Ve son...
"O içkiyi herhangi bir kimse içebilirdi. Hatta... ben bile!" "Bundan daha da korkunç bir ihtimal vardı. Bunu düşünemediniz." "Efendim?" "Kokteyli ben de içebilirdim!"
Alıntı
BÂDE:
Bâde: Şarap. İçki. Kadeh... Ba’de: Sonra... Bâdî: Geçici. Havaya veya rüzgâra ait... Bâdî’: Deniz içinde olan ada. Et. Deri... Bâdî: Sebeb. İllet. Mûcib. Vesile. Zahir ve aşikâr olan. Halkeden. Hâlık. Yaratan... Bâdia: Derisini ve etini yarıp kanatmış olan, fakat kanı çıkmayıp akmayan baş yarası... Bâdih: Beklenmedik ziyaret. Erkek ziyaretçi. Birdenbire vuku bulan. Ansızın... Bâdihe: Beklenmedik hâdise. Kadın ziyaretçi. Birdenbire gelen ilham... Bâdin: Şişman, bedeni büyük, iri vücutlu... Bâdiye: Sahra. Çöl. Kır. Ova.
Vâridât: Nasreddin Hoca’nın Eşeği, ″NASREDDİN HOCA’NIN HİMMETİ″ başlıklı bölüm, İBDA Yayınları
Lûgatçe
Reklam
HİMAR, HAMMAR, HAMÎR...
Himar: Merkep. Eşek... Hımâr: Kadınların başlarına sardıkları bez... Hımâre: Ayak üstü. Havuzun etrafına konan taş. Avcıların av vurmak için çevrelerine ev gibi dizdikleri taşlar. Hammâr: Eşekçi... Hammâr: Mürşid, şeyh, kılavuz. Şarap yapan veya satan kimse. Meyhaneci... Mey: Şarâb, içki... Mey’: Eriyip akma... Mey’a: Bir şeyin ilk zamanı. Tazelik vakti. Yere dökülen bir sıvının akıp gitmesi... Mâyi’: Akıcı. Akıcı madde... Mâye: Damızlık. Esas. Temel. Bir şeyin mayalanması ve ekşimesi için konulan madde. Para, mal. Güç. İlim. Dişi deve... Ma’y: Su arkı. Su mecrası. Hamîr: Eşekler... Hamîr(e): Eyer yapmada kullanılan tüysüz beyaz deri... Hamîr: Hamur... Hamîre: Hamur içine katılan maya... Hamr: Ekşi. Şarap. Birine bade içirmek. Bir hususu söylemeyip setreylemek, örtmek, saklamak... Hamr: Yüzmek... Hamrâ: Yüzü kızarmış kadın. Arab olmayan cinsten. Şiddetle olan ölüm. Şiddet ve meşakkatli geçen yıl. Çok kırmızı, kızıl renk.
Vâridât: Nasreddin Hoca’nın Eşeği, ″NASREDDİN HOCA’NIN HİMMETİ″ başlıklı bölüm, İBDA Yayınları
Lûgatçe
Necip Fazıl’a yapılan propagandanın, kol kol, bütünü de şöyledir:
• Onun, ömründe tek vakit namaz kıldığı görülmemiştir. •Filân yerde, halkı aldatmak için cemaatle namaz kılmıştır. • Alenen oruç yerken gördük. • Oruçlu gibi duruyordu ama, gizli gizli yiyordu. • Başlıca zevki kumar, içki... • En yüksek(!) ve serbest düşünceli muhitlerle düşüp kalkar. • Zevcesinin başı açıktır. • İslâmlık iddiası samimi değildir. • İslâmlığı, sadece züppelik, gösteriş, garabet ve orijinal görünmek içindir. • İslâmlığı, bazı safdilleri avlayıp şahsî menfaat koparmak içindir. • İslâmlığı, gazetesini satabilmek için bir ticaret vesilesidir. • Samimidir, fakat delidir. • Son derecede akıllı ve hesaplı, şeytanî bir politikacıdır. • Komünisttir. • Faşisttir. • Nefsaniyet, husunet, benlik, kibir örneğidir. • Borçludur; borcuna sadık değildir. • Eşi görülmemiş bir müsriftir. • Ahlâksızdır. • Şantajcıdır. • Yüksek şairlik ve edipliğini politikaya kurban etmiş bir zavallıdır. • Şeriatten nokta feda etmez bir yobazdır, geri şeriatçidir. • İnkılâbın en tehlikeli düşmanıdır. • Anadolulardan başka hiç kimseyi sevmeyen dar, kapalı bir havzacı, aşırı ve marazi bir milliyetçidir. • Irk ve milliyet mefhumuna düşman, modası geçmiş bir ümmetçidir.
Sayfa 54 - (12 Ağustos 1949, Cuma Büyük Doğu Dergisi s.: 23)·Kitabı okuyor
Alıntı
Kahveci Dursun ve Zeynel’in cesetleri dışarı çıkarıldı. Hidayet sakalını sıvazlıyarak: — Herkese içki verin, parası benden... Cengüz’ün iki kaatilinin birbirini vurması adaletli oldu,
Bu Tendürek'teki çatışmada bir üsteğmen ayağından vuruldu, bu üsteğmen zamanında bir askeri sopayla döve döve öldürmüş. Ceza yemiş, yatmış da birkaç sene. Gece içki içip geliyor, koğuşlarımıza girip bizi dövüyordu. 40-45 yaşında, yarbay falan olması gerekiyor ama kıdemli üsteğmendi. Bir keresinde, yatıyorum, kaldırdı, "ne yapıyorsun" dedi. Beni güldürmeye çalışıyor. Gülmedim. Sonra bir yerlerimle oynamaya başladı. Ben de güldüm, ondan sonra beni dövdü. Çatışma çıkarsa, arkadaşlardan biri "ben vuracağım", öbürü "ben vuracağım" diyordu. Göreve giderken de, mesela beş bira bana zimmetliyor, beş bira öbürüne... Adam alkolik yani. Yük ağır, bir de beş bira, yeri geliyor ağırlıktan kumanyamı bile atıyorum. Molada çağırıyor, birasını veriyoruz. Herkes içtiğini biliyordu, bölük komutanları da. Tendürek'te çatışmadayken, bu üsteğmen şahlanmış, ayağa kalkıyor, küfür ediyor. Ayağa kalkmak yasak. Bacağına kurşunu yedi. Çatışmada 16 keleş, bir kanas çıktı. Ona değen G3, yani askeri. Üsler de "asker vurmuş" dedi. "Yanlışlıkla oldu" diye yorumlandı ama herkes askerin bilerek vurduğunu biliyordu. Geri dönmedi. Askerin hepsi, bunu yapana dua ediyordu..
Sayfa 97 - Metis Yayınları·Kitabı okuyor
Anı
Reklam
Reklam