Onun dünyasındaki anne babalarla çocukları birbirlerine böyle sevgi gösterilerinde bulunmazdı. Bu durum, varoluşun en yüce hallerine daha üst sınıflarda erişildiğinin göstergesiydi. Bu dünyaya attığı kısacık bakışta gördüğü en güzel şeydi bu. Martin bu sevgi gösterisine hayran kalmış, kalbi şefkat dolu bir duygudaşlıkla eriyip gitmişti. Ömrü boyunca sevgiye hasret kalmış, tabiatı gereği hep bu duygunun açlığını çekmişti. Varoluşunun organik talebiydi bu. Heyhat, arzuladığı şeyi hiç bulamamış, bu süreçte de kabuğu iyice kalınlaşmıştı.
İşte son vazifemiz! Senin iç çehreni, ne riyakâr âşıklarından, ne de sahtekâr düşmanlarından öğrenecek değiliz. Seni canhıraş saffet ve samimiyetle seven, sevmek isteyen, anlayan ve anlatmak isteyen bizdik; bu görme ve gösterme
ehliyeti yalnız bizim kalbimizdeydi. Fakat sen o kalbin, bütün milletin kalbiyle beraber, bir ucundan öbür ucuna şiş geçmesine müsaade ettin! Buna rağmen son ümidimiz yine sensin! En büyük ıstırap ermişliği içinde, dudaklarımızda yakıcı bir tebessüm, bildiriyoruz ki, bizi yakan ateşi senin ellerin tutuşturmuş bile olsa onu söndürmeye istidadı, yine senin ellerinden başka kimsede mevcut değildir.
Heyhat ki; Menderes son ümidimiz yine sensin; ve en büyük bir şeyimiz, dostumuz veya düşmanımız olup olmadığını göstermek, bize değil, sana düşüyor!
Bir kuyruklu yıldızı ölüm kapıya gelmiş
gibi yorumlayan cehalet, iç dünyasında Allah'la, kendisiyle, insanlarla barışık olmayanların galeyanlarını kamçılamıştı anlaşılan. Dürüst olamayan nefisler bir kuyruklu ile sarsılmış, pismanlık gözyaşları bile döküyorlardı. Heyhât!.. insan bilmediğinden korkuyordu..