instagram.com/livethemomenth?...
#ilberortaylı ️
Tarih denildiğinde ilk akla gelen isim İlber Ortaylı, Türkiye’nin gündeminden düşmeyen anayasa tarihimizden seçimlere, Birinci Dünya Savaşı’nın acı sonuçlarından İkinci Dünya Savaşı’ndaki denge politikasına, Enver Paşa’nın komutanlığından İsmet İnönü-Adnan Menderes çatışmasına, İran, Irak, Suriye ilişkilerinden ABD, Rusya ve Avrupa Birliği politikasına, askeri darbelerden eğitim sistemimize kadar birçok konuda yakın tarihimizin dönüm noktalarını farklı bir bakış açısıyla ve sıra dışı analizleriyle ele alıyor.
Türkiye’nin Yakın Tarihi Türkiye’nin son yüzyılda geçirdiği değişimlerin arka planını merak eden okurlar için kaçırılmaması gereken bir kitap.
Kitaptan Alıntılar:
"Okuma alışkanlığı için galiba iyi bir eğitim ve insanların yalnız kalmayı sevmesi baş şarttır."
"Arapça diyanette çalışanlara bırakılmış, bilgisizlikle övünüyoruz."
"Herhalde en geçersiz politika "bize ne" ciliktir. Çünkü böyle bir lüksümüz maalesef yok; biz karışmasak da birileri bize karışacak gibi."
"Dünyada hiçbir göçmen geldiği memleketi tamamen sevemez, eskisini özlemeye devam eder."
"Bizim ülkemizde ve zihniyetimizde yakın tarih, araştırılıp yazılacak bir konu olmalıydı; oysa yaşlıların gençlere aktardığı anı ve dedikodulardan ibarettir."
https://1000kitap.com/yazar/Ismet-Ozel'in Müslümanın hayata, kendine, dünyaya,ahireti anlama ve anlamlandırma yolunda dünyaya, teknolojiye, tarihe, bilime bakışının nasıl olması gerektiğini anlattığı makalelerden olusuyor kitap.
Yazarın deyimi ile
"Müslümanlar kendi muhtevalarını yeni baştan kavramadıkları sürece ne kendileri dışında kalanlara kimliklerini gösterebilecekler, ne de sadece müslümanlara mahsus olan davranış biçimlerini etkinlikle ortaya koyabileceklerdir."
Yani müslüman hayatı Kuran ve sünnet bakışı ile kavramalı diyor.
Bu kapsamda da yazar
"Bir şeyler yapmakta gösterdiğimiz gayreti, bir şeyleri anlamakta göstermiyoruz." diyor ve ekliyor;
"Bakmak için algılarımız yeter, görmek içinse salim bir kafa, ayıklık, şuur gereklidir." ayrıca şuurlu müslumanın
"İslâm dairesindeki kişi hayatın yeni anlamlarını keşfe çıkmaz,
yalnızca hayatın anlamını öğrenmeye çabalar." diyor İsmet Özel satır aralarinda.
Kitap da yazarın bahsettiği hayatın anlamını ögrenme çabalarına iliskin bakış açıları veriyor.
Eseri severek okudum.
Yazarın Tahrir Vazifeleri eserinden farklı olarak makaleler direk Müslüman bakış açısını anlatıyor.
Herkesin severek okuyabileceğini düşündüğüm bir eser.
103.sayfa da
"Neden müslümanlar tek ve bütünleşmiş bir güç halinde değiller de küçük veya büyük bazı adacıklar halinde varlıklarını devam ettirmek, seslerini duyurmak ve sözüm ona "hizmet'lerini sunmak çabasındadırlar? özüm ona "hizmet'lerini sunmak çabasındadırlar? (Sözüm ona hizmet deyişim, kimsenin yaptığını küçümsediğimden değildir. Şu anda ve bugüne kadar bu bölük pörçüklük içinde yapılmış ve
yapılmakta olanlar, bir arada işe gi-rişildiği zaman ortaya çıkacak olanların yanında öylesine küçük ki) "
Yazarın bu görüşüne katılmıyorum.
Yazar da farklı
Beni okuma etkinliği ile (#57154274) https://1000kitap.com/yazar/Ismet-Ozel ve eserle tanıştıran https://1000kitap.com/gnc_ert Hanıma teşekkür ediyorum.
Yazar kitabı şöyle nitelendiriyor;
Benim masalım kısaca şöyle: «Bir varmış bir yokmuş. Bir şair İsmet Özel varmış. İyi şiirler yazarmış. Nasıl olmuşsa bu İsmet bir gün komünist olmuş. Derken efendim, bir komünist olarak da iyi şiirler yazmayı başarmış ve hattâ böylelikle yıldızı parlamış. Gel zaman git zaman, ismet Özel 'in duyguları, düşünceleri, inançları değişmiş (masalın her varyasyonunda bu değişmenin sebepleri muhtelif) ve
müslümanlığı bir hayat yolu olarak benimsemiş.
Ama işe bakın ki adam iyi şiirler yazmaya devam etmiş. Eh, o erdiyse muradına, biz de çıkabiliriz kerevetine».
Yazar hayat serancamesini anlattığı bu kitapta hayatını şöyle özetlemiş;
"Benim masalımda üç önemli kelime var: Şair, komünist, Müslüman"
Yazar kitabın ithafını şöyle belirtmiş;
"Bu kitabı, intihar eden birkaç arkadaşıma ve paranoyadan, şizofreniden mustarip birçok arkadaşıma ithaf ediyorum...''
İsmet Özel'i ilk defa okumaya başlayan biri olarak hayatını anlatan bu kitap ile başlamamın isabetli olduğunu düşünüyorum.
Mütevâzı bir çalışma...
Gaye Müslüman gençliğin aynı fikir etrafında birleşmesi ve ilim-amel-ihlas üçlüsü etrafında yeni bir dünya kurmanın haberini vermek...
Üstat Necip Fazıl Kısakürek 'ın Büyük Doğu ruhundan intişar eden, Salih Mirzabeyoğlu 'nun İbda fikriyatıyla temas ederek Mevlana'nın pergel metaforundan hareketle önce "kendimizi bilmek" ve kendimizden neden uzaklaştığımızın şuuruna varmak... Ötesi başka dünyalara açılmak, ama "olmadan oldurma" davasına kapılıp da maliki olmadığımız şeyin iddiasına sahip olma garabetine düşmemek...
İsmet Özel'in sözü kulaklarımızda:
"Allah insanı iddiasından vurur!"
Allah tüm Müslüman gençliğe yaptığı işleri anlamlı kılması ve ona ihlas libasını giydirmesini nasip etsin...
Matbu olarak da bulunan ve İhsan Şenocak Hocanın da
maddi ve manevi destekleriyle var olan Akıncı Fikir Dergisi her türlü tenkit ve tavsiyeye açık olarak siz kardeşlerimizin duasına taliptir.
" Yol onun,varlık onun,gerisi hep angarya
Yüzüstü çok süründün ayağa kalk,Sakarya! "
Dergiyi pdf üzerinden okumak için:
drive.google.com/file/d/1CAD33tu...
Devam...
Kurulmuş olan Kafir Algoritması'nda, Türkiye'nin konumu ne? İşte bu hususu müzakere ediyoruz. ("Türkiye demekle ben demek arasında bir fark göremiyorum" diyor İsmet Özel)
"Kendimi aldatmadığıma önce kendimi inandırmalıyım." ifadesini çekinmeden telaffuz eden bir kimse, en azından bu itirafı paylaşabilecek kadar, aldatılmaktan yalıtılmış bir insan tekidir diyebiliriz. Aldatılmaya alışmış olan topluluk, aldatmayı öğrenir. Bu öğreti evvela bireyin kendi beynine tatbik ettiği bir öğrenim. "Acaba beynim beni aldatıyor mu?" sorusunu sormak yerine, "acaba beynim beni kaçıncı kez aldatıyor?" sorusunu sormak, sanıyorum daha isabetli olacaktır. Zira toplum olarak aldatılıyoruz.
"Kafir ve Mümin" ayrımında olduğu gibi; "Düşman kafirdir" deyip, kestirip atmayan İsmet Özel, "Kurtuluş İslamdadır" diyerek cümlelerini noktalamıyor. Bir önceki incelememizde ( #54471127 ) izah ettiğimiz gibi; "Kafirden daha tehlikeli olan şey, kafirin kurmuş olduğu düzendir" anlayışının bir devamını görüyoruz burada.
"Müslüman'dan daha diri olan şey, seçkin Müslümandır!" söylencesi karşılıyor bizi. Peki nasıl oluyordu seçkin Müslüman?
İsmet Özel'e göre iki sınıf Müslüman vardı. 1. Sınıf Müslüman ve 2. Sınıf Müslüman. Lüzum görmüyor 2. Sınıf Müslüman'ı uzun uzadıya yorumlamaya. Olayın merkezinde 1. Sınıf Müslüman, yani Seçkin Müslüman var.
Seçkin Müslüman odur ki; üzerimize çökmüş olan mekanizma gölgesinde; neyin lehimize yahut neyin aleyhimize olduğunu kavrayabilecek ve durumun icab ettiği şey ne ise o biçimde mukavemet edebilecek.
Mesele topyekun reddetmek değil asla. Bizler reddederek, İslam'ın gerektirdiğini icra etmiş oluruz sadece. Seçkin Müslüman olmak içinse, sisteme gedik açmanın yollarına aramak gerekir. Açılan gedikten; bir hamlede çarkı kırmak
Her şeyden önce şunu netleştirelim;
Dünyada iki farklı insan var. İlki biz, yani Müslümanlar, diğeri ise kafirler.
İsmet Özel'in kitaplarında en çok rastladığımız kavramlardan biri de "kafir" kavramıdır. Ona göre; "Kafire kafir dememek, kafirin kafir olarak kalmasına razı olmaktır"
Özümüzü de tanıdığımıza göre, sıra düşmanımızı tanımaya gelmişti. "Düşmanımız kafirlerdir!" demek, İsmet Özel'e göre çok sığ, çok basit bir yaklaşımdır. Kafirden daha tehlikeli olan şey, kafirin kurmuş olduğu düzen ve sistemdir. Diğer bir adıyla "mekanizma"dır. Zira kafir; telkinleri ile bizi kendi safına çekemez. Fakat kültürümüze nüfuz ederek, bizleri kafir edebilir. Zira Alemlere Rahmet Olan Efendimiz (s.a.v) "Her kim bir kavme benzemeye çalışırsa onlardandır" buyuruyor.
Düşmanı izah etmeye gerek duymuyor İsmet Özel. Düşmanın eylemlerinden haberdar ediyor bizleri. Batı'nın ikame ettiği "insan"dan bahsediyor. Sonrasına ise bizlere dönüp; insanın aslını beyan ediyor.
İnsan aldandı ve aldatmaya başladı. Tüketti ve tükendi. Yıkıldı ve yıkıma yeltendi... "Hastaneler hastalık, mektepler cehalet, mahkemeler zulüm, piyasalar yoksulluk üretti."
Kısacası mekanizma bugüne değin işledi ve işlemeye devam ediyor. Savaşacak kadar cesareti olanlar, esarete başkaldırdı.
Distopya algımız; George Orwell'ın 1984 'ü ile şekillendi. Halbuki Jean Baudrillard 'ın Simülasyonu çoktan kurulmuştu. Oluşturulan distopik sistem, ütopik bir muşamba ile gizlenmişti. Big Brother'ı görebilenler ikna olmuştu buna. (Truman Show'u izleyenler, taşları gediğine koyacaktır. İzlemeyenler ise izledikten sonra kavrayacaktır)
Starbucks'ta, Ristretto Bianco yudumlarken, elindeki İPhone X telefon ile Twitter'da "Kahrolsun Kapitalizm" yazanların iştirak edebileceği