almıyoruz ki, muhabbetimiz bol bizim.. :)

    Bugün Asıl maksadım bu alanda toplanan sahaflardı. Yalnız o kadar sahafın içinde gerçekten işini yapan sahaf sayısı beş'i geçmez. Her kitap okunmaya değer mi? (Bence) Değmez tabi ki. Zaman önemli. Zaman geçiyor ve bunu iyi kullanmak lazım. O yüzden seçebildiğimiz kadar iyi kitaplar seçmeliyiz.

    Fuar kitapların dışında bana keyifli sohbetler kazandırdı. Öncelikle Nostalji Sahaf, Türkiye İş Bankasın da ki görevli arkadaşlar, şans eseri denk geldiğim ileri yayınlarında ki arkadaş. (ileri Yayınlarını takip etmişliğim yoktur ya da okumuşluğum. Koskoca 5 metrelik bir Mustafa Kemal'in askerleriyiz standı haliyle dikkatimi çekti ve uğradım.) YKY'ye uğradım fakat sohbet ettik onun dışında bir şey alamadım. Daha devamı var.. Bu fragmandı :)

    Sohbet tadında yaptığım alışverişlerden bakalım neler almışım. İlk önce sahaflardan başlayalım;

    Atatürk'ün Hatıra Defteri (Türk Tarih Kurumu)
    Cem Karaca Kitabı (Ada Müzik)

    Bu iki kitabı adını hatırlamadığım bir sahaftan aldım ve çok temizler. Özellikle hatıra defteri el değmemiş resmen. İçinden de Anıtkabir den alınmış güzel bir kartpostal çıktı. Bu iki kitabı 30 TL'ye aldım. Çok uyguna geldi. Basımları yok çünkü. Sahaf'ın ne sahibi ne de çalışanı nazik değildi. Gözüme ilişti kitaplar aldım ve çıktım.

    https://ibb.co/jxPzMJ

    Yine adını hatırlamadığım bir sahaftan;

    Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları'na Ait olan,

    Gelibolu ve Arıburnu kitaplarını aldım. Bu iki kitap bana çok uyguna geldi. Hem satışları yok hem de ciltli ve üzerlerin de özel bir şömiz kaplama mevcut. İkisini 35 TL'ye aldım. Normal de Tek bir kitap 36 lira zaten :) sıfır el değmemiş tertemiz kitaplardı. Sahaf ilgili ama kapanış saati geldi diye aceleci idi. Yenisinin Internette 21 TL olduğu Murat Bardakçı kitabına 25 TL istedi. Çok dedim. Sen bilirsin. Evet ben çok bilirim dedim çıktım :)

     https://ibb.co/bsYFvd

    Gel gelelim Nostalji Sahaf'a. Bu abi'yi çok sevdim ve uzun uzun sohbet ettik. O kadar çok durdum ki artık insanlar çalışan olduğumu sandı ve kitap sormaya başladılar. :) İkinci kez gittiğim de daha çok sohbet ettik onu da anlatacağım...

    Şimdi ilk seferden üç kitap aldım.

    Yaşar Kemal - Ağrı Dağı Efsanesi (YKY)
    Aziz Nesin - Yaşar Ne yaşar Ne Yaşamaz (Adam)
    Aziz Nesin - Surname (Adam)

     https://ibb.co/dtthad

    Çok cüzi bir miktar verdim bu kitaplara. 20 TL :)

    Sahaf gibi sahaf. Çok sevdim kendisini. İkinci kez gittiğimde daha çok kitap aldım ve daha çok sohbet ettik. Bir de kaset aldım.. :)) neyse onun hikayesi sonra..

    Bunlar ilk gittiğim de yaptığım kitap alışverişleri idi. Kısa bir fuar değerlendirmesi yapayım ;

    Fuar'un bulunduğu lokasyon ücra bir yer değil. Her türlü otobüslerin geçip gittiği, zaten etrafı avm olan bir yer. Fuar alanı çok büyük. Sahaflar ayrı yerde, normal yayın evleri  ayrı yerlerde kümelenmiş. Anladığım kadarıyla bundan önceki senelerde kim nerede ise bu yılda aynı yerinde. Park yeri yeterli. İki sefer gittim ve sorun yaşamadım. Güvenlik iyi. Özel güvenlikler yerine polisler güvenliği sağlıyor. Havalandırma ve Yürüme alanı iyi kimse ile çarpışmadım :) Sadece gerçek Sahaflar daha fazla alanda hizmet verebilirdi. Bazı sahaf adı altında kitap satanlar vardı ki evlere uzak. Şaka gibi. 100 kitap yok. İki sefer de de aynı manzara ile karşılaştım.. Neyse biz ikinci seferimize geçelim ve daha sonra son bir değerlendirme yaparız.

    Bugün çok fazla kitap aldım. Merak edip aldıklarımın yanında, listeye eklediğim kitaplarda vardı.

    İlk iş olarak Nostalji Sahafa tekrar gittim. Selam verdikten 2 saat sonra falan ayrılabildim. İlk yarım saat'te kitapları seçtim. Ondan sonrası muhabbet oldu.. Hatta o kadar uzun durdum ki artık insanlar benden bir şeyler istemeye başladı. Dert yananlar kitap arayanlar. Onun dışında plak, kaset, cd de satıyordu.. Bolca kaset dinledim. Ac/Dc, Metallica, Nirvana, Sepultura, Overkill, Gun' s Roses.... Ve daha niceleri..
    Çok keyifliydi.

    Aldığım kitaplar;

    Büyük Atatürk'ten Küçük Öyküler 1-2 (Can)
    A'dan Z'ye Yaşar Kemal (YKY)
    Nazım Hikmet;
    Kuvayı Milliye,
    Memeleketimden İnsan Manzaraları (YKY)
    Aziz Nesin;
    Nah Kalkınırız,
    Bay Düdük,
    Rıfat Bey Neden Kaşınıyor,
    Tatlı Betüş,
    Sosyalizm Geliyor Savulun, (Adam Yayınları)
    Şimdiki Çocuklar Harika (Nesin Vakfı)
    Sosyalist Gözle Sanat Ve Toplum (May) (Denk gelen bir kitap ince bir şey ama açtığım her sayfası bağladı beni. Verdiği mesajlar güzeldi. Merak edip aldıklarından.)

     https://ibb.co/kMYuoy

    Ve bunlara ek olarak, hellboy ÇizgiRoman'ını aldım. Tamm bir koleksiyonluk. Matbaa'dan kesilmeden ve kapak takılmadan çıkmış. Tam sayfa. Sayfaların üstü bile tırtıklarından ayrılmamış. Koleksiyon olsun diye aldım. :)

    https://ibb.co/mqDr1J

    Bunlara ek olarak bir de kaset aldım. John Lennon'ın Imagine Albümü.

    1988 Yılına ait ve tertemizdi. Çift kaset. Evde walkman im var dinlerim nostalji olur dedim aldım.. Eve geldim ama walkman çalışmıyor. İçindeki kaset çalar lastiği gevşemiş. Neyse ki basit bir şey ama ben walkman almaya karar verdim. Dün ilanlara baktım ve Sony walkman 10.yıl edisyon olan walkman satışa girmişti. Nadide bir parça idi ama alamadım satıldı maalesef. Sağlık olsun. Ne walkman i diyenler olabilir lakin yeri ayrıdır. :) üzgünüm... Çok değerli bir bir kasetçalar dı :(

     https://ibb.co/fay5vd

    Kitap, Çizgiroman ve kaset'e bana göre çok cüzi bir miktar ödedim. Bütün her şeyi 100TL'ye aldım.. :)

    Daha sonra bir kaç sahaf daha dolaştım. Ama pek ısınamadım ve son kez Şibumi'nin ilk basımını aramaya koyuldum. Bir yerde rastlamıştım
    Alamamıştım. Tekrar gittim ama satılmıştı. Yoksa burada ne kıskançlıklar olacaktı.. Ah ahh.. :) Sahaf Abimiz de neyse, yazmayayım. Para kokluyor resmen. Kitaplara verdiği rakamlar efsane. Satışı yok, 100 lira.. Yahu 10 gün sonra satışı olacak.. Hint kumaşı değil ki? Milleti sömürmek için uğraşanlarda var tabii...!!

    Oradan çıktım dedim normal yayınevleri'ni dolaşayım. Fuar'a gidenler bilir Internet fiyatlarından daha pahalıdır yayınevleri burada. Klasik %20-25 indirim uygularlar. Yanı fuar diye ucuza almaya gitmeyin :)

    İlk durağın Ötüken oldu. Yüzleri gülen güzel insanlar vardı. Kitapları almam 44 saniye sürdü. Aklımda olanları aldım çünkü. Dedim şunu şunu ve şunu istiyorum. Arkadaşın yüzünde gülümseme. Tabi. Dedim 1 dakika da bu kadar kitap hiç satmadın değil mi :)

    Aldığım kitaplar;

    Cengiz Aytmatov'un Kutulu Kitap serisi vardı. İçinde 10 kitap var. Onu aldım. Hepsini yazamayacağım, liste bu;

    https://ibb.co/c40kvd

    Nihal Atsız - Deli Kurt
    Ziya Gökalp - Türkçülüğün Esasları
    Ve Bismark... (Merak ederdim kendisini iyi denk geldi)

    Toplu olarak bakarsak görünüm şu şekilde;

    https://ibb.co/nzSb1J

    Aldığım bu kitaplar da Ötüken %40 yaptı sağolsun. Geçen hafta yaptığı indirimi devam ettirmiş. Ben ötükenle Mehmet sayesinde tanıştım. Bir kaç kitap vardı ama öyle takıldığım baktığım bir yayınevi  değil. Görüş olarak çok şey taraftalar o yüzden. Ben iki türlü de yanlı yayın yapan yayınları çok tercih etmem. Karışık yayın yapanlar benim için daha iyidir. Neysem..

    Ötüken'den sonra Türkiye İş Bankası Yayınlarını ziyaret ettim.. Burada ki arkadaşla yarım saatten fazla muhabbet ettik. Sonra bir hacı amca geldi. Efsane bir amca :) Kazım Karabekir in kitaplarını arıyordu. Bir kaç kitap önerdim. Oho dedi onlar var tamam başka? Dedim nasıl başka :) e sen kulağına küpe takmışsın, sonra kaşına takmışsın, kulağının arkasına da takmışsın dedi. Bak çeşitlendirmişsin dedi. Bir tane yetmemiş dedi. Bende farklı kitaplarını arıyorum dedi eheheh. Biz başladık gülmeye. Bu kadar iyi bir örnek veremezdi herhalde. Amca Rizeli. Telefonundan kütüphanesini gösterdi. Net söyleyeyim İş Bankası Yayınları'nın standın dan daha fazla kitap vardı. Muhtemelen kitap sayısı 3 ile 4 bin arasında. Kütüphane gibi ev :) çok güzel sohbet ettik amca ile sonra o gitti.. Alacağım bir şey yoktu ama yine aldım üç kitap..

    Resim Harp Tarihi - I. Dünya Savaşı (Bunun II. Dünya Savaşı olanı bende zaten vardı. Bir ara I.sini aradım bulamamıştım. Ya da 3 4 gün sonra gönderim seçenekli idi almamıştım. Görmüşken alayım dedim. Efsane bir kitaptır tavsiye ederim. Fotoğraflarla desteklenmiş harika bilgiler vardır. Şimdi takımı tamamladım.)

    Talat ve Enver Paşaların hatıralarını aldım. (Çok kalın olmaması ve Ekstra bilgi edinebilmek için aldım..)

    https://ibb.co/c3DVvd

    Daha sonra YKY'ye Geçtim ama bir şey almadım. Sadece biraz muhabbet ettik orada ki arkadaşla. Sonra ayrıldım. Biraz dolandım neler var neler yok diye. İlgimi çeken çok fazla yer yoktu. Sonra Mustafa Kemal'in Askerleriyiz yazılı 5 metrelik koskoca bir stand gördüm. Yukarı doğru 5 metre ama fuar'ın sonlarında yer bulmuş. Dedim siz kimsiniz :) İleri Yayınları imiş. Hiç bilmediğim bir yayın. Bu da Ötüken gibi sanırım, kendi yayın politikasına göre uç görüşlerde yayın yapıyor. Takip ettiğim ya bir kitabını almışlığım yoktu. Ama güler yüzlü iyi insanlardı. Hepsi ile bir şeyler konuştuk. Çok ilginç kitaplar çıkardı. Ülkemiz de hiç çevrilmemiş ama önemli kitaplar. Neyse önerdiği kitaplardan bir tane seçtim... Meraktan aldım bu kitabı da :)

    Transkafkasya İçin Mücadele

     https://ibb.co/bSvMJy

    Dedim kitap iyi çıkmazsa yakana yapışırım :) okuyunca göreceğiz...

    Oradan bir bakış attım. Kaynak yayınlarını buldum.. Dedim bir bakayım.. Gözüme ilişen bir kaç kitap denk geldi aldım. Bunlar hep çeşitlemek amaçlı yaptığım işler :)

    İlker Başbuğ - Nasıl Bir Türkiye
    Osmanlı'da Sosyalizm Türkçülük ve İttihatçılık (Kitabın adı bile albenili. Merak ettim)
    Feroz Ahmad;
    Ittihat Ve Terakki,
    Ittihatçılıktan Kemalizme,
    Modern Türkiye'nin Oluşumu

    https://ibb.co/bCfcrJ

    Son alışverişim bunlar oldu. Burada da biraz sohbet ettim ve artık kapanıyordu fuar. Dört saatlik bir kitap gezisinin sonuna gelmiştim.

    Bir kaç özel baskı poster ve ayraç aldım.
    Poster 1 https://ibb.co/kaTK5d
    Poster 2 https://ibb.co/f0FtWJ
    Poster 3https://ibb.co/kSU95d

    Kitap Ayraçları ;
    https://ibb.co/ieH1Jy

    Daha fazla gezip daha az ya da çok kitap alınabilir ya da hiç alınmayabilir. Sadece o ortamda bulunmak binlerce kitap arasında dolaşmak bile ayrı keyfili. Fuar alanı'nın ekstra olarak sunduğu ne var-yok bilmiyorum. Onlara bakamadım. Araçları ile gelmeyenler için otobüsler, ring ler vs var sanırım tam bakamadım ama bu konuda ulaşımı kolaylaştırmışlar.

    Yayınevi Fiyatları: Internet fiyatlarından %5 az ya da çok. Farkı yok. İndirim için gitmeyin. Hüsrana uğrarsınız. Bu bütün fuarlar için geçerli.

    Sahaflar : çok fazla varlar evet. O kadar sahafı aynı anda görmekte güzeldi. Ama benim seçebildiğim kadarı ile işini layıkıyla yapabilen sayısı 6 yı geçmez. Diğerleri ya sizi soyma peşinde ya da çok fazla (en azından bana göre) kitap satmaya çalışmaktalar.. Tarih kitaplarına çok yöneldim ama çok az rastgeldim ve alamadım. Bunların içinden en keyiflisi tabi ki Nostalji sahaftı. Bir sonraki yıla daha değişik şeyler yapacağını söyledi. Balat'ta ki dükkanına da gideceğim. Sohbetimizi yarım bırakacak değiliz... :)

    Çok ama uzun yazdık. Umarım biraz fikir oluşturmuşumdur. Çok fazla kitap aldım. Daha fazlasını da alabilirdim. Ne kadar gezerseniz ve ne kadar bütçe ayırırsanız o kadar çok şeyle evinize dönüyorsunuz.

    Bizi dinlediğiniz için teşekkür ederiz..!!

    Sağlıcakla kalın..

    {Ç News}