Sahip olmadığımız şeylere bakarken, “Benim olsaydı nasıl olurdu?” diye düşünme eğilimindeyizdir ve işte böylece yokluğu hissederiz. Oysa bunun yerine sahip olduğumuz şeyler için sık sık şunu düşünmemiz gerekirdi: “Bunu kaybetsem ne olurdu?”
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Çok kez deniz kıyısında uyanma fırsatım oldu. Tivat’tan Adriyatik körfezini görebileceğim bir yerde konaklamıştım. Halkidiki’de Sani Asterias balkonundan Ege denizini, Portofino’dan Akdenizi, Plymouth’dan Manş denizini, Tallinn’de Baltık Denizini şafakta izleme şansım oldu. Fakat Zonguldak-Karadeniz kadar hiçbiri etkilemedi beni bu denli. Burada deniz, bizi okyanus taklidi yaparak kandırmaya cüret ediyor. Gece girdiğim odada uzun ve korkutucu bir karanlık görünüyordu penceremden. Günün aymasıyla beraber, gökyüzü, dalgasız bir deniz ve ufuk çizgisinden başka bir şey olmayan çıplak bir manzarayla karşı karşıya kaldım. Nefes kesici ve beklenmedik bir deneyimdi. Tam olarak bu noktaya bir otel dikilerek herkesin bu eşsiz manzaradan nasibini alma hakkının engellendiğini düşünerek bir iç tartışmanın fitilini ateşlesem de, bu güzelliğin tadını çıkarmadım desem yalan olur. Hele ki erdem üzerine yazılmış bir Eflatun kitabı okuduğum sırada. Protagoras önsözünü iki gün sindirdiğim bir felsefe içeriği oldu. Prof. Nurettin Şazi Kösemihalin kaleminden 1943 yılında çıkan bu öneözün yanında, 15 sayfalık bir çözümleme metni ve kitabın en başında da eski yunan isimlerinin yazılışı ve okunuşu için özenle hazırlanmış bir transkripsiyon metni. Milli Eğitim Basımevinden çıkan bu Batı Klasikleri eski baskılarını yıllardır toplamaktayım. Ömrüm yettiğince de birkaçını daha bulabilmek ümidindeyim. Gün, eflâtuni perdeyi kaldırıp aydı.