Yazarın okuduğum ikinci eseri olan Beyaz Gemi, Kırgız halkının savaş yıllarındaki ruhsal çatışmaları ile geleneğin, kültürün modern yaşamla çatışmasını, yoksulluğu, yozlaşmayı, insanın doğayla ilişkisinin yazarın bu kez masalsı bir anlatımla sunduğu oldukça katmanlı bir romanı diyebilirim.. Roman isimsiz bir çocuk kahramanın gözünden anlatılsa da karakterler, hikaye ve anlatılmak istenenler dengeli bir dağılımla eşitlenerek romanın katmanlarını akıcı ve sade diliyle birlikte görünür hale getirmiş.
Roman, anne ve babası tarafından terk edilmiş ve dedesi Momun'un yanında yaşayan bir çocuğun hikayesini anlatıyor. Doğada vakit geçiren, dedesinin gölün kenarında taşlarla çevirdiği gölette yüzen, uzakta bir gemide babasının olduğunu düşünerek dürbünle o gemiyi izleyen ve balık olup yüzerek yanına gittiğini hayal eden bir çocuk.. Yazarın onu anlattığı kısımlarda insanın doğayla olan ilişkisi ve masumiyeti çok iyi hissediliyor.
Bu çocuk kahraman, köye gelen bir tüccarda bir çantayı çok beğeniyor. Okula başlayacağı için ihtiyacı olacağını düşünen dedesi çantayı satın alarak onu mutlu ediyor. Oldukça uzakta bulunan okula atıyla götürüp getirirken hikaye Momun dedeye odaklanarak ilerlemeye başlıyor.
Romanın çok iyi düşünülmüş bir kurgusu var. Akıcılığının bir nedenini de, konusu, temaları ve sembollerinin düzenli ve çok iyi harmanlanmış şekilde ilerliyor olmasına bağlıyorum. Örneğin, romandaki ağırlıklı sembollerden biri Boynuzlu Geyik Ana efsanesi, Momun dedenin torununa anlattığı bir masal olarak aktarılırken, bu efsanenin Kırgız halkıyla ve yaşamlarıyla ilişkisi; diğer her bir sembolün karakterler gibi ana unsur olarak işlenmesi eseri etkileyici kılıyor.
Çocuk kahramanın çantası, Beyaz Gemi, dürbün, Boynuzlu Geyik Ana, marallar, doğa, göl, orman gibi sembollerin her biri en az
İnsanın çocuksu, temiz vicdanı tohumun içindeki öz gibidir. Bu öz olmadan hiçbir tohum gelişemez ve bizleri ileride ne beklerse beklesin, insanlar yaşadıkça hak, doğruluk denen şey de orada var olacaktır.