“Savaş, teklerin hayatında olduğu gibi toplumun hayatında da kötülüklerin kaynağı olan şeyden, başkalarından çok mal edinmek hırsından doğuyor.” (Platon)
Biliriz ki bu hırs, toplumda çıkardığı savaşlar gibi bizim iç dünyamızın da dengesini bozar ve içimizde savaşlar çıkarır. Sokrates’in Daimon, Platon’un ise tanrısal bir şey olduğunu söylediği bu içses bize uyumu, huzuru ve mutluluğun yolunu gösterir. Daha fazlasına sahip olma arzusunun sadece birer yanılgı olduğunu derinden hissettirir bizlere. Bir ev ve bir araba daha almanın aslında hiçbir getirisi olmadığını, insanın kendine yetebilme erdeminin asıl mutluluk olduğunu hayatımız boyunca fısıldar kulaklarımıza.
“Bir yandan sevinmek gerekir ki insan dışarıdan bakınca görülmüyor. İçindeki sürekli kramp, yüze bir nevroz ifadesi verse de ne olduğu anlaşılmıyor. Kaldı ki o nevrotik ifadeyi bile neyse ki anlayan pek az.”
Özgüven yaratmak ya da hak etmek için özellikle değerli bir şey yapmak durumunda değilsiniz.
Tüm yapmanız gereken şey o eleştirel, nutuk çeken iç sesi kapatmanızdır.
Niye? Çünkü o eleştirel içses yanlış, içsel olarak kendini istismar edişiniz mantıksız, çarpıtılmış düşünceleriniz sonucunda oluşur.
Değersizlik algınız gerçeğe dayanmaz, sadece depresif hastalığın merkezinde yer alan bir çıbandır
Evde kalaydın, sıcak çorbalardan
Demli çaylardan içeydin
Bir gül gibi her sabah
Yeniden koklayaydın evladını
Yola düşmek yakıştı mı bu yaşa?
Diye kabarıyor bir içses gelgitler arasında