Ama şimdi! Kötü insanların sizi yıpratmaları yetmiyormuş gibi, oraya sefil, ahlaksız bir adam gelip sizi gücendiriyor. Üzerindeki frakla hindi gibi dikiliyor, altın kelebekgözlüğüyle size bakan o utanmaz, her şey onun elindeymiş gibi, edepsiz ağzından çıkanları dinlemek gerekliymiş gibi davranıyor! Yeter ama artık, değil mi güvercinim! Peki neden oluyor bütün bunlar? Siz yetim olduğunuz için, siz savunmasız olduğunuz için, yanınızda kimse olmadığı için; sırtınızı dayayacağınız güçlü bir dost olmadığı için. Peki bir yetimi bir hiç için gücendiren bu insanlara insan mı dememiz gerekir? Sefil bunlar, insan değil, sadece sefil; onlar insan değil, görünüşte öyleler sadece, buna inanıyorum ben. İşte böyle bu insanlar! Ve bence, bir tanem, işte bugün Gorohovaya'da rastladığım laternacı, onlardan daha çok hak ediyor saygıyı. Bütün gün dolanıp yoruluyor, boğazına girecek bayat, kalitesiz bir lokmayı bekliyor, ama böylece kendisinin efendisi oluyor, kendi kendine bakıyor. Sadaka istemiyor; insanların keyfi için, kurulmuş makine gibi çalışıyor... İşte, “Elimden geldiği kadarıyla, mutluluk getireyim,” diyor. Dilenci, bir dilenci o, açıkçası, bildiğimiz dilenci; ama yine de soylu bir dilenci; yorgun, üşümüş, ama yine de çalışıyor, kendince de olsa her şeye rağmen çalışıyor. Bir sürü şerefli insan var, canım, emeklerinin karşılığını alamasalar da, kimseye boyun eğmeyen, kimseden ekmek istemeyen insanlar var. İşte ben de onun gibiyim, bu laternacı gibi, o değilim tabii, hiç onunla aynı değilim, ama kendi fikrimce, tıpkı
onun gibi soylu, terbiyeli bir tavır içindeyim, gücüm yettiğince, yani yapabildiğimce çalışıyorum. Daha fazlası gelmiyor elimden; ama yapacak bir şey yok.